İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0707:4008:2512:5315:3617:5519:23
Kabe

Kuzey Kore'nin İran'dan farkı ne?

Dünya
|

Kuzey Kore'nin nükleer silah programını durdurmasına yönelik anlaşma, ABD'nin sorunları diplomasiyle çözme yetisine sahip olduğunu gösterdi. Bush, petrol ve İsrail sebebiyle tehdit savurmaktan vazgeçip İran'a karşı benzer tavır takınsa, Ortadoğu'da da gelişme elde edecek

Kuzey Kore'nin nükleer silah programını durdurmasına yönelik anlaşma, ABD'nin sorunları diplomasiyle çözme yetisine sahip olduğunu gösterdi. Bush, petrol ve İsrail sebebiyle tehdit savurmaktan vazgeçip İran'a karşı benzer tavır takınsa, Ortadoğu'da da gelişme elde edecek

Altı ülkenin nükleer silahlanma programını bitireceğine dair Kuzey Kore'yle vardığı makul anlaşma, İran'ın ilişkileri gölgeleyen tüm ikili sorunları ele almak üzere 2003'te ABD'ye sunduğu teklif hakkında daha fazla detayın ortaya döküldüğü bir döneme denk geldi. Amerikalıların liderliğinde Pyongyang'la sağlanan anlaşmayla, İran'a yönelik savaş tehditleri arasında çarpıcı, belki de gereksiz boyutlarda bir tezat var.
Kuzey Kore anlaşması, mantıklı davranan Amerikan diplomasisinin varlığına işaret ediyor ve bu durum, önemli dış politika sorunlarına ilişkin olarak Washington'ın genelde benimsediği mantıktan uzak yaklaşımla keskin bir tezat oluşturuyor. Washington, diplomasinin binlerce yıldır temel unsuru olan akılcı anlaşmalarla çözüm bulmak yerine çoğu kez yaptırımlara, tehditlere ve askeri güce başvurmaya daha meyilli. Ortadoğu söz konusu olduğunda, bilhassa da abartılmış İsrail yanlısı çıkarlar politikasını etkilediğinde de, bu durum iyice belirginleşiyor.

Ortadoğu'da önkoşulları çok sert
Esas itibarıyla enerji, gıda, mali yardım ve ilişkilerin normalleştirilmesi karşılığında Kuzey Kore'nin nükleer silah programını sonlandırmasını öngören anlaşma, ABD'nin aslında karşılıklı çıkar ve akılcı uzlaşma temelinde karar alma yetisine sahip olduğuna işaret ediyor. Hoşlanılmayan, küçümsenen veya korkulan bir ülkeyle diplomasi kullanarak müzakere yapmanın da olumlu sonuçlar oluşturabileceğini doğruluyor. Bu vakada Güney Kore, Japonya, Çin ve diğer ülkelerin yaptığı gibi komşuların sürece katılmasıyla böylesi bir sonucun daha muhtemel olduğunu teyit ediyor.
Kuzey Kore örneği Ortadoğu'yla son derece bağlantılı, çünkü ABD bu bölgedeki bazı önemli oyuncularla doğrudan, hatta tırmanan bir çatışma halinde. Bunları İran, Suriye, Hizbullah, Hamas ve kamuoyunun geniş kesimlerini yansıtan bir dizi İslamcı hareket diye sıralayabiliriz. Washington'na göre, ültimatom, tehdit, yaptırım, askeri harekât ve benzeri tavırlardan başka bir yöntemle onlara yaklaşmamalı.
Buna mukabil Ortadoğu'nun büyük bölümünde ABD'nin izlediği çatışma, kuşatma ve saldırı siyaseti sadece bölgeyi daha şiddet dolu ve istikrarsız bir yere dönüştürmüş görünüyor. Washington masaya oturup konuşmayı önerdiğindeyse bunu genellikle ağır önkoşullar getirerek yapıyor; tıpkı İran'dan uranyum zenginleştirme programını durdurmasını istemesi veya karşılığında İsrail'den Filistinlilere yönelik bir adım atmasını beklemeden Hamas'tan tek taraflı olarak İsrail'i tanımasını talep etmesi gibi. Böylesi müzakere önerileri ciddiyetten uzak, zira karşı tarafça kabul edilmeleri olası değil. Amerikan-İsrail taleplerinin önceden Araplar ve İranlılarca kabulünü şart koşuyorlar, bu kabulü diplomatik süreç içinde elde etmek yerine.
Herhangi bir sorunun tarafları için geçerli olduğu üzere İranlılar, Filistinliler, Suriyeliler ve diğerleri de çeşitli konularda hem mantıklı hem de akılcılıktan uzak tutumlara sahip. Buna karşılık, taraflardan biri önkoşulsuz görüşmeyi ve farklılıkların nasıl azaltılacağını, anlaşmanın nasıl sağlanabileceğini araştırmayı önerdiğinde, onun blöfünü görmek ve barışçıl görüşmeler yoluyla nelerin elde edilebileceğini araştırmak faydalı görünüyor.
Bu yaklaşım bu sıralarda yeniden önem kazanıyor çünkü etkin İranlı yetkililer birkez daha ABD'ye karşı açılım gösteriyor: Bu kez öne çıkan kişi, çarşamba günü, İran'a karşı iyi niyet gösterirse, mesela rejimi değiştirme veya saldırı tehditlerine son verirse, Tahran'ın Washington'la müzakereleri tıkayan tüm engelleri ortadan kaldıracağını söylediği belirtilen eski İran Cumhurbaşkanı Ekber Haşimi Rafsancani. İran bir önceki Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi iktidardayken 2003 baharında, Tahran'daki İsviçre elçisi aracılığıyla Bush yönetimine mektup göndererek de ABD'ye karşı benzer, hatta daha resmi bir açılım gerçekleştirmişti. Nükleer programı, Filistinli militanlara desteği ve ABD'yle diğer bölge ülkeleri için endişe kaynağı olan diğer meseleler de dahil sorunları tartışmak için İran o dönemde niyetini ortaya koymuştu. Bush Beyaz Sarayı bu açılımı görmezden geldi, tıpkı Rafsancani'nin son önerisine yaptığı gibi.

Kaybedecek hiçbir şey yok
Can alıcı soru şu: Kuzey Kore'deki gibi bir durumda akılcı uzlaşma ve geniş çapta tevazu gösterme yetisini bulan ABD, neden Ortadoğu söz konusu olduğunda bunu yapmıyor? Tek bir mesele bunu açıklamaya yetmez. Muhtemelen bu ABD siyaseti üzerindeki İsrail etkisi, petrol ve enerji sorunları, yeni muhafazakârların gündeminde Ortadoğu'nun Amerikan girişimiyle dönüştürülmesi fikrinin merkeziyeti, ayrıca 11 Eylül travmasının devam eden tepkileri ve varlığını sürdüren terör korkuları gibi çok çeşitli unsurlardan kaynaklanıyor.
İronik olan şu ki, ABD saydığımız tüm bu noktalarda ve onu ilgilendiren bazı başka alanlarda Kuzey Kore'yle ilerleme kaydetmesini sağlayan tavrına benzer bir tutum takınsa daha önemli ve kalıcı gelişmeler elde edecek. Böyle davranarak kaybedecek bir şeyi yok, aksine kazanacağı çok şey var. O halde neden bunu yapmıyor?
RADİKAL -22 ŞUBAT 2007 PERŞEMBE (Beyrut Amerikan Üniversitesi'ndeki Issam Fares Enstitüsü'nün müdürü, Lübnan'da yayımlanan Daily Star gazetesinin yöneticisi ve 2006 Pax Christi Uluslararası Barış Ödülü'nün sahibi)
AKRA