654 bin 965 ölü. “Demokrasiye, özgürlüğe geçirilen”; “Terörle mücadele” gerekçesiyle saldırılan; “Kitle imha silahlarını imha” hedefiyle işgal edilen bir ülke. İşgalden önce, o da ambargo koşullarında dahi, ölüm oranı binde 5.5 iken, işgal sonrasında binde 13.3’e çıkan, işgalden sonra her 40 vatandaşından birini gömen bir ülke. 654 bin 965. Böyle bir sayı bize ne anlatabilir? Şiddeti anlatmaya yeterli olabilir mi? Sayılar çoğaldıkça, ölüler yığıldıkça, kimliksizleştikçe,önemsizleştikçe gerçeklikten, infialden, öfkeden de, vicdandan ve akıldan da o denli çabuk ve kolay mı koparız? Bu civarların ölüme mahkum halklarının tarihini, birbirlerini boğazlamalarını, birbirlerinin boğazına sarılmaları için sevk ve idaresini, yüzyılların bu tarihi ve kolektif utancını yüzü de kızararak idrak edebilir mi, bir Batı parlamentosu, hükümeti vesairesi!
SABAH -16 EKİM 2006 PAZARTESİ (UMUR TALU)






