Şaşırtıcı olan, Irak'taki facianın Beyaz Saray'daki saldırgan hizbi yumuşatmayı başaramaması. Denetimleri tartışmak amacıyla UAEK'dan bir heyetin dün Tahran'a gelmesinin nükleer veya konvansiyonel saldırı taraftarlarını caydırması da ihtimal dahilinde değil. Böylesi bir saldırı Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'nın açık bir ihlali olacaktır ama bu ABD'nin 1968 tarihli anlaşmayı ilk kez göz ardı edeceği manasına gelmez.
Söz konusu anlaşma nükleer güçleri nükleer silah yarışını bırakmak ve silahsızlanmaya başlamak konusunda iyi niyetle müzakereler yürütmekle, sorumlu tutuyor. Ayrıca nükleer güç olmayan ülkelerin barışçıl amaçlarla nükleer bilgi ve teknolojiye erişmesini, bu konuda yardım almasını garanti altına alıyor.
Anlaşmanın imzalandığı dönemde nükleer güç sahibi olan beş ülkenin tümü de, silahsızlanma yönünde etkin adımlar atmadıkları için anlaşmayı ihlal ediyorlar. Batılı ülkeler ve şirketlerin yanı sıra Çin ve Rusya'yı da İran'la nükleer işbirliğine girmemeleri konusunda zorlayan ABD, 1980 ve 1990'larda anlaşmaya sistematik biçimde karşı geldi, zira anlaşmanın imzacılarından biri olarak İran'ın 1970'ten beri barışçıl amaçlarla nükleer materyel, teknoloji ve bilgi almaya hakkı var. Irak'ın Osirak nükleer tesisinin 1981'de İsrail tarafından bombalanmasından sonra bu tablo İran'ın nükleer programını yürütmek için karaborsaya yönelmesine yol açtı. Bunun ardından İran'ın nükleer faaliyetlerinin kısmen bir giz perdesiyle örtülmesi bu ülkenin nükleer arzuları hakkında Batı'nın şüphe duymasına neden oldu ama medyada konuyu aktarırken karaborsaya yönelmeye yol açan şartlara ancak nadiren değiniliyor. Tıpkı UAEK'nın İran'ın nükleer tesislerindeki 2 bin 200 saatlik sıkı denetimine rağmen silah programı yürütüldüğüne dair bir kanıt bulamamasına pek değinilmemesi gibi.
İran, UAEK'yla denetimlerin yeniden başlamasını müzakere etse bile nükleer tesislerine yönelik saldırı riski hâlâ yüksek. İran'ın silah üretme ihtimalini ortadan kaldırmak için İsrail'in beton delici nükleer bombalarla saldırı düzenleme tehdidi, ABD'nin 2006 ulusal güvenlik stratejisi ve nükleer gücü bulunmayan ülkeler üzerinde 'caydırıcı' olarak taktik nükleer silah kullanılmasını haklı bulan Pentagon doktriniyle uyum içinde. Esas ironiyse şurada: 1968 tarihli anlaşmanın en baş ihlalcisi ABD ve bölgenin tek nükleer gücü olmasına rağmen anlaşmayı imzalamayan İsrail, nükleer silahların yayılmasını sınırlama bahanesiyle nükleer saldırı tasarlıyor.
Cumhuriyetçi başkan adaylarından biri olan ve İran'a karşı askeri seçeneğin masada tutulması savunan John McCain'e böyle bir saldırının sonuçlarının ne olabileceği soruldu. Yanıtı tek bir kelimeydi: Kıyamet. 11 Eylül'den sonra ABD, Britanya ve İsrail tarafından yürütülen üç yıkıcı savaşın ardından İran'a karşı feci bir savaş olasılığı bölge üzerinde dolaşmakta.
Dünya Hiroşima ve Nagazaki'yi anarken, Nobel ödüllü beş kişinin yanı sıra Britanya, ABD ve İsrail'deki bir düzine barış yanlısı, nükleer karşıtı örgütün destek verdiği uluslararası bir bildiriyle kitle imha silahlarından arınmış Ortadoğu çağrısı yapıldı. İsrail hemen nükleer cephaneliğini kullanılmaz hale getireceği yönünde bir açıklama yaparak bu bölgeye büyük bir hizmette bulunabilir.
(Londra'daki Imperial College'da bilgisisayar bilimleri profesörü ve 'İran'a Yönelik Yaptırımlara ve Askeri Müdahaleye Karşı Kampanya'nın kurucusu/Kampanyanın yöneticisi)






