Dünya hızla değişiyor, güç dengeleri Batı aleyhine bozuluyor. Ben son iki kitabımda sorunu şöyle koymuştum: "Batı'da güneş batıyor, Doğu'da ise yeni bir güneş doğuyor. Amerikan İmparatorluğu çöküyor. 1.300.000 nüfuslu Çin yılda yüzde 9-10 gelişme hızıyla dünyada ekonomik dengeleri değiştiriyor. Amerika'nın arka bahçesi Latin Amerika'da sosyalizm yeşeriyor. Tek dünya gücü Amerika artık bir masal. Asya-Pasifik bölgesinde antiemperyalist dayanışma hızlanıyor."
Bu gerçek Türk kamuoyuna pek az yansıtıldı. Çoğunuza çok aykırı gelmesi olası. Ancak ben bu görüşe ciddi araştırmalar sonucu vardım. Dünya basınında bu gerçek artık kabul ediliyor, bu görüşü derinleştiren ciddi veriler, bilimsel kitaplar var.
BATI'DAN DOĞU'YA SERVET VE GÜÇ AKIMI
Asıl önemli sorun bu. Bu bilgiyi Clyde Prestowitz 'in yukarıdaki başlığı taşıyan kitabında buluyoruz. Prestowitz Washington'da Ekonomik Strateji Enstitüsü'nün başkanı. Bakın o ne diyor: "Küreselleşme çerçevesi içinde sermaye, Batıdan el emeğinin ucuz olduğu ülkelere kayarken, onunla beraber teknoloji, araştırmalar, araştırmacılar, teknisyenler ve bilim adamları da orya göçüyor. Batı geriliyor. Doğu hızla güçleniyor." Belirttiği çok önemli bir nokta da şudur: Serbest piyasa ekonomisi, Batı'nın aleyhine işliyor, Doğu korumacı, güdümlü, devlet destekli politikalarla güçlendi. Batı -özellikle ABD- Doğu'nun rekabetine dayanamaz hale geldi. "2005 yılının en önemli haberi, küresel ekonominin göbeğindeki çatlaktır; doların istikrarsızlığı, AB mali üstünlüğünün kaybolması, ABD'nin teknikte öncülüğünün gerilemesi, Çin, Hindistan ve Avrupa'nın yükselmesi..."
Prestowitz devam ediyor: Dışarıda özellikle elektronik sanayiinde üretim hızla ilerledi. Örneğin 1990'da dizüstü bilgisayarlarının yüzde 80'i Tayvan'da imal ediliyordu. Özellikle Çin çok çekiciydi. Bu çok nüfuslu ülkede, dünya pazarları ve özellikle ABD pazarı için maliyeti çok ucuz mallar imal ediliyordu. Örneğin, Wal-Mart Şirketi 1990'da Çin hükümetiyle bir "Joint Venture" (Ortak Girişim) anlaşması imzaladı. Wal-Mart, mekânı, dağıtım ve uzmanları sağlayacak; Çin hükümeti ise bir vergiden arınmış alan, dostça iş ilişkileri, sonsuz ucuz emek, sadece partiye bağlı sendikalar, istikrarlı para, vergi muafiyeti sağlayacaktı. Prestowitz'e göre Çin'de böyle binlerce ortaklaşa şirket kuruluyor. Bunun Amerika için ne demek olduğunu bir düşünün. Wal-Mart ve onun gibi firmalar Çin'de ürettikleri ucuz malları Amerikan pazarına sürüyor. ABD sanayii de gitgide daha çok Çin'e göçüyor.
Çin'in dünya ekonomisinde dengeleri etkilediğini, bir ikinci dünya gücü olarak ortaya çıktığını görüyoruz. Batı basını bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor.
13 Eylül 2005 tarihli Sydney Morning Herald adlı Avustralya dergisi Çin'in ekonomik gücünden şikâyet ediyor: "Birdenbire Çin, dünya ekonomisinin dengelerini elinde tutmaya başladı. 711 dolarlık döviz rezervleriyle beraber, 500 milyar dolarlık ABD Devlet Bankası bonolarını ve Amerikan tahvillerini elinde tutuyor. Amerikan Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan' in yumuşak faiz politikasını piyasaya sürdüğü paralarla destekleyen sanayileşmiş Asya ülkelerinin başında gelen Çin, Amerika'da tüketim ve mesken çılgınlığını sürdürmeye hizmet ediyor. Çin'in dolar rezervlerini Avro'ya çevirmesi, Yuan'ın değerinde bir değişiklik yaparak iç tüketimi hızlandırması ABD'de faiz oranlarında bir artışa neden olabilir, tüketim çılgınlığı durabilir."
21 Ekim 2006 tarihli The Economist dergisi, Çin'in sanayileşmesi ve şehirleşmesi, yaşam düzeyinin yükselmesi sonucu muazzam bir alıcı kitlesinin meydana geldiğini anlatıyor. IMF'nin hesaplarına göre, bu yıl 2006 yılında Çin'de ailelerin tüketim artışı yüzde 7 oranındayken, ABD'de bu oran yüzde 3. Bu gidişle, dünya ölçüsünde Amerikan pazarının yerini Asya pazarları almaya başlayacak. Bu da Avrupa'nın ihracatını ayakta tutmaya yeterli.
ÇİN OLAYINI DOĞRU ANLAYALIM
Çin'in bir dünya devi olarak ortaya çıkmasını, ucuz el emeğine, dışa açılmasına bağlamak bu konuda yüzeysel kalmak olur.ikinci büyük aktörü Rusya, Çin'e önemli silahlar satıyor, iki ülke arasında askeri tatbikatlar yapılıyor. Çin, 1997 Asya krizinden sonra bölgede nüfusunu artırdı. ABD denetimindeki APEC'ten kopan ASEAN ülkeleriyle (Endonezya, Bruni, Malezya, Filipinler, Singapur) ilişkilerini arttırdı. 2004 yılında ASEAN'ın Çin, Japonya ve Güney Kore ile beraber yaptığı toplantıda bir ortak Asya pazarı kurulmasına karar verildi. Bu ülkeler "ABD'nin kullandığı baskı yöntemlerine karşı, çok kutuplu dünyadan yana" olduklarını açıkladılar. Örgütün 2006'da Hanoy'da yapılan toplantısında, Asya Ortak Pazarı'na Vietnam ve Tayland da katıldı. Çin'in bölgede yatırımlarını arttırması ile ilgili bir anlaşma hazırlandı. Aynı zamanda Çin'in güneyinde bir Çin-ASEAN zirvesi tertip edildi.
Asıl önemli örgüt, Şanghay İşbirliği Örgütü'dür. 1996'da kurulan "Şanghay Beşlisi" nin hedefi Çin ile çevresindeki ülkelerin arasında güvenliği sağlamaktı, ABD'nin Orta Asya'da etkilerini arttırması, bölgede asker bulundurması kınanmıştı. 2005 yılında, Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan'ı içeren ŞİÖ (Şanghay İşbirliği Örgütü) kuruldu. Sonradan Hindistan, Pakistan ve İran'ın da katıldığı örgüt 2005'te bir anti Amerikan cephe, önemli bir caydırıcı güç oluşturuyordu. Cumhuriyet gazetesinin, 18 Temmuz 2005 tarihli Strateji ekinde bu konuda ilginç bilgiler buluyoruz:
"Halen mevcut 10 üye arasında Çin- Rusya-Hindistan nükleer silahlara sahiptir. ŞİÖ'nün üyelerinin yüzölçümü 37.306 milyon metrekare. 2.5 milyarı aşan nüfusuyla ŞİÖ dünya nüfusunun üçte birine sahip bulunuyor. Örgüt 6 milyonluk bir askeri güze sahip. Kaydettikleri hızlı kalkınmayla ve başta petrol olmak üzere ellerindeki doğal kaynaklarla dünya ekonomisini etkiliyorlar." Dünya siyasetinde de gitgide daha önemli bir rol oynadıklarını, gerektiğinde Güvenlik Konseyi'ndeki veto haklarını kullandıklarını da buna ekleyelim.
ABD imparatorluğu neden çöküyor?
Daha 1960'lı yıllarda, Amerikan düşünürü P. Kennedy , "Büyük Devletlerin Yükselip, Yıkılması" başlıklı kitabında, ABD İmparatorluğunun çöküş sürecinde olduğunu belirtti.
Bunu doların altın dayanağını kaybetmesine, Vietnam Savaşı'na, Alman-Japon rekabetine, dışarıya dolar akımına dayandırdı. İngiliz, The Economist dergisi, 4 Aralık 2004 tarihli sayısında şu bilgileri verdi: "Eğer Amerika, bugünkü hızıyla borç almaya devam ederse, dolar uluslararası mali piyasalardaki güçlü durumunu kaybedecek." Hızla artan devlet borçlanması, çılgın tüketici harcamaları, iflasa neden olabilecek kadar büyük cari açık. Aynı dergiye göre, ABD'nin Çin'e 250 milyar dolar borcu var. Çin elindeki bu değerdeki tahvilleri bozduğu gün, ABD önemli bir bunalıma girecek. Petrol fiyatlarının artışı Irak ve Afgan savaşlarının masrafları da buna eklendiği vakit, ABD'nin ekonomik durumu daha iyi anlaşılabilir. New York Times gazetesinde Robert Kaplan, daha 2004'te durumu şöyle görüyordu: "Artık ABD dünya ekonomisinde gelişmeleri belirleme gücünü kaybediyor. ABD'nin hegemonyasını restore etmek, Batı'nın küresel egemenliğini sonuna kadar korumak, hayal âleminde kalmaya mahkûm."
CUMHURİYET -11 OCAK 2007 PERŞEMBE (DÇ.DR.YILDIZ SEERTEL)






