Anayasa Mahkememiz "Memurun canı candır, işçininki patlıcandır" diye yorumlanabilecek bir karar verdi. "Memurun emeklilik konusundaki kazanımlarına dokunulamaz. Hükümet, işçiler için ne karar almış ise uygulansın" dedi.
"Olacak o kadar, Anayasa Mahkememizin üyeleri memur statüsünde" denilebilir ama... Denilmemesi gerekir. Çünkü Anayasa Mahkememiz, bu milletin "İmtiyazsız, sınıfsız bir millet" olmasının teminatıdır.
Açık büyük
2006 yılında ocak-ekim döneminde bütçeden bu üç sistemin açığını kapatmak için ayrılan para 19.8 milyar YTL. (Bu yük her yıl artıyor. Geçen yıl aynı dönemde 16.2 milyar YTL aktarılmıştı.)
İşte bunun için Sosyal Güvenlik Reformu adı altında bir düzenleme yapıldı.
1 Ocak 2007 tarihinden itibaren Emekli Sandığı, SSK ve Bağ-Kur diye ayrım olmayacak. Bu kuruluşlar tek bir çatı altında toplanacak.
Memurlar direniyor
Anayasa Mahkememiz "Ben onu bunu anlamam... Memurların hakkına dokunmayın da işçinin, serbest meslektekilerin haklarıyla nasıl oynarsanız oynayınız " şeklinde karar verince işler karıştı.
"Sosyal Güvenlik Reformu" düzenlemeleri bir bütündür. Memurlarla ilgili düzenlemeler kanunun dışına çıkarılınca hem eşitlik bozulur hem de hesap/denge bozulur. Anayasa mahkemesi kararını yok sayarak TBMM'nin yeni bir düzenleme yapması da çok zordur.
Türkiye'de memur olmak ayrıcalıktır. Onun için herkes memur olmak ister. Memur statüsü ömür boyu memura, öldükten sonra da geride kalanlarına devlet güvencesi sağlar. "Bal tutan parmağını yalar" derler. Memur statüsünde Emekli Sandığı'nın imkânlarından yararlanan milletvekillerimizin, hâkimlerimizin, bürokratlarımızın kazanılmış haklarını aslanlar gibi savunmalarını, emeklilikte ve sosyal güvencede kendilerine SSK ve Bağ-Kur üyelerinden daha üstün imkânlar sağlanması için ellerinden geleni yapmalarını olağan karşılamak gerekmez mi?
İşçi emeklililerinin aylıkları, memurlarınkine göre daha düşük.
MİLLİYET -18 ARALIK 2006 PAZARTESİ (GÜNGÖR URAS)






