Fransız parlamentosu 1915-1917 arasında Osmanlıların yaptığı Ermeni katliamını inkâr edenlere para ve hapis cezası verilmesini öngören yasayı kabul etti. Böylelikle bu yasa Holokost'u inkâr edenleri hapisle cezalandıran bir başka yasaya eklendi. İşte Fransa parlamentosu 1915 yılının insan haklarını kolluyor ancak bugün gözleri önünde yaşanan soykırım ve katliamları, işlenen savaş suçlarını, Filistin, Lübnan ve Irak'ta çocuk ve sivillerin her gün ölmesini görmezden geliyor. Bu soykırımları kınayacak bir karar almıyor, 650 bin Iraklının öldürülmesini ve en az iki katının sakat bırakılmasını soykırım veya insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak görecek bir karar çıkarmıyor, bu suçları işleyenlerin sorumluluk almasını, uluslararası mahkemeye çıkarılmalarını dahi istemiyor.
Fransa, Irak'taki savaşa karşı çıkan tutumuna rağmen Irak, Filistin ve Lübnan'daki Araplara karşı süregelen katliamın varlığını inkâr edenleri hapse atacak bir karar çıkarmış değil. Oysa Paris kolaylıkla 2003'ten bu yana Iraklıları her gün öldüren bu savaşın yıkıcı sonuçlarına karşı bir tutum alabilirdi.
ABD suçu Irak'a atıyor!
Batı'nın tutumu esasında Müslümanlara karşı,onları küçük görme ve kutsal yaşam hakkını dikkate almama üzerine kurulu. Yoksa Batı'nın İsrail'in Filistinli aileleri, çocukları, kadınları ve silahsız bir halkı katletmesine gözlerini kapatmasını nasıl açıklayabiliriz? Daha fazla Lübnanlının ölmesi için Lübnan topraklarında her gün patlayan İsrail'in misket bombalarını görmezden gelmesi nasıl yorumlanabilir?
ABD işgalinin Irak'taki kurbanlarının ürkütücü sayısına ilişkin resmi yorumlar dahi kimseyi öfkelendirmiyor. ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Irak halkının sorunları çözülmediği takdirde ABD'nin sabrının ve Irak hükümetine güveninin tükeneceği hususunda Bağdat yönetimini uyardı ve hükümetten güvenliği sağlamasını, mezhepleri çekişme ve anlaşmazlıklardan uzak tutmasını istedi. Rice bu açıklamasıyla, Irak'taki güvenlik sorununu ve mezhepçi öldürmelerin suçunu Irak halkına attı ve Bush yönetiminin uluslararası iradeye, insani ve ahlaki yaklaşımlara karşı açtığı savaşın ilk ve tek sorumlusu olan işgale 'masumiyet çeki' verdi.
Bu savaşın asıl hedefi, Irak'ı şu an içinde bulunduğu yıkıma sürüklemekti.
Coğrafi ve dini konumuyla övünç kaynağı oluşturan bu Arap ülkesine suikast düzenlendi. Rice'ın kışkırtıcı açıklamalarından altta kalmayacak bir diğer konuysa, bazı Arap gazetelerinin Johns Hopkins Üniversitesi'nin işgalden bu yana 655 bin Iraklının öldüğünü ortaya koyan araştırmasının sonuçlarıyla ilgili attığı başlık: '655 bin Iraklı 2003'ten bu yana kötü şartların kurbanı'. Bir alt başlıktaysa, '655 bin kişi 2003'ten bu yana şiddetin ve kötüleşen sağlık şartlarının kurbanı' deniliyordu. Bu istatistik, hastaları, yaralıları ve sağlık şartlarının kurbanlarını kapsamıyor. Bunları da kapsasaydı rakam 655 binin çok üstünde olurdu. Hesaba sadece terör kurbanları, şiddet ve ABD işgali nedeniyle hayatlarını kaybedenler katılmış.
Dünyanın en büyük mezarlığı
Peki Araplar kendi ölülerini ve şehitlerini sayamayacak kadar aciz mi ki Bush'un Irak'ta ölenlerin sayısına ilişkin alçaltıcı değerlendirmelerini çürütmek için Amerikan üniversitelerini bekliyorlar? Hatta Amerikan üniversitesi bu görevi yerine getirse dahi, Arap gazeteleri olayı, sorumluluğu taşıması gerekene yükleyecek bir dil ve yöntemle ele almakta aciz kalıyor.
Irak kentlerindeki mezarlar, semtlerin sayısından fazla. Birçok Irak mezarlığı dünyanın en büyük mezarlıklarına dönüştü. Bir Iraklının hayali, öldüğü takdirde ailesinin kendisini teşhis etmesi sonrası saygın bir cenaze töreniyle defnedilmek oldu.
Iraklılar bedenlerine kimlikleri anlaşılsın diye dövme yaptırmaya ve 'Ya yakılırsak' diye sormaya başladı. Bush'un savaşı Iraklılar için tek bir başarı sağladı: Gizli toplu mezarlar yerine açık toplu mezarları getirdi. Hammurabi'nin, Harun Reşid'in, Me'mun'un, Cevahiri'nin ve Seyyab'ın torunları olan Iraklıların hak ettiği bu mu?
Irak böylelikle Ortaçağ'a götürüldü. Batı, Irak ve Filistin'de soykırım yapıyor, öldürüyor ve Arap direnişiyle savaşa dönüşen 'terörle savaş' yaftası altında Arapları hücrelere tıkıyor. Acaba Irak tekrar bilim adamları, öğretim görevlileri, doktor ve uzmanlar yetiştirmek için ne kadar zamana ihtiyaç duyacak? Bush yönetiminin 'yapıcı karmaşa'sının Irak'a getirdiği bu planlı soykırımın sorumluluğunu kimler taşımalı?
Kendi araştırmalarımızı yapalım
Bush'un Irak'taki savaşı sonucunda, Irak'ın tarihi eserleri zarar gördü, ülkenin tarihine, müzelerine, elyazmaları ve heykellerine saldırıldı. Savaş öncesi, bu eserlerin çalınması için hazırlık yapılmıştı. Hatta Irak halkının gerçek kimliğini oluşturdukları için eserler savaşın hedeflerinden biri de olabilir.
Tüm bunlardan sonra kimse işgalin yol açtığı felaketlerden konuşmuyor. Aksine, üç yıldır kesintisiz süren ölümlerin sorumlularının yargılanmasını göz ardı edip, devrilen bir despotun mahkemesinin alçaltıcı gösterimini izliyorlar. Dünya İsrail'in güvenliğini konuşuyor ancak İsrailli yetkililerin Filistin halkına yönelik soykırım çağrılarını görmezden geliyor.
O halde sadece Arap ve Müslüman olmayanların ölülerinden konuşmaya izin veriliyor. Yani, Filistin ve Iraklı Araplara yönelik soykırımlar kimlikleri meçhul cesetlerle birlikte tarihe gömülmeli veya 'Arapların cenazesini ancak ailesi kaldırır'. Biz 'uygar' Batı'dan bizim sorunlarımızla ilgili araştırmalar yapmasını, ümmetin saygınlığını ve egemenliğini hedef alan işgal orduları ve filoları eşliğinde yardımlar göndermesini beklemek yerine davamızı savunmadıkça bizim şehitlerimize ve evlatlarımızın hayatına saygı da göstermezler.






