Savaş sırasında geldikleri Bosna-Hersek'te evlenerek bu ülkeye yerleşen çoğu Arap eski ''mücahit'', şimdi ülke ''güvenliğini tehdit ettikleri'' iddiasıyla AB'nin mali desteğiyle 2009 yılında kurulan ''Lukavica Göçmen Merkezi'nde'' tutuluyor.
Bosna-Hersek'te 1992-1995 yılları arasında yaşanan savaşta, Sırp saldırılarına karşı savunmasız kalan Boşnaklara destek amacıyla bu ülkeye, dünyanın çeşitli Müslüman ülkelerinden gönüllü savaşçılar geldi. Savaşın sona ermesinin ardından evlendikleriBosna-Hersek'te, bu ülkenin vatandaşlığına geçen eski savaşçıların dosyaları, 2007 yılında yeniden ele alındı. Bu kişilerin önemli bölümü vatandaşlıktan çıkartılarak, geldikleri ülkelere gönderilirken, geride kalanlar için de Avrupa Birliği finansörlüğünde 2009 Aralık ayında Saraybosna'nın doğusundaki Bosna Sırp Cumhuriyeti sınırlarında kalan Lukavica'da ''Mülteci Kampı'' kuruldu.
Etrafı tel örgülerle çevrili, sivillerin yaklaşmasına izin verilmeyen kampta alınan geniş güvenlik önlemleri dikkati çekiyor. Gizli kamerayla çekilen görüntülerde, buradaki çoğu Arap eski savaşçılara, ABD'nin Guantanamo üssünde tuttuğu savaş esirleri gibi ''turuncu elbise'' giydirildiği görülüyor.
Bosna-Hersek'te insan hakları savunucusu olan 38 yaşındaki 4 çocuk annesi Naca Dizdareviç, konuyla ilgili, ''Bosna'nın Guantanamo''su olarak adlandırdığı Lukavica Göçmen Merkezi'nde insanların haksız ve hukuksuz yere tutulduğunu söyledi.
Savaş zamanında Bosna-Hersek'e gelerek buradaki masum halka yardım eden insanların aniden ''milli güvenliği'' tehdit ettikleri gerekçesiyle ülkeden gönderildiklerini, ülkeden gitmeyenlerin ise burada tutulduğunu ifade eden Dizdareviç, savaş zamanıBosna'ya Cezayir'den gelen kendi kocasının da Bosna mahkemesinin hakkında berat vermesine ve vatandaşlığını iade etmesine rağmen 2001 yılında Amerikalılar tarafından Guantanamo üssüne gönderildiğini kaydetti.
Naca Dizdareviç, şöyle konuştu:
''Lukavica Göçmen Merkezi de 'Bosna'nın Guantanamo'sudur. Çünkü burada sadece Müslümanlar, haksız ve ne ile suçlandığını bilmeden tutuluyor. Haklarında hiçbir mahkeme kararı yok. Haksızlıklarını ispat etme gibi bir şansları bulunmuyor. Ne kadar burada tutulacaklarını bilmiyorlar. Bir belirsizlik içerisinde gün geçiriyorlar.''
Şu anda merkezde tutulanlardan 14'ünün açlık grevi başlattığını ifade eden Dizdareviç, ''Bu grev, uzun süredir burada tutuldukları için başlatıldı. Burada tutulanlar, ne gözaltında ne de hapis cezasındalar. Çünkü gözaltının da hapis cezasının da bir süresi var, ancak burada zaman söz konusu değil'' dedi.
Dizdareviç, merkezin ağır koşullarından dolayı burada tutulanların cezaevine gönderilme yönünde dilekçe verdiklerini, ancak bunun kabul edilmediğini, bir kısmının da intihara teşebbüs ettiğini belirterek, sözlerine şöyle devam etti:
''Şu anda açlık grevinde bulunan 14 kişi, 3 yıldır ağır koşullar altında yaşam mücadelesi veriyor. Burada tutulanlar, görevlilerin fiziki saldırısına uğrayarak, kolları, bacakları kırılıyor. Bunlara ait resimler ve görüntüler var. Haklarında isnat edilen tek şey 'milli güvenliği tehdit'. Ancak bu mahkeme kararıyla olmuyor. Aniden eve gelen istihbarat ekipleri, bu ithamla aldıkları kişiyi merkeze götürüyor. Böylece belirsizlik başlıyor.
Aslında bu ülkede gücü elinde bulunduran, istediği kişiyi 'milli güvenliğe' tehdit olarak gösterip bu merkeze kapattırabilir. Burada Bosna-Hersek yasaları, uluslararası hukuk kuralları çiğneniyor. Çünkü 'göçmenlik merkezinde' tutmanın en uzun süresi 3 aydır. Sıra dışı durumda bu süre 3 ay daha uzatılabilir. Ancak burada insanlar 3 yılı aşkın tutuluyor ve kimse sesini çıkartmıyor.''
Dizdareviç, merkezde bir süre önce 20 Türk vatandaşının da tutulduğunu, ancak bunların daha sonra Türkiye'ye gönderildiğini öne sürerek, şu anda kampta tutulanların Suriye, Pakistan, Irak, Cezayir ve Kosova uyruklu olduğunu kaydetti.
DÜNYA BÜLTENİ







