İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

Bir ulusun yok oluşu...

Dünya
|

Bağımsız kuruluşların verileri, işgalin başladığı Mart 2003'ten beri 650 binden fazla Iraklının öldüğünü gösteriyor. İşkence görenler ve tecavüze uğrayan kadınlar ise yıkımın istatistiklere yansımayan yüzü. Ülkeden göç etmek zorunda kalanların sayısının ise 2 ile 4 milyon arasında olduğu tahmin ediliyor.

Bağımsız kuruluşların verileri, işgalin başladığı Mart 2003'ten beri 650 binden fazla Iraklının öldüğünü gösteriyor. İşkence görenler ve tecavüze uğrayan kadınlar ise yıkımın istatistiklere yansımayan yüzü. Ülkeden göç etmek zorunda kalanların sayısının ise 2 ile 4 milyon arasında olduğu tahmin ediliyor.

ABD Irak'a saldırırken iki gerekçesi vardı: 11 Eylül saldırılarının ardından paranoyaklaşan sıradan Amerikalının işgale destek vermesini sağlayan, Irak'ta kitle imha silahlarının bulunduğu iddiası ve Irak'a demokrasi götürme hedefi. ABD'nin başını çektiği işgal güçlerinin Irak'a yerleşmelerinin dördüncü yılında yüzbinlerce Iraklı sivil ölürken tek bir kitle imha silahı bulunabilmiş değil. Irak'a demokrasi götürme planı ise artık ortaya atanların bile hatırlamak istemediği uzak bir anı. ABD yönetimi, işgalden hemen önce gündeme getirdiği "ulus kurma'' planını artık ağzına almaya bile cesaret edemiyor.
Irak, Baas iktidarı boyunca farklı etnik grupların ve mezheplerin birlikte yaşadıkları bir coğrafya oldu. Gerçi Baas yönetimi Irak'ı tek parça halinde tutmak için zaman zaman zorbalık düzeyinde şiddet kullandı. Buna karşın Irak'ta etnik gruplar ve mezhepler arasında on yıllar boyunca dökülen kan, Saddam iktidarının var olmadığı şu son dört yıl içinde dökülen kanın yanına bile yaklaşamadı. Yalnızca Bağdat'ta her gün 50-100 arası infaz edilmiş ceset kentin varoşlarından, çöplüklerden ve kenti ikiye bölen Dicle Nehri'nden toplanıyor.
Bağdat, ABD'nin mezhepçiliği körükleyen işgal politikaları sonucu artık bölünmüş bir şehir. Şii ölüm mangaları önce kentin "karma'' mahallelerini hedef aldılar. Karma mahallelerde Şiiler sabah uyandıklarında Sünni komşularının cesetleriyle karşılaştılar. Sünniler de benzer yöntemlerle çoğunlukta olduğu mahallelerdeki Şiileri temizlemeye başladılar. Öldürülenden çok daha fazlası karma mahalleleri terk ederek kendi mezhepdaşlarının yaşadığı mahallelere göç etti. Ancak mahallelerin ayrışması dökülen kanı durdurmadı. Aksine, kanlı mezhep savaşının aktörleri, kendi mezhepdaşlarını vurma kaygısı taşımaksızın, karşıtlarının yaşadıkları mahalleleri gelişigüzel havan toplarıyla, roketatarlarla vurmaya başladılar. Dicle'nin doğu yakasında kalan son Sünni mahallesi Ademiye'nin sakinleri, duydukları her patlama sesinde mahallelerinin hangi sokağının vurulduğunu düşünüyorlar.
Şii milisler, kontrol noktalarında durdurdukları kişilerin önce kimliklerine bakıyorlar. Sünni ismi taşıyanlar tutuklanıyor, işkenceden geçiyor ve zaman zaman da öldürülüyor. İçişleri Bakanlığı'nın Şiilerin elinde olması Şii militanlara işlerini polis üniformasıyla, devlet koruması altında yapma imkânı sağlıyor.

ARADA SIKIŞAN DİRENİŞ
ABD işgaline karşı mücadele eden direniş, keskinleşen mezhep kavgasının dışında kalmakta zorlanıyor. Sünni ağırlıklı direnişin birkaç yıl öncesine kadar sıklıkla tekrarladığı "Şii ve Sünnilerin ortak direnişi'' vurgusu, yerini yavaş yavaş İran'ın beşinci kolu olarak görülen Şiilerle savaşa bırakıyor. Bir zamanlar marjinal bir unsur olarak var olan İslamcılar, işgal karşıtı mücadelede ön plana çıkmaya başladı.
Irak direnişi yalnızca ABD ve işbirlikçi hükümetiyle değil, İran'ın ülkede artan etkisiyle de mücadele etmek durumunda.
İran'dan uzaklaşmaya yanaşmayan Şiiler, Kuzey Irak'taki iki Kürt partisiyle birlikte ABD'nin Irak'ı kontrol altında tutmak için sırtını dayadığı başlıca güç olmayı da sürdürüyorlar. Ocak ayında yeni Irak stratejisini açıklarken silahlı Şii örgütleri bir numaralı tehdit olarak tanımlayan George W. Bush yönetimi, buna karşın geçen haftalarda Şiilere fazla ilişmemeyi tercih etti.
İşgalin hemen ardından eski Baas kadrolarını silahlı kuvvetlerden ve devlet aygıtından uzaklaştırarak Şiilerin kadrolaşmasının önünü açan ABD yönetiminin, keskinleşen Sünni-Şii gerilimine karşı bu politikalarına devam etmesi, Washington'ın Irak'ta bir iç savaş çıkmasından pek o kadar da çekinmediğini düşündürüyor. Özellikle eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin 'in geçen aralık ayında ABD'nin onayıyla idam edilmesi, Bush yönetiminin, aksi yöndeki tüm açıklamalarına karşın etnik kutuplaşmayı kışkırtan politikalarından vazgeçmediğini gösteriyor.
Yine ABD'nin teşvikiyle İran'ın etkisinin artmasından kaygı duyan Suudi Arabistan, Ürdün ve Mısır gibi ülkeler de Irak'taki mezhep savaşına dahil olmaya başladı.

KÜLTÜREL SOYKIRIM
Art arda gelen yıkıcı savaşlardan önce Ortadoğu'nun en ilerici ve laik ülkeleri arasında sayılan Irak'ın tek parça kalmasını sağlayan kültürel ABD Irak'a saldırırken iki gerekçesi vardı: 11 Eylül saldırılarının ardından paranoyaklaşan sıradan Amerikalının işgale destek vermesini sağlayan, Irak'ta kitle imha silahlarının bulunduğu iddiası ve Irak'a demokrasi götürme hedefi. ABD'nin başını çektiği işgal güçlerinin Irak'a yerleşmelerinin dördüncü yılında yüzbinlerce Iraklı sivil ölürken tek bir kitle imha silahı bulunabilmiş değil. Irak'a demokrasi götürme planı ise artık ortaya atanların bile hatırlamak istemediği uzak bir anı. ABD yönetimi, işgalden hemen önce gündeme getirdiği "ulus yaratma'' planını artık ağzına almaya bile cesaret edemiyor.
Irak, Baas iktidarı boyunca farklı etnik grupların ve mezheplerin birlikte yaşadıkları bir coğrafya oldu. Gerçi Baas yönetimi Irak'ı tek parça halinde tutmak için zaman zaman zorbalık düzeyinde şiddet kullandı. Buna karşın Irak'ta etnik gruplar ve mezhepler arasında on yıllar boyunca dökülen kan, Saddam iktidarının var olmadığı şu son dört yıl içinde dökülen kanın yanına bile yaklaşamadı. Yalnızca Bağdat'ta her gün 50-100 arası infaz edilmiş ceset kentin varoşlarından, çöplüklerden ve kenti ikiye bölen Dicle Nehri'nden toplanıyor.
Bağdat, ABD'nin mezhepçiliği körükleyen işgal politikaları sonucu artık bölünmüş bir şehir. Şii ölüm mangaları önce kentin "karma'' mahallelerini hedef aldılar. Karma mahallelerde Şiiler sabah uyandıklarında Sünni komşularının cesetleriyle karşılaştılar. Sünniler de benzer yöntemlerle çoğunlukta olduğu mahallelerdeki Şiileri temizlemeye başladılar. Öldürülenden çok daha fazlası karma mahalleleri terk ederek kendi mezhepdaşlarının yaşadığı mahallelere göç etti. Ancak mahallelerin ayrışması dökülen kanı durdurmadı. Aksine, kanlı mezhep savaşının aktörleri, kendi mezhepdaşlarını vurma kaygısı taşımaksızın, karşıtlarının yaşadıkları mahalleleri gelişigüzel havan toplarıyla, roketatarlarla vurmaya başladılar. Dicle'nin doğu yakasında kalan son Sünni mahallesi Ademiye'nin sakinleri, duydukları her patlama sesinde mahallelerinin hangi sokağının vurulduğunu düşünüyorlar.
Şii milisler, kontrol noktalarında durdurdukları kişilerin önce kimliklerine bakıyorlar. Sünni ismi taşıyanlar tutuklanıyor, işkenceden geçiyor ve zaman zaman da öldürülüyor. İçişleri Bakanlığı'nın Şiilerin elinde olması Şii militanlara işlerini polis üniformasıyla, devlet koruması altında yapma imkânı sağlıyor.

ÖLMEK KOLAY, YAŞAMAK ZOR
Bağdat'ta elektrik kısıtlı olarak, yalnızca günde iki saat kadar verilebiliyor. Sağlık sisteminin çöktüğü ülkede, şiddet ortamında Irak halkının en çok ihtiyaç duyduğu kurumlar arasında yer alan hastaneler çalışamaz durumda. Elektrik kesintileri, yağma ve ilaç sıkıntısıyla boğuşan Irak hastaneleri, şiddet nedeniyle Irak'taki 34 bin doktorun yaklaşık yarısının ülkeyi terk etmesi sonucu kadro sıkıntısı da çekiyor.

ÖLÜ DOĞAN PLANLAR
Bush'un ocak ayında Irak'ta güvenliğin sağlanması için 21 bin 500 askere ihtiyaç duyulduğunu açıklamasından haftalar sonra, 7 bin asker daha gerektiği açıklandı. Irak'taki şiddet sarmalının nasıl durdurulacağı konusunda Beyaz Saray'ın ya da Pentagon'un da net bir fikri yok.
CUMHURİYET -20 MART 2007 SALI (SİNAN DİNÇER)
AKRA