BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, şekillenmeye başladığı ilk aşamadan itibaren, önemli tartışmaları da beraberinde getirmiş, milletlerarası kültür ve değerler arasındaki farkları ortaya çıkarmıştır. Zira insan hakları bildirgesini hazırlayan 2. Dünya Savaşı galipleri, diğer dinler ve ekolleri özellikle de İslam'ın kültürünü yeterince dikkate almamışlardır. Bu yüzden İslam İşbirliği Teşkilatı 1983 yılında Dakka’da yapılan 14. Dışişleri Bakanları Konferansı’nda İslam’da İnsan Hakları Dakka Bildirisi’ni yayınlamıştır. Bu bildiride İİT üyesi devletlerin insan onuruna bağlılığı, temel insan haklarını İslamî kurallara uygun olarak gerçekleştirme niyetleri ifade edilmiştir. İnsan Haklarına ilişkin bu ilk bildiriyle başlayan sürecin ardından 1990 yılında 45 devletin katılımıyla gerçekleştirilmiş olan 19. Dışişleri Bakanları Konferansında alınan karara ek olarak İslam’da İnsan Hakları Kahire Bildirisi kabul edilmiştir.
Kahire Bildirisi, başlangıç kısmında "İslam’daki temel haklar ve evrensel özgürlüklerin dinin ayrılmaz bir parçası olduğu ve onların "Allah tarafından son Peygamber aracılığıyla gönderilmiş... ilahi emirler" oldukları, böylelikle "onlara uymanın ibadet, uymamanın ise çirkin bir günah" olduğu belirtilerek, Batı kökenli seküler insan haklarının farklılığı ifade edilmiştir. Bu ifadelerle, Allah'ın hakların kaynağı olarak kabul edildiği açıkça belirtilmiştir.
Tebliğinin sonunda “İslam İşbirliği Teşkilatı” bünyesinde bağımsız ve daimi bir insan hakları komisyonunun kurulmuş olmasının, İslam dünyasında insan haklarının geliştirilmesi ve İİT’nin etkinliğinin artması açısından önemli bir adım olduğunu belirten Süleyman Arslan, “Bu noktada, Komisyonun daimi bir merkezinin ve güçlü bir kadrosunun olması son derece kritik öneme haizdir. Daimi bir merkezi ve güçlü bir kadroya sahip Sekreteryasının olması Komisyonun gelişmesinde ve beklentileri karşılamasında önemli bir dinamik olacaktır.” tezini ileri sürdü. Bu bağlamda, Başkanı bulunduğu Hukukun Üstünlüğü Derneği’nin Dünya İnsan Hakları Günü olan 10 Aralık 2013’te İslam İşbirliği Teşkilatı ve T.C. Dışişleri Bakanlığı’na yazılı bir müracaatta bulunarak İİT Bağımsız ve Daimi İnsan Hakları Komisyonu’nun daimi bir merkezinin kurulmasına karar verilmesi ve merkezin tarihi geçmişi, coğrafi konumu, ulaşılabilirliği, güçlü ekonomisi, istikrarı, demokrasi ve insan hakları alanındaki gelişmişliği göz önüne alınarak İstanbul olarak belirlenmesi için girişimde bulunulmasını talep ettiğini haber verdi.







