İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

Yabancı bankalar vahşice davrandı

Ekonomi
|

Eski Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel, bundan önceki ekonomik programın çöküş nedenleri arasında "az zamanda çok para kazanmak isteyen" yabancı bankaları gösterdi.

Türkiye cumhuriyet tarihinin en ağır krizine sürüklenirken uygulanmakta olan ekonomi programının mimarlarından eski Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel, "çöküşün" nedenlerini anlattı. Kur makasındaki açılma ile birlikte paniğe kapıldıklarını, yanlış hesaplamalarla 'bankaların döviz pozisyon açıkları 20 milyar dolar çıktı' diye bütün dünyayı ayağa kaldırdıklarını söyleyen Erçel'in Digimedya adlı internet sitesinde kaleme aldığı Akrep Yazıları, "bir dönemi gözler önüne seriyor. Altıncı yazı ile Akrep Yazılarına nokta koyan Erçel, kriz sırasında yabancı bankaları da "Ülkenin krize girmesinde önemli rol oynadılar. Vahşi küreselleşmenin gereklerini yerine getirdiler" diye suçluyor. Erçel kendi deyimi ile "Akrepe zehir hazırlayan, kendi kendini yok eden" gelişmeleri şöyle özetliyor: * Program yüksek bir kredibilite ile uygulanmaya başlamıştı. Bu bir ihtiyaçtı. Aynı zamanda bekleyişleri değiştirmek için de bir silahtı... Ancak burası Türkiye idi. Güven ve kredibilitenin anlamını bile bilmeden, programı okumadan ve amaçlarını özümlemeden davranış sergileyenler ortaya çıkmaya başladı. IMF PARAYI GEÇ VERDi * IMF o güne kadar onayladığı "stand by" programlarında verdiği paraların karşılıklarını ülkelere kullandırmamıştı. IMF'nin temel amacının ödemeler dengesinin finansmanında yardımcı olmak şeklinde bir merkeze oturtulmuştu. Bu paraların bütçe açıklarının kapatılması için kullanılmaması prensibi yanında ilgili ülke parasının karşılığını piyasalara likidite fazlalığı yaratma endişesi, IMF'yi bu yöne itmişti. Fakat Türkiye'nin bu karşılık paralara ihtiyacı vardı. Bütçedeki faiz dışı fazla zar zor toparlanabilmişti. Merkez Bankası'nın ek likidite yaratma olanağı çok kısıtlı idi. Bankacılığın düzelmesi, beklenmeyen bir durumun oluşması sonrası ortaya çıkabilecek ani finansman ihtiyacı ve likiditenin sıkışması halinde kullanılabilmesi için bu karşılık paralar iyi bir ek araç niteliğindeydi. Ancak, IMF buna yanaşmadı. Ana sözleşmeleri bu imkânı kullandırmaya aykırı hükümler taşımaz iken 2000 programında buna izin vermedi. İzin şubat krizinden sonra çıktı. Yeni programda bu olanak Türkiye' ye tanındı. KAMU PROGRAMI ANLAMADI * Kamu bankalarını yönetenler bu programı ne anladılar ne de uygulamak için yardım etmeyi düşündüler. Onların kendi dertleri vardı. Bankacılığı 60'lı yıllarda öğrenmenin keyfi ve taktikleri ile Merkez Bankası'ndan para isteyip, bunda başarılı olamayınca,f büyüklerine gidip şikayet ederek kendilerini koruma altına almayı yeğlediler.Kendinden önceki yöneticilerin 94 krizi sonrası yargılanmasına neden olan döviz riskini hiç almadılar. Baskı olmadıkça kredi vermediler. Buna karşı, vade ve faiz risklerini giderek attırdılar. Faiz riskini de devlete yükleyip, yüksek faizlerle fon toplamaya başladılar. "Devlet bankasıyız, bize bir şey olmaz,likiditeyi nasıl olsa bulurlar" diyerek vadeleri günlük hale getirdiler. Krizin başladığı 19 Şubat 2001 tarihinde iki büyük kamu bankası 10 katrilyon günlük fon toplamıştı. Bu tutar, o tarihteki toplam Türk Lirası mevduatın üçte birine eşitti! KRİZDE YABANCI ROLÜ * Türkiye'deki yabancı bankaların sistem içinde yeri yüzde 4 gibi çok düşük düzeylerde görünse bile döviz hareketlerinin büyük çoğunluğu kendilerince yönetiliyordu. Klasik bankacılık yerine kısa vadeli döviz fonlarını yöneterek "az zamanda çok kazanma" stratejisini benimsemişlerdi. Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi'nden dolar hesabıyla 90'lı yıllarda yıllık ortalama yüzde 27 kazanç sağlamanın dayanılmaz cazibesine kendilerini kaptırmışlardı. Tek sorunları "ya bir şey olursa?" idi... Söylentiye dayalı sermayeyi en iyi şekilde temsil ediyorlardı. Nitekim, Kasım 2000 ve Şubat 2001 de bunun örneklerini gösterip ülkeyi krizin içine getirip, bırakmada önemli rol oynadılar. Vahşi küreselleşmenin gereklerini yerini getirdiler. * Normal yurdum insanı devlete güvenmediği için olayın hep risk yönünü irdeledi. Bakışı da klasik "kötümser yaklaşımı" temsil ediyordu. Bardağın hep boş yönünü görme alışkanlıkları sürdü. Medya da bunu pompaladı. "Hele bir sonuçlarını görelim" yaklaşımı programa hep köstekledi. Bunlar daha sonra "bak, gördünüz mü" edebiyatına başladılar. ŞANS HİÇ GÜLMEDİ * Bir diğer faktör daha vardı ki bundan da söz etmeden geçmemek lazım. Machiavelli'yi ister seversiniz, isterse yerersiniz. Ancak onun 1500'lü yıllarda devlet yönetimi ile ilgili bazı görüşlerini de irdelemeniz gerekir. Onlardan biri şans ile ilgilidir. Machiavelli der ki "Liderlikte şansın varlığına inanın. Lider ne kadar iyi ve yetenekli olursa olsun şansı reddederse ve sadece kendi kabiliyetine inanırsa başarılı olamaz". Şans 2000 yılı programına hiç gülmedi. Cimri davrandı. * Akrep hikayelerinin, ileriye ışık tutacak, analizlere yardım edecek ve geçirdiğimiz krizlerin nedenlerinden hareketle bir daha böyle bir tecrübe yaşanmamasını sağlayacağı inancındayım. Dani Rodrik'in "Forum İstanbul" toplantısında da belirttiği gibi bu krizler unutulup, gidecek. Cumhuriyetin 100 üncü kutlama törenlerinde anılmayacaklar bile. Programı sonuna kadar savunmuştu! Türkiye, 9 Aralık 1999 tarihinde IMF ile bir stand-by imzalandı. Pogram çerçevesinde 2000 yılında enflasyon düştü ve faizler inmeye başladı. Ancak ödemeler dengesindeki cari işlemler açığının yarattığı korkunun ardından 2000 Kasım ayında ilk kriz patladı. Kur makası devalüasyon söylentilerini gündeme getirirken dönemin Merkez Bankası Gazi Erçel, sonuna kadar buna direndi. Ardından 21 Şubat tarihine gelindi ve sermaye piyasalarından bir günde 7 milyar dolar para çıktı. Gecelik faizler yüzde 7 bin gibi inanılmaz rakamlara fırladı, piyasa kilitlendi. Ve IMF denetiminde götürülen program çöktü, sabit kurdan dalgalı kura geçildi. Kısa bir süre sonra da Erçel, Merkez Bankası'ndaki görevinden istifa etti. Erçel bir süredir Digimedya'da Akrep Yazıları ile programın nasıl çöktüğünü anlatıyordu. 20 milyar dolarlık açık yalan çıktı Türkiye Bankalar Birliği bankaların Haziran 2000 sonu itibariyle dövizli aktif ve pasiflerini Eylül ayında açıklayınca dış finans çevreleri bir anda irkildiler. Rakam 1999 yıl sonundaki 13.2 milyar dolardan 20 milyar dolara çıkmıştı. Rakam beklediklerinden çok büyüktü. Detaylı analizi de pek yapmak istemiyorlardı. En küçük riskte ne yapacaklarını hesaplarken böyle büyük bir rakam akıllarını karıştırmıştı... Hal böyle iken, açık pozisyon "20 milyar dolara çıktı" söylemi ile iç ve dış çevrelere gerçeğe aykırı şekilde stres pompalamak, kendi kendini sokacak akrebe zehir sunmaktan başka bir şey değildi. Cari açık yanlış yorumlandı Türkiye 2000'de cari işlemler açığının finansmanında bir sıkıntı çekmemiştir. Hazine'nin kendisine gelen borç verme taleplerini nasıl geri çeviririm diye kara kara düşündüğü zamanlar olmuştur. Burada aksayan husus direk yabancı sermaye girişleridir. Programın ileri safhalarında ivmesi artacak dış borç yaratmayan direk yabancı sermaye hareketleri sonucu cari işlem açıklarının bu yol ile kapatılabileceği varsayımı yapılmıştı. Akrep kendine yeni bir zehir daha bulmuştu. SABAH - 26.11.2002
AKRA