İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0707:4008:2512:5315:3617:5519:23
Kabe

Fransa'nın Cezayir soykırımı

Dünya
|

Kuzey Afrika'da İslam'ın yayılmasında çok önemli bir yer tutan Cezayir uzun yıllardır, hem toplumsal hem de siyasi açıdan büyük bir kaos içinde yaşıyor. Türk ve dünya kamuoyunun özellikle son on yıldır sürekli katliam haberleri duymaya alıştığı Cezayir'de karışıklığın kökeni de eskilere dayanıyor.

Kuzey Afrika'da İslam'ın yayılmasında çok önemli bir yer tutan Cezayir uzun yıllardır, hem toplumsal hem de siyasi açıdan büyük bir kaos içinde yaşıyor. Türk ve dünya kamuoyunun özellikle son on yıldır sürekli katliam haberleri duymaya alıştığı Cezayir'de karışıklığın kökeni de eskilere dayanıyor.

1830'da Fransız işgaliyle birlikte Cezayir halkı için de zor ve karanlık günler başlamış oldu. Bugün Ermeni soykırımı senaryosunu parlamentolarında kabul edip, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından da onaylanmasını sağlayan Fransızlar'a, yaklaşık 150 yıl boyunca Cezayir'de sebep oldukları katliamlar için hiçbir yaptırım uygulanmıyor. Aslına bakılırsa uluslararası çevreler süregelen şiddetin asıl sorumluları hakkında yorum bile yapmaktan özenle kaçınıyorlar.

Son on yıldır ölümlerin sayısının 100 bine ulaştığı (Cezayir Devlet Başkanı Bouteflika tarafından açıklanan resmi rakam) hatta basına kapalı ortamlarda bu sayının çok daha fazla olduğunun dile getirildiği bu terör ortamı, gerçekte 1.5 milyon Cezayirliyi katleden Fransa'nın bir mirasıdır. Oysa aynı Cezayir 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Osmanlı yönetiminde huzur, güvenlik ve barış içinde yaşamıştır.Cezayir halkı yıllardır öldürülüyor, işkenceye uğruyor, kadın, çocuk, yaşlı demeden katlediliyor.


Fransa'nın Cezayir İşgali
Bilindiği gibi Sanayi Devrimi ile birlikte siyasi dengelerin de değişmeye başladığı 19. yüzyıl, insanlığa savaşların, katliamların ve zulmün hakim olduğu 20. yüzyılı armağan etti. 19. yüzyılda kurulmak istenen düzenin temel dayanak noktasını ise dinin ve manevi değerlerin ikinci plana itildiği, her şeyin maddi menfaatlerden ibaret olduğu ve "güçlü olanın kazanacağı" öğretisini telkin eden materyalist dünya görüşü oluşturmakta idi. Bu görüş çerçevesinde gelişen sömürgeci anlayış kendisine yeni kaynaklar ve imkanlar ararken, karşısında Müslümanları, dolayısıyla da Osmanlı İmparatorluğu'nu buldu. Osmanlı'nın zayıflatılması ve bu vesile ile hakimiyeti altındaki toprakların Batılı devletler tarafından sömürüye açık hale getirilmesi 19. yüzyılın son çeyreğinin ve 20. yüzyıl başının en belirgin stratejilerinden birisi oldu.

Bu stratejiler doğrultusunda Osmanlı'nın giderek zayıflatılması ve en nihayetinde de siyasi olarak varlığının sona ermesi, sömürgeci devletler için pek çok yeni kapının açılması anlamına geliyordu. Osmanlı'nın dağılma süreciyle birlikte sömürgeci güçler de İslam topraklarını paylaşmaya başladılar. Paylaşılan bu topraklardan birisi de Cezayir idi. Fransız orduları 1827 yılında 37 bin askerle Cezayir'e yönelik işgallerine başladılar ve üç yıl süren işgalin sonucunda Cezayir toprakları tamamen Fransızların denetimine geçti.Zengin petrol yataklarına sahip olan ve Akdeniz'de oldukça stratejik bir liman özelliği taşıyan Cezayir, Fransa için oldukça değerli bir topraktı. 19. yüzyıla kadar Osmanlı hakimiyetinde kalan Cezayir toprakları 1830 yılında Fransa topraklarına katıldı ve 132 yıl boyunca Fransa'nın sömürgesi olarak kaldı.

Fransızlar  işgal ettikleri tüm topraklarda olduğu gibi Cezayir'de de baskıya ve şiddet dayanan bir sistem kurdular. Fransızlarla birlikte asimilasyon yoğun bir şekilde hayata geçirildi. İlk önce Arapça konuşmak ve eğitim görmek yasaklandı. Resmi konuşma dili sadece Fransızca olarak kabul edildi. Bu politika halkın ulusal kimliğini ve kültürel birikimini yok etmeyi hedefliyordu. Daha sonra Cezayir halkı bir yandan ekonomik olarak tam anlamıyla Fransa'ya bağımlı hale getirilirken, bir yandan da ülkenin siyasi yapısı Fransa'nın menfaatleri doğrultusunda yeniden inşa edildi.Fransa'nın 1827'de başlayan işgaline karşı Cezayir'de ilk direniş 1832'de Maskara Emiri Abdülkadir tarafından gerçekleştirildi. Konstantin şehrinin beyi Hacı Ahmed ile birlikte Fransızlara karşı isyan eden ve sonra da başlattığı ayaklanmanın liderliğini üstlenen Emir Abdülkadir 18 Kasım 1839'da Fransa'ya karşı resmen savaş ilan etti. Ancak bu mücadele kullanılan yanlış yöntemler nedeniyle başarıya ulaşamadı. Mücadele sırasında binlerce Cezayirli Müslüman öldü ve Fransızlar da ülkeye tamamen hakim oldular.

Fransızlar'ın Cezayir Halkına Uyguladıkları İşkence
Fransız yönetiminin Cezayir'de uyguladığı politikayı dönemin Olağanüstü Yönetim Komutanı Jacques Massu'nun sözleri çok özlü bir şekilde ortaya koymaktaydı: "İşkence mi? Elbette işkence uyguluyoruz. Basının belli bir kesimi bu konuyu işleye işleye bizi bıktırdı. Fakat başka nasıl davranmamızı istersiniz?" Dönemin La Croix dergisi muhabirlerinden Jacques Duquesne'nin dile getirdiği izlenimleri ise çok daha tüyler ürpertici idi:

"İşkence ve insanların kaybolması sorunları zihinleri devamlı bir şekilde meşgul etmekteydi. Erkekler, bazen de kadınlar tutuklanıyor ve daha sonra kendilerinden hiç haber alınamıyordu. Cesetlerinin taş bağlanarak denize atıldığı biliniyordu. Sayılarının genellikle 3 bini bulduğu ileri sürülüyordu ama Cezayir belediye başkanı Jacques Chevallier, 5 bin gibi bir rakamdan söz açmıştı. Fransız askerlerin baskı ve sindirme yöntemlerine ırza saldırı ve köyleri ortadan kaldırma uygulamalar da dahildi. Bir askerin anlattığına göre hastabakıcı olarak görev yaptığı birliğinde hemen hemen her sabah gece boyunca işkence gören kişileri tedavi ediyordu. İşkence yöntemleri ise insanı yok etme amacını taşıyordu. Kurbanın ya hortumla ağzının içine su sıkılıyor, ya tırnakları sökülüyor, ya başı su dolu küvete daldırılıyor yada ayakları zorlukla yere değecek şekilde saatlerce bileklerinden asılı tutulması sağlanıyordu. Ve daha başka yöntemler. Bütün bunları yazmak kolay değil. Ben bildiklerimin sadece çok az kısmını söyledim."

İsrail'in Filistin topraklarında 50 yıldır uygulamaya devam ettiği, Sırpların Bosna'da ve Kosova'da hala vazgeçmedikleri, Çeçenistan'da Rusların uygulamakta hiçbir sakınca görmedikleri bu işkence yöntemleri, baskı ve yıldırma politikaları Cezayirli Müslümanlara karşı da Fransızlar tarafından yıllar boyunca uygulandı.Bugün sözde Ermeni Soykırımı tasarısı ile tarihe adaleti ve merhameti ile geçmiş olan şanlı Türk Milleti'ne insanlık dersi vermeye kalkışan Fransa'nın öncelikle kendi geçmişi üzerindeki bu kara lekeleri temizleyebilmesi gerekir.

AKRA FM
AKRA