Dün Britanya güçleri Basra'nın kontrolünü Iraklı yetkililere devrederken, son derece kesin bir dil kullandı ve belirleyici sömürgeci güç olmakla geçen yarım asrın kusursuzlaştırdığı bir tören düzenledi. Dört yıl önce Basra'ya giren Britanyalı güçlerin önündeki komutan, çıkarken de aynı yerdeydi.
Ancak bu güzel laflara ve resmiyete rağmen, rahatsız edici ve çok katmanlı gerçeği gizlemek mümkün değildi. Bu bir zafer falan değildi; Britanyalılar için olmadığı kesin de, Iraklılar için de zafer falan yoktu. Güvenlik nedeniyle tören normal bir bölgede değil, Britanyalıların üç ay önce çekilip yerleştiği havaalanı kampında düzenlendi. Britanyalıların devrettiği kontrol, hasım milislerin temsil ettiği güvenlik bataklığını tarif etmenin dolaylı bir yoluydu. Ayrıca Britanyalıların aslında gittiği falan da yoktu. Sadece muharebe görevinden 'gözlem' görevine geçiş yapıyorlardı; yani Irak güçlerini eğitmeye devam edecek ve gerekirse imdada koşacaklardı.
Her şeyin yolunda gittiği yanılsamasını sürdürmek elbette iki tarafın da işine geliyor. Basra, Britanya güçlerinin sorumlu olduğu dört bölgenin sonuncusuydu. Kontrolünün devri Britanya'nın Irak'taki muharip görevlerinin resmi sonucunu ve Irak'taki iki ülke arasındaki ilişkilerin en mutsuz bölümlerinden birinin sonunda gelinen noktayı işaret ediyor. Bu devir kalan Britanya birliğinin yarısının Noel'de olmasa bile gelecek yıl eve dönmesine, gelecek bahardaysa daha gevşek bir görev tanımıyla varlığını sürdürmesine imkân tanıyor.
Britanya'nın Irak'taki askeri varlığının azaltılması (Brown başbakan olduktan sonra hızlanan bir süreçti bu) sevindirici olsa da, katkıda bulunduğumuz yıkımı da ne yazık ki pişmanlıkla anmak durumundayız. 170'ten fazla Britanya askeri öldü; kaç Iraklının öldüğü bilinmiyor (ve bu utanç verici), ama kat kat fazla olduğu kesin. Muazzam sayılarda insan yerinden yurdundan oldu. Irak'ın güneyinde, ortasına göre sürekli daha iyi olsa da güvenlik durumu bugün istenen düzeyin çok uzağında. Dışişleri Bakanı dün çarpıcı bir açıksözlülükle 'çok fazla şiddet' yaşandığını kabul ediyor ve ekliyordu: "Bir cennet bahçesi devretmiyoruz."
Artık sokak çatışmaları yok, fakat vaktiyle nispeten sakin ve kozmopolit olan kentten eser de yok. Kadın özgürlüğü büyük darbe yedi ve bu özgürlük her geçen gün daha da kısıtlanıyor. Britanya birlikleri, yaygın kabul gören bir profesyonellikle (birkaç vahim olay dışında) kendilerini aklayabilir belki, fakat bu, yanlış yönlendirildiği kadar imkânsız bir göreve tabi kılındıkları gerçeğini değiştirmiyor. Görevin tamamlandığı söylemi, ancak baştaki hedeflerin kırpılmasıyla mümkün olabildi.
Fakat bedel insan kayıplarının ve güvensizlik berdevam olmasının ötesine geçiyor. BBC'nin bir anketi, Britanya askerlerinin Irak'ta olumsuz etki yarattığına inananların oranının yüzde 85'ten fazla olduğunu ortaya koydu; ankete katılanların yarısından fazlası da Britanya varlığının milis şiddetini artırdığını düşünüyor. Olumlu etkisi olduğunu söyleyenlerin oranıysa sadece yüzde 2. Yıkıcı bir anket sonucu bu; ankete katılanların üçte ikisinin Iraklı güçler sorumluluğu aldığında güvenlik durumunun düzelmeye başlayacağına inanması tek teselli kaynağı.
Britanya birlikleri artık Güney Irak'ın hiçbir noktasında ön cephede değil ve umut şimdi sınanacak. Fakat bu tepeden tırnağa gereksiz çatışma geride vahim bir miras bıraktı ve izleri uzun süre de silinmeyecek. (Başyazı, 17 Aralık 2007)






