İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

Kurban Bayramı

Kurban Bayramı
Türkiye
|

Peygamber SAS Efendimiz Medine-i Münevvere'ye vardığı zaman, oranın ahalisinin bazı şenlikler ve eğlenceler yaptıklarını gördü..

Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..
Aziz ve sevgili izleyiciler ve dinleyiciler! Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi cümlenizin üzerine olsun.... Cenâb-ı Hak Teàlâ ve Tekaddes Hazretleri bayramlarınızı hayırlı geçirmeyi nasîb etsin... Nice bayramlara eşiniz, dostunuz, sevdikleriniz ile sağlıkla, afiyetle ulaştırsın... Hem bu dünyada, hem ahirette bayram etmeyi, ahirette en büyük bayrama nâil olmayı nasîb eylesin... Peygamber SAS Efendimiz Medine-i Münevvere'ye vardığı zaman, oranın ahalisinin bazı şenlikler ve eğlenceler yaptıklarını gördü. Bunun ne olduğunu sordu. Dediler ki:"--Biz böyle Nevruz ve Mihrican'ı kutluyoruz, bunlar bizim bayramlarımız."
Demek ki İranlıların etkisiyle Nevruz kutluyorlardı. Efendimiz dedi ki:"--Cenâb-ı Hak Teàlâ size bunların yerine daha hayırlı iki bayram ihsân edip, bunları değiştirdi. Yâni bunları bırakın, yerine şunları bayram edinin!" dedi.
Bu bayramlardan bir tanesini yaşıyoruz şu anda, Kurban Bayramı dediğimiz bayram. Arapçada Iydül-Adhà diye adlandırılır. Adhà ve udhıyye kurbanlık koyun mânâsına geliyor. Yâni kurbanlıkların kesildiği, kurban edildiği bayram demek oluyor.
Peygamber SAS Efendimiz bir bayramın bu Kurban Bayramı olduğunu, bir tanesinin de Ramazanın sonundaki Iydül-Fıtr olduğunu beyan buyurdu. Fıtır da iftar etmekle ilgili, artık orucu bırakıp da yemek yemek demek. Ve bunların gecelerinin gündüzlerinin çok çok çok sevaplı, hayırlı, bereketli olduğunu beyan buyurdu.
Bir hadis-i şerifinde, Ubâdetübnü Sâmit RA'dan Taberânî'nin rivayet ettiğine göre, Efendimiz SAS buyurmuş ki:RE. 398/6 (Men ahyâ leyletel-fıtri ve leyletel-adhâ, lem yemüt kalbühû yevme temûtül-kulûb.) Sadaka rasûlüllàh, fî mâ kàl, ev kemâ kàl. "Kim Fıtır Bayramı gecesini, yâni Ramazan Bayramı gecesini ve Kurban Bayramı gecesini ihyha ederse..." İhyâ etmek, kalkıp namaz kılmak, zikir yapmak, Kur'an okumak sûretiyle sevaplı faaliyetlerle doldurmak, gàfil geçirmemek demek. "Kim bu iki bayramın gecesini ihyâ ederse, (lem yemût kalbühû yevme temûtül-kulûb.) kalblerin öldüğü günde onun gönlü, kalbi ölmez."
Biliyorsunuz kalb iki mânâya geliyor: Bir yürek mânâsına; insanın göğsünde bulunan, kanın vücutta dolaşmasını sağlayan, tık tık atan bir cihaz, bir et parçası... Bir de bununla mânevî bakımdan alâkası olan, gönül mânâsına... Gönül de tam Arapçadaki kalbin karşılığı; tekallüb etmek, halden hale geçmek, değişmek, başka bir hale dönmek mânâsıyla tam ilgilidir.
Gönüller bazan ölür. İnsan yaşadığı halde, ayakta gezer, yer içer, çalışır, ama kalbi ölür. Yâni mâneviyâtı sıfır, mâneviyâtı zararda, mânevî yönden hasta... O zaman onun bedeninin yaşamasının kıymeti yok, çünkü mâneviyâtı ölmüştür. Allah o durumdan hepimizi korusun...
Bazan Cenâb-ı Hak Teàlâ kullarını sınamak için büyük fitneler, büyük imtihanlar, büyük olaylar takdir buyurur. Mukadderâtın cilvesi olarak, kulların imtihanı olarak o imtihanlarda, fitnelerde, musibetlerde bazı insanlar imtihanı kaybeder. Yâni dünyaya aldanır, harama sapar, eğlenceyi tercih eder, dinini unutur, ahireti için çalışmaz; Allah'tan korkmaz, haramları yer, içer, işler... Sanır ki mutlu, sanıyor ki yaşıyor. Halbuki gönlü ölmüştür, ahireti mahvolmuştur, mâneviyâtı sıfırdır... Allah saklasın!
İnsan kendisi anlayamıyor bazan; eğer böyle basîreti kapalıysa, dînî bilgisi yoksa... Para gelirse, keyfi yerindeyse, eğlencesi tamamsa, yaşamının tam olduğunu sanıyor. Maddiyatçıların çoğu böyledir, gayrimüslimlerin çoğu böyledir. Onlar dünyalık elde etmek için insanları sömürüp, öldürüp, saldırıp, kırıp, yıkarlar. Silâh imâl edip, satımı için milletleri birbirine kırdırırlar. "Şurda petrol var, aman şurada karışıklık çıkartalım!.. Şurda uranyum var, şurda kıymetli maden var..." diye büyük devletler, süper dediğimiz çok yüksek güçlere sahip olan devletler böyle yapıyorlar. İşte Balkanlar, işte Kafkasya, işte mazlum halklar, işte yıkılan şehirler, işte ölenler, çoluk, çocuk...
Avrupa'da bir çocuk çatı arasında kalsa, düşman askerleri geldiği zaman orada korkulu saatler geçirse, film konusu olur, acındırılır. Bir çocuk korkmuş düşmanın gelmesinden, harbin fenâlığından filân diye. Ama beri tarafta milyonlar ölüyor, büyük haksızlıklar yapılıyor.
Ruslar kendilerinin olmayan yerlere saldırmışlar, Şeyh Şâmil Efendimiz kahramanca cihad vermiş. Ama işte sonradan başarı olmamış. İslâm aleminin duyarsızlığından, müslümanların yekvücud olmamasından, öbür tarafın sayısının, gücünün, kuvvetinin, hazinesinin fazla olmasından olanlar olmuş.
Şimdi de İslâm alemi duyarsız. Maalesef petrolden kazananlar kazançlarıyla eğlence peşinde... Daha başka sebeplerle zengin olanlar dünyaya dalmışlar, ahireti unutmuşlar. Müslüman kardeşlerinin ızdıraplarını, sıkıntılarını nazar-ı dikkate almıyorlar... İmtihanı kaybediyorlar.
Bu devirde, kalblerin öldüğü günün çok bariz olduğunu görüyoruz. Hakîkaten bir çok insanın kalbi ölmüş durumda... "Elhamdü lillâh müslümanım!" diyor, o da bir derece. Veyahut bazısı artık tamamen öldüğü için, kapkara veyahut kaskatı taşlaştığı için, müslümanım da demiyor. "İslam ne imiş?" diyor, İslâm'ı reddediyor ve müslümanların da İslâm'dan uzaklaştırılması için çalışıyor. Yâni bir de katmerli suç işliyor; hem kendisi dalâlette, hem de başkalarını dalâlete düşürmeğe çalışıyor. Allah'ın razı olduğu yegâne hak dini engellemeğe çalışıyor. İslâm'ı yeryüzünden silmeğe ahdetmiş olan islâm düşmanlarının maşası, aleti, oyuncağı oluyor. Teşkilatlarının, düzenlerinin, fitnelerinin parçası oluyor. İslâm'ın ve müslümanların aleyhine çalışıyor. İşte kalblerin öldüğü gün!..
Bu iki bayram gecesini ihyâ edenlerin kalbi ölmez. Bu ve buna benzer zamanlarda ortaya çıkan şiddetli imtihanlarda, insanların kafalarının karıştığı, maddiyat ve mâneviyâtın tercih noktasına gelindiği, pek çok kimsenin maddiyâtı ve dünyayı tercih ettiği, ama ariflerin ahireti tercih ettiği zamanlarda, tercihini doğru yapar, kalbi ölmez ve sonunda kazanır.
Başka hadis-i şerifler de var. Meselâ: RE. 398/5 (Men ahyel-leyâlil-erbaa vecebet lehül-cenneh) "Kim dört geceyi ihyâ ederse, ona cennet vâcib olur, yâni muhakkak cennete girer: (Leyletel-arûbeh) Arûbe, terviye demek; Kurban Bayramı arafesinden bir önceki gün, hacıların Minâ'ya çıktıkları gün. (Ve leyletü arafeh) Arafe gecesi. (Ve leyletün-nahr) Kurban gecesi (Ve leyletül-fıtr) Ramazan Bayramı gecesi. Bu geceleri ihyâ edene cennet vâcib olur." diyor Peygamber SAS Efendimiz.
Şimdi tabii bu sayılan gecelerin bir kısmını artık geçirmiş bulunuyoruz. Ama not alırsınız, aklınızda tutarsınız, bundan sonra gàfil olmazsınız, bu güzel geceleri ihyâ etmeğe çalışırsınız.
Geceniz gündüzünüz hayırla sevapla geçsin, Cenâb-ı Hakk'ın rızasına vâsıl olun... Allah'ın sevdiği kullar olmayı Cenâb-ı Hak nasîb etsin... Allah'ın sevdiği kullar olarak yaşamayı nasîb etsin... Cenâb-ı Hakk'ın sevdiği, razı olduğu, güzel, sevabı bol amelleri işlemeğe cümlenizi muvaffak etsin...
Hepinizin tekrar bayramlarınızı tebrik ederim, sevgilerimi saygılarımı sunarım. Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû, aziz ve sevgili izleyiciler ve dinleyiciler!..

Cuma Sohbetleri - 17.03.2000

AKRA