İsrail-Türkiye 'fark'ını görmemek zor
İlk başta, Saddam Hüseyin yönetiminin 2003'te devrilmesinden kısa süre sonra Amerikalılar Irak ordusunu lağvetti; oysa türlü çeşit (Sünni, Şii, Kürt) silahlı grupların güç ve nüfuz kazanmasına imkân veren boşluğu önleyebilecek tek kurum oydu.Ardından Kuzey Irak'ta yarı özerk bir Bölgesel Kürt Yönetimi'nin, birçok konuda tek başına hareket edip ulusal uyumu zedelemesini görmezden geldiler. Dahası, Bush yönetiminin İran'ı istikrarsızlaştırıp kışkırtma politikasının parçası mahiyetinde, Washington PKK'yla yakın bağlantıları olan ve esasen İran'da faaliyet gösteren PJAK'ın silahlanmasına yardım etti.PKK'nın hareket ederken pek az engelle karşılaşması ve PJAK'ın silahlarına kolayca ulaşabilmesi sayesinde Türkiye'ye yönelik saldırıların artması neredeyse kaçınılmazdı.PKK'nın giderek cesaret kazanmasını mümkün kılmak (ve hatta bu amaçla örgüte maddi destek vermek) işleri yeterince beter hale getirmemiş gibi, Bush ve Dışişleri Bakanı Rice durumu yatıştırma çabasına bile tenezzül etmedi. Dürüst olmak gerekirse pek az seçenekleri var: Irak'taki ABD güçleri zaten fena halde sıkışmış durumda ve Kürt bölgelerinde sadece sembolik bir varlığı söz konusu; Irak'ın kendi ordusu ve polisi ABD'nin direnişi bastırmasına destek olma rollerini zar zor yerine getirebiliyor ve Irak Kürdistanı'nın güvenlik güçleri gerek PKK gerekse PJAK'la işbirliğine dair uzun bir tarihi olan peşmerge gerillalarından menkul.Bush'a sempati duymak çok zor. Aslında ironik bir durum var ortada: İran ve Suriye'yi sürekli olarak direnişe katılmayı amaçlayan militanların Irak sınırlarından girişini durdurmamakla suçlayan ABD ve onun Bağdat'ta kurdurduğu hükümet, Irak'ın Türkiye sınırını zaptetmekten aciz. Buradan da mecburi bir çifte standart ortaya çıkıyor: Hizbullah'ın iki askeri kaçırıp sekizini öldürmesi üzerine İsrail'i Lübnan'ı yerle bir etmeye teşvik eden Amerika, son birkaç haftada onlarca, 1980'lerin ortasından beri de binlerce askerini kaybeden Türkiye'ye itidalli olması için baskı yapıyor.Türkiye bölgesel güvenlik ve istikrarın kalesi olmasaydı ve Batı yanlısı tutumunu korumak uğruna çok fazla fedakârlık yapmasaydı bütün bunlar o kadar hasar verici sayılmazdı. Ankara, AB üyeliği sürecinin başarılı olup olmaması bir yana, Ortadoğu'yla Avrupa arasında eşine az bulunur nitelikte bir aracı; ayrıca Bush'un Arap ve İslam dünyasına yaymak istediğini söylediği laik demokrasinin kusursuz olmasa da cesaret verici bir örneği; hatta Türkiye Washington'ın bölgedeki stratejisine uygun, fakat Ankara'nın onlarca ülkeyle ilişkilerinde önemli engeller teşkil edecek şekilde, İsrail'le nispeten yakın bir ilişki de sürdürüyor.Belki daha da önemlisi Türkiye, ABD'nin yanlış politikalarının uzun süredir bir başka odağı konumundaki Tahran'la doğal ilişkileri olan bir ülke. Bush yönetimi, kilit önemdeki bir müttefikle büyük bir hasım arasındaki ilişkileri, gerilimleri azaltmak ve belki gerçek bir bağlantı kurmak konusunda avantaj olarak kullanmak yerine, kafasını Tahran'la çatışmaya takmış durumda. Böyle bir çatışma, Amerika'nın bölgedeki müttefikleri için çok daha büyük zorluklara yol açacaktır.
RADİKAL -8 KASIM 2007 PERŞEMBE (Lübnan'da İngilizce yayımlanan gazete TheDailyStar)






