İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0707:4008:2512:5315:3617:5519:23
Kabe

Ekolojik zenginlik yok ediliyor

Türkiye
|

İstanbul'un gündemini 3. Köprü, tüp geçit, işgal edilen orman arazileri, orman alanlarının başka kullanımlara tahsisi gibi konular oluşturuyor. Kent tarihinde gelinen her yeni aşama, ormanlar ve doğal alanlar aleyhine sonuçlandı. İstanbul adeta üç tarafından kıstırılmış ve kabına sığmayan bir "canavar" gibi kuzeyindeki yaşam kaynağını, yani orman ve su havzalarını zor

İstanbul'un gündemini 3. Köprü, tüp geçit, işgal edilen orman arazileri, orman alanlarının başka kullanımlara tahsisi gibi konular oluşturuyor. Kent tarihinde gelinen her yeni aşama, ormanlar ve doğal alanlar aleyhine sonuçlandı. İstanbul adeta üç tarafından kıstırılmış ve kabına sığmayan bir "canavar" gibi kuzeyindeki yaşam kaynağını, yani orman ve su havzalarını zorluyor.

İstanbul, acil olarak korunması gereken Türkiye ormanlarının 9 sıcak noktasından birine sahip. İstanbul ormanları 540 bin hektarlık yüzölçümü ile 2 bin adet çiçekli bitki ve eğrelti türünü barındırıyor. Bu rakam Hollanda ve İngiltere'deki türlerin toplamından bile fazla. Nesli tükenmekte olan birçok bitki ve hayvan türünü barındıran İstanbul ormanlarının karşısındaki en büyük tehdit de yapılaşma.
Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) Türkiye ile Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü işbirliğiyle hazırlanan İstanbul Ormanları Raporu kentin sahip olduğu ekolojik zenginliği ve bu zenginliği tehdit eden unsurları tek tek gözler önüne seriyor.

Üzerinde İstanbul ormanlarının köklendiği topraklar genel olarak plato niteliğinde. Anadolu Yakası'nın kuzey kesimleri, sıcaklık ihtiyacı az ve soğuğu tolere edebilen bitki türlerinden oluşan nemli ılıman geniş yapraklı ormanlarla kaplı. Doğu kayını, kestane, adi gürgen, ıhlamur, titrek kavağın da aralarında bulunduğu bu ağaçlar, genel olarak Avrupa-Sibirya Flora bölgesinin "öksin" kesimine ait türler. Yarımadanın, Akdeniz Flora Bölgesi'ne giren güney kesimlerinde ise meşelerin ağırlıkta olduğu kuru ormanlar ve Marmara kıyılarındaki makiler İstanbul'un iki bitki coğrafyası bölgesinin kilit noktasında bulunduğu görüşünü kanıtlıyor.

Avrupa Yakası'nda ormanların genel yapısı ve bitki örtüsü Asya yakasıyla adeta simetri oluşturuyor. Bahçeköy ve Durusu Gölü çevresindeki görece yüksek kesimlerin hâkim orman tipi olan kayın-gürgen-kestane, kıyılara doğru azalarak yerini meşe ormanlarına bırakıyor. Belgrad Ormanları esas itibarıyla meşeden oluşmasına karşın içinde gruplar halinde kayın ve özellikle kestane toplulukları var.
Saf kayın ormanlarının çalılar bakımından fakir olan alt kısmında çobanpüskül, orman sarmaşığı, dafne, tavşanmemesi gibi türler görülüyor. Belgrad Ormanı'nın önemli bir kısmı tohumdan yetişen "koru" ormanları şeklinde. Genellikle kütük sürgününden yetişmiş olan Çatalca ve Şile ormanları ise çoğunlukla yakacak odun ihtiyacına yönelik olarak kütük sürgününden yetişen "baltalık" tekniği ile işletiliyor.
Özellikle 1960'lı yıllardan sonraki 20 yıl içinde İstanbul çevresindeki doğal bitki örtüsü ve orman alanları teknik müdahalelerle önemli bir değişim geçirdi. Her iki yakadaki geniş alanlarda maki ve fundalıklar, sahilçamı ile ağaçlandırıldı; eskinin meşe, kayın, kestane kompozisyonundan oluşan doğal yapraklı ormanları saf çam ormanlarına dönüştürüldü.

ÖNEMLİ BİTKİ ALANLARI
Araştırmaya göre İstanbul yaklaşık 540 bin hektarlık yüzölçümü ile 2 bin adet çiçekli bitki eğrelti türüne sahip. WWF Türkiye, Fauna & Flora International ve İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi tarafından 40'ı aşkın uzmanın katılımı ile belirlenen Türkiye'nin 122 Önemli Bitki Alanı'ndan (ÖBA) 7'si İstanbul'un iki yarımadası üzerinde. Nadir ve tehlike altındaki türlerin son sığınakları olan ÖBA'ların İstanbul çevresindeki koruma önceliği şöyle: "Terkos-Kasatura kıyıları (acil), Ağaçlı kumulları (çok acil), Kilyos kumulları (çok acil), Batı İstanbul meraları (çok acil), Kuzey Boğaziçi (acil), Sahilköy-Şile kıyıları (çok acil), Ömerli Havzası (çok acil)"
Bazı ÖBA'lar kısmen veya tamamen milli park, tabiatı koruma alanı, doğal sit gibi korunan alanlar şemsiyesi altında olsa da bu bütün ÖBA'ların korunduğu anlamına gelmiyor. Tehdit unsurları kentleşme, plansız gelişme, madencilik, turizm, kirlilik, türlerin toplanması gibi çeşitlilik gösteriyor. Amaç, alanların doğal yapısının ve ekolojik işleyişinin korunması olduğundan tarımsal faaliyetler ve hatta iyi niyetle yapılan ağaçlandırma çalışmaları bile tehditler arasına girebiliyor.

FUNDALIKLAR
Ormanlarla yakından ilişkili olan fundalıklar büyük oranda yitirilmiş ve bütünlükleri bozulmuş durumda. Fundalıklar, nadir bitki türleri bakımından İstanbul'un en zengin doğal habitatlarından biri olma özelliğini koruyor. İstanbul'un fundalık alanları, Avrupa ve Akdeniz'in doğusunda elde kalan en önemli örnekler arasında. İstanbul'un fundalıkları küresel olarak tehdit altında bulunan endekim Çatalca Peygamber Çiçeği'nin de yurdu.

FAUNA
Çeşitli kaynaklar, İstanbul'un orman içi habitatlarında ulugeyik, karaca, yabankedisi, tilki, çakal, yabandomuzu, su samuru, porsuk ve çok az sayıda kurdun yaşamını sürdürdüğüne işaret ediyor. Çatalca'daki Motor Deresi çevresinde varlığı bilinen su samuru ve kurt, Bern Sözleşmesi ile uluslararası düzeyde korunması gereken türler arasında. Yine aynı sözleşme ile yaşam alanları korunması gereken uluslararası öneme sahip beş kurbağa türü dahil 10 çiftyaşamlı (amfibi) da ormana bitişik sulak alan habitatlarının sakinleri arasında.

TEHDİTLER
Anadolu Yakası ormanları da Avrupa Yakası'nda olduğu gibi Riva Deresi, Ömerli ve Elmalı Baraj gölleri ile İstanbul'un su ihtiyacının karşılanmasında kritik öneme sahip. Şile çevresinde kaynak suyu üretimi yapan 16 ticari işletme bulunuyor. Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği ve İSKİ Yönetmeliği gibi düzenlemelere karşın Ömerli Barajı Havzası'nda, konut, altyapı, tesisleşme gibi baskı unsurları etkisini sürdürüyor. İstanbul çevresindeki ormanlara yönelik başlıca orman suçları; "Kaçak ağaç kesimi ve nakliyesi, yangın, açma-yerleşme, işgal-faydalanma ve otlatma." Türkiye'nin orman yangınları bakımından en riskli bölgeleri Akdeniz ve Ege sahillerinden İstanbul'a kadar uzanıyor. 1994-2003 arasındaki dönem esas alındığında kaydedilen yıllık ortalama yangın sayısı 96 iken 2003'te bu sayı 174'e çıktı. 2002'de çıkan 55 orman yangını sonucunda 4 hektar, 2003'ün ilk yarısında çıkan 57 yangında ise 10 hektar alan yandı.

1998-2002 arasındaki 15 yıllık dönemde çıkan orman yangınlarının yüzde 14'ü enerji nakil hatları, yüzde 53.4'ü ihmal ve dikkatsizlik, yüzde 4.5'i kasıt, yüzde 1.5'i yıldırım ve yüzde 26.9'u bilinmeyen nedenlerden kaynaklanıyor. Ancak kamuoyunda çok tartışılan Orman Yasası'nın 2B maddesine göre İstanbul'da orman sınırları dışına çıkarılan toplam alan ise 13.727 hektar. Bununla birlikte 15 bin hektar orman alanı, bedelli ya da bedelsiz olarak çeşitli amaçlar için "izin-irtifak" uygulamasına konu olmuş. İzin-irtifaka konu olan faaliyetler, taş ve maden işletme tesisleri, enerji tesisleri ve nakil hatları, su-gölet, yol, taşocağı, turistik tesis, okul, üniversite yeri izinlerine kadar çeşitlilik gösteriyor. Bu tür alanlarda izin süreleri bitip ağaçlandırmaya uygun hale getirilen alanların ilgili Orman İşletmesi'nce teslim alındıktan sonra ağaçlandırılması gerekiyor.

İstanbul'da hızla artan yapılaşma; taş, kum, mıcır gibi malzemelere olan ihtiyacı da artırıyor. Verilen izin-irtifakların önemli bir bölümü taş ve maden ocaklarına ait. Tahminlere göre önümüzdeki 20 yıl içinde taş ve kum ocağı kullanımına yönelik 600 hektar yeni alana ihtiyaç var. Bu da İstanbul'un ormanları başta olmak üzere elde kalan son doğa alanlarına yönelik bir başka önemli sorun kaynağı. Kâğıt üzerindeki düzenlemelere karşın uygulamadaki eksiklikler nedeniyle taş ocaklarının doğaya etkisi azaltılarak işletilmesi veya rehabilitasyonu etkin bir şekilde sağlanamıyor.

İstanbul ormanlarının önemli kayıplara uğradığı gerçeğini ortaya koyan bilimsel araştırmalar ve güncel veriler oldukça sınırlı. Bunlardan biri Terkos ormanlarını içine alan bölgede, Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi Jeodezi ve Fotogrametri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bülent Bayram tarafından 1989 ve 2001 yıllarına ait uydu görüntüleri ile yapılan karşılaştırma. Bu araştırma sonucunda değerlendirmeye konu olan 82.590 hektarlık alanda yaşanan doğal alan kaybı 10 bin 165 hektar. İmar uygulamalarından görece az etkilenen bölgede yaşanan kayıp bile alanın 8'de biri düzeyinde. Değerlendirmede, kaybın tarım arazilerindeki yayılma ve yapılaşmadan ileri geldiği belirtiliyor.

Gecekondu ile gökdelen arasında sıkışan kent: İstanbul
Cumhuriyet ile birlikte siyasi merkez olmaktan çıkıp sosyo-ekonomik açıdan eski önemini yitiren İstanbul'un 20. yüzyıl başında 1 milyonu aşan nüfusu, 1927'de 700 binin altına düştü. Ancak 1940'larda sanayi yatırımlarının gelişmeye başlaması ile kent, yeniden çekim merkezi oldu. 1950'lerin ortasına gelindiğinde İstanbul, batıda Yeşilköy, kuzeyde Levent, doğuda Bostancı'ya kadar uzanan bir alanda yayılma gösterdi. Sanayi alanlarının etrafında gecekondu mahalleleri oluşmaya başladı.
1970'lerde 2 milyonu aşan nüfusu, etki alanının genişliği, sanayinin kent dışına kayması ve birden çok merkezi ile İstanbul, metropol ölçeğine ulaştı ve konut, ulaşım gibi altyapı sorunlarıyla karşı karşıya kalmaya başladı. 1973'te yapılan Boğaziçi Köprüsü ve çevre yolları kent içi ulaşım ağının omurgası haline gelirken özel oto sayısının artması ile İstanbul'un gelişim alanı doğuda Gebze, batıda ise Silivri'ye kadar ulaştı. 1980 yılına gelindiğinde nüfus 3 milyona dayandı. 1984'te çıkarılan Büyükşehir Belediyeleri Yasası ile İstanbul'da büyükşehir belediyesi ve ona bağlı ilçe belediyelerinden oluşan bir yönetim yapısı kuruldu.

1989 yılında, Boğaz'ın kuzey kesiminden kenti transit geçen Trans Avrupa Otoyolu ve buna bağlı ikinci bir köprünün yapılması, kentin gelişimi ile ormanlar üzerindeki etkisi açısından önemli kilometre taşlarından biri oldu. Otoyol çevresindeki orman ve doğal alanlar üzerinde gecekondu semtleri yükselmeye başladı. Buna 1990'larda Levent-Maslak hattı üzerinde gelişen gökdelenler eklendi.
Nüfusun artık 10 milyonu çoktan aştığı 2000'lerin gündemini ise 3. köprü, tüp geçit, işgal edilen orman arazileri, orman alanlarının başka kullanımlara tahsisi gibi konular oluşturuyor. Kent tarihinde gelinen her yeni aşama, ormanlar ve doğal alanlar aleyhine sonuçlandı. İstanbul adeta üç tarafından kıstırılmış ve kabına sığmayan bir "canavar" gibi kuzeyindeki yaşam kaynağını yani orman ve su havzalarını zorluyor.

Yapılaşma yüzde 90 arttı
İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi'nden Doç. Dr. Ayhan Koç ile Dr. Hakan Yener 'in yaptığı bir araştırmada 1984 ve 1994 yıllarında elde edilen uydu görüntülerine dayanarak özellikle Belgrad Ormanı ve Beykoz çevresini içine alan 360 kilometrekarelik bölgedeki yerleşim alanlarının yüzde 90'lık bir artış göstererek 3900 hektardan 7400 hektara çıktığını ve bu artışın yüzde 18.5'inin orman alanlarından elde edildiğini gösteriyor. Bu da 650 hektarlık bir orman alanını ifade ediyor ve aynı yerde 1984'te var olan toplam orman alanının yüzde 3.64'ünü oluşturuyor. Araştırmaya göre, orman alanlarındaki azalmanın ikinci nedeni madencilik ve benzeri "yerleşim" dışı nedenlerle yaşanan alan kaybı. Bu da 2 bin 263 hektar olarak belirlenmiş.
Uzmanlar, Boğaz üzerine yapılacak üçüncü bir köprü ve ona bağlı otoyolların 350 hektarlık bir orman alanına mal olacağını tahmin ediyor. Araştırmanın ilginç bulgularından biri de ormanların yapısında görülen değişim. 1984'te 36 bin hektarlık araştırma alanının 12 bin 460 hektarı geniş yapraklı ormanlardan oluşurken 1994'te bu 10 bin 275 hektara düşmüş. Buna karşılık iğne yapraklı ormanlar, aynı dönem içinde 5475 hektardan 7570 hektara çıkmış ve bütün içindeki oranı yapraklılar aleyhine artmış.

YAŞANMAZ HALE GELİYOR
Orman yetiştirme uzmanı Prof. Dr. Cemil Ata, "Geniş alanlarda ağaçlandırma amacıyla kullanılan sahil çamı gibi türler, yangına davetiye çıkarmaktadır" diyor ve ekliyor: "İstanbul'daki bu saf çam ormanları zamanla eski orijinal yapısına yani meşe, kayın, kestane, akçaağaç, kızılağaç türlerinden oluşan karışık yapraklı ormanlara dönüştürülmelidir."
İstanbul bir yandan kendi su kaynaklarının sigortası olan ormanları kaçak yapılaşma, yeni otoyollar, köprüler ile kaybederken diğer yandan susuzluğa çare olarak yüzlerce kilometre uzaktan başka doğal ekosistemlerin ihtiyaç duyduğu kaynakların getirilmesi önemli bir çelişki yaratıyor. İstanbul'un var olan ormanlarını riske atacak her adım, bardağımızdaki suyun biraz daha azalması ve kirlenmesi, dolayısıyla İstanbul'un daha da yaşanmaz hale gelmesi demek.
CUMHURİYET -19 ARALIK 2006 SALI

AKRA