Fakat bu görünüm bozuluyor gibi. Tedirginliği artıran küresel sıkıntıların doğal sonuçlarına, içerde siyasal belirsizlik eklendi. Ekonomide herkes, bonocusu da borsacısı da yatırımcısı, üreticisi de tüketicisi de ‘Şimdi ne olacak?’ sorusuna olumlu bir yanıt buluncaya kadar tedirginlik devam edebilir.
Hükümet doğal olarak mesaisinin önemli bir kısmını kapatma davasına ayıracak. Ekonominin konuları gündemden önemli ölçüde düşecek. Fakat, piyasaların, son yıllarda siyasetteki gerginliklere karşı görece bağışık yapısı dikkate alındığında çok da kötü sonuçlar görülmeyebilir.
En olumsuz senaryoda olabileceklere gelince...
Dış yatırımcı açısından kapatma davası ile birlikte Türkiye’nin riski daha da artmış oldu. Bu, borçlanma maliyetlerine yansıyabilir. Kredi piyasaları Türkiye için, aynı gruptaki ülkelere göre daha fazla daralabilir. Faizler yükselebilir, para bulmak, yatırım yapmak zorlaşabilir. Satın alma planları ertelenebilir. Buna, ‘faiz indir’ baskısı altındaki Merkez Bankası’nın bu koşullarda faizleri indirmemesi de eklenirse, büyüme hedeflerinde ciddi sapmalar olabilir. Yabancılar 2006 ve 2007 yılında yüzlerce şirkete ortak oldular, satın aldılar... Türkiye rekor miktarda yabancı sermaye çekti. Ancak şimdi, hiç olmazsa bir kısmının suların durulmasını beklemesi söz konusu olabilir. Bu özelleştirmede fiyatları baskılayabilir.
Geçtiğimiz yıllarda piyasalara döviz aktı. Borsaya, bonoya para geldi. Bu iştahta bir miktar azalma olması kaçınılmaz. Türkiye’ye döviz girişi aksarsa cari açığı
çevirmek eskisi kadar kadar kolay olmayabilir. Özel sektörün ciddi borç yükü var. Bunun çevrilmesi gerekiyor. Kısacası, ekonomide sıkıntı artabilir.
MİLLİYET - 18 MART 2008 SALI






