14.02.1997 - Hanımlara Düşen Sosyal Sorumluluklar

14.02.1997 - Hanımlara Düşen Sosyal Sorumluluklar
el-Hamdülillâhi rabbi'l-âlemîn. Ves-Salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn, ve mente biahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Kadınlar dünyasının aydınlanması, erkekler dünyasının aydınlanmasından daha faydalı sonuçlar doğuracak! Çünkü hanımlar, çocuklarını da yetiştiriyor. Genellikle anne, çocuğa babadan daha tesirli oluyor. Anne terbiyesi çok önemli!
Geçen günkü doktor kardeşimizin kişilik üzerine konuşması beni çok etkiledi. Ben çok ilgi ile dinledim:
Küçükken bir çocuğun yüznumaraya çıkma alışkanlığının bile ileride nasıl kötü sonuçlar doğuracağını, "Ben seni yakarım, iğnelerim…" filan demenin, "Kibritle şöyle yaparım böyle yaparım…" demenin nasıl zararlı olduğunu orada öğrendim. Bunlar yapılıyordu, yapılmıyor değil!
"Çişini yaparsan altını ıslatırsan kibritle yakacağım! İşte burada kibrit; bak, gördün mü?.."
Ama bunların ters tesiri oluyormuş, öğrendik. Uzman doktorlardan, ruh sağlığı ile ilgilenen doktorlardan öğrendik.
Demek ki; anne evladını iyi yetiştirirse, ileride o evladın iyi bir müslüman olmasına faydası oluyormuş. Eğer baba çocuğunu iyi yetiştirmezse mesela çok döverse çocuk, ergenlik çağına gelince babaya isyandan Allah'a isyana dönüyormuş! Ruh sağlığı uzmanı böyle söylüyor. Allah Allah! İnsan hiç tahmin etmez! Pat küt ensesine patlattığın tokatların acısı, nasıl nereden çıkıyor?..
Çocuk müslüman olmuyor, camiden kaçıyor. Allah'a âsi oluyor!
Neden?
Doktor onu uzun uzun anlatıyor. Bu ilim, birden anlaşılmaz.
Dünyanın yuvarlaklığını buradan anlayabilir misin? Akdeniz'e, denize doğru bakarak dünyanın yuvarlaklığını anlayabilir misin?
Anlayamazsın ama dünyanın yuvarlaklığını alimler söylüyor. Uzaydan resmi çekilince de anlaşılıyor. "Yuvarlakmış demek ki!" diye ilim [öğretiyor]. O bakımdan annelerin çok önemi var, anne terbiyesinin büyük önemi var, annenin bilgilenmesinin de önemi var.
Demek ki çocuk; sıfır yaş ile on sekiz aylık oluncaya kadar bir devre, ondan sonra on sekiz aylıktan üç yaşına kadar bir devre, üç yaşından sekiz yaşına kadar bir devre, ondan sonra bir devre, ondan sonra bir başka devre… Bunların hepsinde,, annenin çocuğa karşı gösterdiği şefkatin veya gaddarlığın; çocuğun karakteri üzerinde, gelişimi, şahsiyeti, kişiliği üzerinde olumlu veya olumsuz tesiri olduğunu öğreniyoruz.
Şimdi anneler, bunu bilmeli değil mi?
Çocuk altını ıslatınca yakmaması gerektiğini, öğrenmesi lazım. Önceden öğrenmesi lazım ki; ileride çocuk, ruh sağlığı bakımından kötü bir duruma düşmesin, kötü bir çocuk olmasın!
Bunu annelere öğretmemiz gerekmiyor mu?
Mesela çeşitli kurslar yaptık. Kur'an öğretme kursları yaptık vs. İlkyardım kursları yaptık. En çok ilgi uyandıran kurslardan birisi buymuş.
İlkyardım önemli!
Arabayla giderken,bir kaza oluverir adam yere düşer bayılır,
Hanım ne yapacak?
Şaşırmayacak. Kollarından kıvıracak, ilkyardımın gereği neyse onu yapacak, şaşırmayacak! Şaşırmanın faydası yok! Kaza olmuş dağın başında!.. Bunların öğretilmesi lazım.
Demek ki; eğitim çok kıymetli, çok sevaplı bir faaliyet! Eğitim çalışmaları yapacaksınız, İslâm'ı yayma çalışmaları yapacaksınız. Kendiniz İslâm'ı güzel öğrenme çalışmaları yapacaksınız, başkalarına İslâm'ı güzel öğretme çalışmaları yapacaksınız. Bunlar gerekli, ben gerekli görüyorum. Herhalde siz de gereğini anlıyorsunuz. Onun için sizin olduğunuz her yerde bir ışık yanacak, bir çalışma olacak, bu çalışmalar yapılacak
Burada toplandık; burada biz keyif için mi, zevk için mi toplandık?
Hayır! Amacımız birbirimizle tanışmak, kaynaşmak, birbirimize bazı şeyleri ulaştırmak! Çünkü iki müslüman bir araya gelince, mutlaka birinden Allah ötekisini faydalandırır, mutlaka faydalandırır! Müslümanın müslümanı araması, ziyaret etmesi lazım. Müslümanın, müslümanla görüşmesi lazım. Müslümanın, müslümanla kaynaşması, tanışması lazım. "Selâmun aleyküm." demesi lazım, "Kimsiniz?" demesi, tanışması lazım.
Bir müslüman, yeni bir müslüman tanıdı mı Allah, onun derecesini bir derece yükseltir! Bir müslüman daha tanırsan, bir derece daha yükseltir! Yeni bir müslüman daha tanırsa, bir derece daha yükseltir ve insan, bir müslüman kardeş tanıdığı için başka hiçbir ibadetle ulaşamayacağı kadar yüksek mertebeye çıkar! Onun için, müslümanları tanımaya çalışacaksınız. Yeni bir insanı tanımaya çalışacaksınız, adresini alacaksınız, öğreneceksiniz, soracaksınız. Tanışacaksınız.
Tatlı dilli olacaksınız!
Biz de öyle olacağız. Sadece hanımlara mahsus değil.
Bizden de korkuyorlar; sakalımızdan korkuyorlar, cübbemizden, sarığımızdan, takunyamızdan korkuyorlar, tak tak takunya sesleri geliyor diye ödleri patlıyor.
Yok yahu, korkulacak bir şey yok!
Ne insim ne cinnim, senin gibi bir âdemi zâdeyim." diye onları masallardaki gibi teselli etmemiz lazım, güleç yüzlü olmamız lazım.
"Ben sakallıysam da Nasreddin Hoca gibi sakallıyım. Bunda korkulacak bir şey yok." demek lazım. "Nasreddin Hoca'yı sevmiyor musun, Yunus Emre'yi sevmiyor musun?.." filan demek lazım, dememiz lazım. İslâm'ı, davranışlarımızla sevdirmemiz lazım.
Rahmetli bir tanıdığımız vardı. Araba kullanıyordu. Sakallı. O zaman da araba kullanan sakallı azdı. Bir zamanlar başörtülü, araba kullanan hanım azdı. Şimdi gittikçe çoğaldı. Tabii araba kullanan bir hanım gördü mü herkes ağzını açıp bakıyordu; "Allah Allah! Başörtülü hanım, arabada kullanabilir miymiş?.." filan diye şaşırıyorlardı.
O zaman da; "Sakallı bir insane, araba kullanabilir miymiş?.." diye şaşırıyorlardı.
Kaşlarını çatmış bakıyor. Ben de arabadayım, arabayı kullanan da tanıdığımız. Onun sert baktığını gördü.
"Gerici, koca sakallı, çember sakallı araba kullanıyor…" Kaşlarını çatmış, bakıyor. Komşu arabadaki bakıyor.
Bizim arabayı kullanan arkadaş, rahmetli güzel bir şey yaptı. Arabanın camını açtı, mütebessim bir çehreyle;
"Selâmun aleyküm." dedi.
Adamın başına sanki bir kova su dökmüş gibi oldu. Adam bir afalladı, şaşırdı, güldü.
"Aleyküm selam." dedi.
Bir zarif hareket, güzel, tatlı tebessüm bütün işleri değiştirdi.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;
Tebessümüke fî vechi ehîke leke sadakatün. "Kardeşinin yüzüne mütebessim bakmak, senin için bir sadaka vermek gibi sevaptır!"
Tebessüm sevap; müslümanın, müslümana mütebessim bakması sevap!
Mesela birisi; "Yahu ben falanca hanıma ne yaptım? Yanımdan geçerken somurttu, hiç benim yüzüme gülmedi. Ben ona ne yaptım ki?.. Hiçbir şey yapmadım!" der.
Bak gülmediği için, ötekisi rahatsız oluyor. Tebessüm etse; "Komşu geçerken yanımdan bana tebessüm etti, ne kadar iyi bir komşu!" der. Bir tebessümün bu kadar gücü var, faydası, bir de sevabı var.
Onun için her şeye dikkat edeceğiz. Tebessümümüze de dikkat edeceğiz, davranışımıza da dikkat edeceğiz, hareketlerimize de dikkat edeceğiz. Bileceğiz ki biz, bu kıyafetimizle iddialı olarak ortaya çıkmışız. Biz müslümanız, diyoruz. Müslümanın nasıl olması gerektiğini onlara göstereceğiz. Onlar da İslâm'ı sevecekler; "Ben de müslüman olayım." diyecek.
Bunların hepsinin olması için, bizim muhabbetli olmamız gerekiyor. Bizim, İslâm'ı güzel öğrenmemiz gerekiyor, bilinçli olmamız gerekiyor. Ne yapacağımızı, nasıl yapacağımızı bilen, usta kişiliklere sahip kimseler olmamız gerekiyor.
"Şu durumda olan bir insanı, nasıl yola getirebilirim?"
Benim rahmetli babaannem, çok güzel kedi terbiye edermiş.
Rahmetli, nasıl terbiye edermiş?
Çarşıdan et geldiği zaman, yemek pişsin diye eti doğrarken kedi yanında dururmuş. Kedi iki arka ayağı üstüne oturmuş vaziyette dururmuş, ete saldırmak yok! O sırada kapı çalınırmış. Babaannem rahmetli kapı çalındı diye, aşağıda kapıya gidermiş.
Biliyorsunuz eşik sohbetleri çok tatlı olur, hanımlar bunu çok iyi bilir. Tatlı tatlı orada sohbet edermiş. Yukarıda kedi, etin başında beklermiş. Yemiyor! Eğer pencereden, bir yabancı kedi etin kokusunu duyar da o eti çalmaya gelirse babaannemin kedisi onun üstüne saldırır, onu oradan kaçırırmış. Eti koruyor, yemediği gibi bir de koruyor!
Bu nedir?
Kediyi terbiye etmek, hem de tabiatının hilafına terbiye etmek! Kedi, eti sever. Ciğeri görünce yutkunmaya başlar. Kedi, eti sever. Eti yememesi, çok büyük bir terbiye sonucu olur. Bir de başkasına yedirmemesi de ayrı bir eğitim işidir!
Demek ki terbiye edilebiliyor, kedi bile terbiye edilebiliyor! Arslan terbiye edilebiliyor! Bunların misalleri var, görüyorsunuz. Yunus balıkları terbiye ediliyor, ben gördüm. Ne dersen yapıyor. Ayılar terbiye edilebiliyor. Burnuna halka geçiriyorlar:
"Şunu yap, bunu yap…" diyorlar. Her şeyi yapıyor.
"Gelin kaynanasının yanında nasıl utanır, göster bakalım." diyorlar. O da böyle boynunu büküyor, yapıyor. Böyle utanır, diye gösteriyor.
Bir eğitim!
Dağdan gelmiş bir mahluka, bazı sözlerle bazı şeyleri anlatmak! O hâlde eşref-î mâhlukât olan insan, çok daha güzel eğitilebilir!
İşte biz bu eğitim işlerini yapmalıyız! Bizim eğitim işinde serverimiz, önderimiz Peygamber Efendimiz'dir. Bundan sonra, evliyâullah büyüklerimizdir. Biz de onların evlatlarıyız, yolundayız. Biz de insanları eğiteceğiz. Nasıl eğiteceğimizi bileceğiz.
"Bu adam İslâm'a karşı, bu kadın İslâm'a düşman, bu kadın tasavvufa yan bakıyor, yamuk bakıyor, ağzından ateş püskürüyor, gözünden kıvılcımlar saçılıyor!.."
Tebessümüke fî vechi ehîke leke sadakatün. "Kardeşinin yüzüne mütebessim bakmak senin için bir sadaka vermek gibi sevaptır!"
Tebessüm sevap, müslümanın müslümana mütebessim bakması sevap!
Mesela birisi; "Yahu ben falanca hanıma ne yaptım? Yanımdan geçerken somurttu hiç benim yüzüme gülmedi. Ben ona ne yaptım ki?.. Hiçbir şey yapmadım!" der.
Bak gülmediği için ötekisi rahatsız oluyor. Tebessüm etse; "Komşu geçerken yanımdan bana tebessüm etti, ne kadar iyi bir komşu!" der. Bir tebessümün bu kadar gücü var, faydası, bir de sevabı var.
Onun için her şeye dikkat edeceğiz. Tebessümümüze dikkat edeceğiz, davranışımıza da dikkat edeceğiz, hareketlerimize de dikkat edeceğiz. Bileceğiz ki biz, bu kıyafetimizle iddialı olarak ortaya çıkmışız. Biz müslümanız, diyoruz. Müslümanın nasıl olması gerektiğini onlara göstereceğiz. Onlar da İslâm'ı sevecekler; "Ben de müslüman olayım." diyecek.
Bunların hepsinin olması için bizim muhabbetli olmamız gerekiyor. Bizim, İslâm'ı güzel öğrenmemiz gerekiyor, teşkilatlanmamız gerekiyor, bilinçli olmamız gerekiyor. Ne yapacağımızı, nasıl yapacağımızı bilen, usta kişiliklere sahip kimseler olmamız gerekiyor.
"Şu durumda olan bir insanı nasıl yola getirebilirim?"
Benim rahmetli babaannem çok güzel kedi terbiye edermiş.
Rahmetli, nasıl terbiye edermiş?
Çarşıdan et geldiği zaman yemek pişsin diye eti doğrarken kedi yanında dururmuş. Kedi iki arka ayağı üstüne oturmuş vaziyette dururmuş, ete saldırmak yok! O sırada kapı çalınırmış. Babaannem rahmetli kapı çalındı diye aşağıda kapıya gidermiş.
Biliyorsunuz eşik sohbetleri çok tatlı olur, hanımlar bunu çok iyi bilir. Tatlı tatlı orada sohbet edermiş. Yukarıda kedi, etin başında beklermiş. Yemiyor! Eğer pencereden bir yabancı kedi etin kokusunu duyar da o eti çalmaya gelirse babaannemin kedisi onun üstüne saldırır, onu oradan kaçırırmış. Eti koruyor, yemediği gibi bir de koruyor!
Bu nedir?
Kediyi terbiye etmek, hem de tabiatının hilafına terbiye etmek! Kedi, eti sever. Ciğeri görünce yutkunmaya başlar. Kedi, eti sever. Eti yememesi çok büyük bir terbiye sonucu olur. Bir de başkasına yedirmemesi de ayrı bir eğitim işidir!
Demek ki terbiye edilebiliyor, kedi bile terbiye edilebiliyor! Arslan terbiye edilebiliyor! Bunların misalleri var, görüyorsunuz. Yunus balıkları terbiye ediliyor, ben gördüm. Ne dersen yapıyor. Ayılar terbiye edilebiliyor. Burnuna halka geçiriyorlar:
"Şunu yap, bunu yap…" diyorlar. Her şeyi yapıyor.
"Gelin kaynanasının yanında nasıl utanır, göster bakalım." diyorlar. O da böyle boynunu büküyor, yapıyor. Böyle utanır, diye gösteriyor.
Bir eğitim!
Dağdan gelmiş bir mahluka bazı sözlerle bazı şeyleri anlatmak! O hâlde eşref-î mâhlukât olan insan çok daha güzel eğitilebilir!
İşte biz bu eğitim işlerini yapmalıyız! Bizim eğitim işinde serverimiz, önderimiz Peygamber Efendimiz'dir. Bundan sonra mürşid-i kâmillerimizdir, evliyâullah büyüklerimizdir. Biz de onların evlatlarıyız, yolundayız. Biz de insanları eğiteceğiz. Nasıl eğiteceğimizi bileceğiz.
"Bu adam İslâm'a karşı, bu kadın İslâm'a düşman, bu kadın tasavvufa yan bakıyor, yamuk bakıyor, ağzından ateş püskürüyor, gözünden kıvılcımlar saçılıyor!.."
Hasta, bir çeşit hastalık! Hani doktor hastayı uzaktan tanıyor.
Şunda şu hastalık var…
Tanır.
Allah selamet versin, bizim Sedat Bey Alman hastanesinde çalışırken Cuma'ya gidiyormuş. Koridorda bir insan görmüş. "Çok nadir bir hastalık, bin kişide bir olan bir hastalık, filanca hastalık!.." demiş. [Başhekim]; Hemen orada kapıdan başını uzatmış, başhekime;
"Sus! Hastalığın adını söyleme!" demiş.
Bu da şaşırmış;
"Allah Allah! başhekim niye böyle dedi?.."
Cuma'ya gitmiş. Cuma namazını kılmış gelmiş. Başhekim Alman hastanesindeki bütün hekimleri toplamış. Hastayı da karşısına dikmiş, demiş ki;
"Söyleyin bakalım, bu hastanın hastalığı ne?"
Sağına soluna bakmışlar, hastayı evirmişler çevirmişler:
"Ağzını aç…" vs.
Bilememişler. Sedat Bey'e dönmüş:
"Bu ne hastası?"
Sedat Bey şıp diye söylemiş! Bir bakışta uzaktan bildi!
"Ne nadir bir hastalık, bin kişide bir, binde bir olan bir hastalık!"
Bir bakışta bilmiş. Siz de öyle olacaksınız, uzman olacaksınız:
"Bu adamın, bu kadının hastalığı şu. Bunun tedavisi şöyle olur, yavaş yavaş olur, birden olmaz…"
Bir defada olsaydı baklava ile börek olurdu.
Bir defada biz iyi insan olsaydık, her evlat hayırlı evlat olurdu! Çünkü hayırlı sözleri herkes duyuyor!
İyi insan olmak kolay değil! Eğitim kolay bir iş değil, uzun bir süreç! Süren bir iş, aylarca yıllarca süren bir iş; sabırlı olmak gerekiyor, kızmamak, sabretmek gerekiyor!
Kızmanın hiç faydası yokmuş, dövmenin ise hiç faydası yokmuş.
Ben keşke önceden bilseydim, keşke önceden öğrenseydim; çocukları dövmenin hiç faydası yokmuş! Kızmanın da faydası yokmuş! Ciddi olmak lazımmış, anlatmak lazımmış vs.
Bunları öğreneceksiniz, bunlara göre insanlara, İslâm'ı götüreceksiniz.
"Kardeşim! İslâm budur, cennetin yolu budur. Siz de gelin, cennete beraber gidelim…" diyeceksiniz. Vazifeniz var, bu vazife için de beraber çalışmamız lazım.
Allah bizi, rızasına uygun ömür sürenlerden eylesin. Faydalı işler yapanlardan eylesin. Gülerek âhirete göçüp, cennetiyle cemâliyle müşerref olanlardan eylesin. Arkasında hayırlı eserler bırakanlardan eylesin. Ömrü boş geçirmeyip, İslâm için, müslümanlar için iman, irfan için çalışanlardan eylesin.
Allah hepinizden razı olsun. Duadan unutmayın.
14.02.1997 -
Hanımların Sosyal Hayattaki
21.01.1990 -
Efendimizin Konuşma Tarzı
