Dünyanın, Allah düşüncesinin uzağında yeniden kurgulandığını ve her şeyin kaynağı olarak insanın kabul edildiğini belirten Prof. Dr. Seyyid Hüseyin Nasr, “Bugün yaşadığımız çevre krizinden, ahlaki değerlerin aşınmasına ve ekonomik krizlere varasıya kadar bütün sorunların kaynağı burasıdır” dedi.
Politik istikrar oluşturma konusunda İslam medeniyetlerinin başarısız olduğunu ifade eden Nasr, çoğu İslam ülkesinde hükümeti halkın seçmediğini belirterek, ''İslam medeniyetinin, kendi politik yapısını ve kurumlarını ortaya çıkarmak için araştırma yapması lazım'' diye konuştu.
Prof. Dr. Nasr, İslam dininin çok güçlü olduğunu ancak bazı oryantalist ve kendini reformist olarak adlandıran kişilerce deforme edildiğini belirttiği konuşmasında, “İslam dünyasındaki sorunların aşılması için pratik olarak insanların önce kendilerinden başlaması gerekir. Kendisini değiştiremeyen, dünyayı da değiştiremez. Önce kendimizden, evimizden başlamak zorundayız” dedi.
İstanbul’a gelen dünyaca ünlü düşünür ve ilim adamı Prof. Dr. Seyyid Hüseyin Nasr, Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda kendisini dinleyenlere “İslam, Modernite ve Dünya” konuları hakkında düşüncelerini aktardı.
“TÜRKÇE KONUŞAMADIĞIM İÇİN ÜZGÜNÜM”
Prof. Dr. Seyyid Hüseyin Nasr, konuşmasını modernleşme, İslam düşüncesi ve algılanmaları üzerine gerçekleştirdi. “Sizinle Türkçe konuşamadığımdan dolayı üzgünüm. Ancak bundan 500 yıl önce bu konuşmayı yapıyor olsaydık, ben Farsça konuşurdum, siz de ne konuştuğumu anlardınız” sözleriyle konuşmasına başlayan Nasr, günümüz modern dünyasında “mütekebbir, haris” insan tipinin merkeze konduğunu söyledi. Prof. Dr. Nasr, “Bugün dünyanın yaşadığı ekonomik krizin üzerini biraz kazıyacak olursak, medeniyetin merkezindeki insan tipine kadar uzanırız. İnsan-ı Kamil olmaya çalışan insan tipinin yerine haris, mütekebbir insan tipi konulmuştur. Dünya, Allah düşüncesinin uzağında yeniden kurgulanmış, her şeyin kaynağı olarak insan kabul edilmiştir. Bugün yaşadığımız çevre krizinden, ahlaki değerlerin aşınmasına ve ekonomik krizlere varasıya kadar bütün sorunların kaynağı burasıdır” dedi.
“AHLAKTAN YOKSUN OLAN SİSTEM YÜRÜMEZ”
''Kumarhane'' sistemi olarak tanımladığı kapitalist sistemin de son yaşanan krizle çöktüğünü dile getiren Nasr, ''Ahlaktan bağımsız bir ekonomik sistemin kurulamayacağını hala kimse anlamıyor'' dedi. Politik istikrar oluşturma konusunda İslam medeniyetlerinin başarısız olduğunu ifade eden Nasr, çoğu İslam ülkesinde hükümeti halkın seçmediğini belirterek, ''İslam medeniyetinin, kendi politik yapısını ve kurumlarını ortaya çıkması için bu konuda biraz araştırma yapması lazım'' diye konuştu.
İslam dünyasının bağımsız olmak için yeterince güçlü olmadığını ifade eden Nasr bunun için birlik olunması gerektiğini vurguladı.
İslam Dünyası’nın Batı’nın gündemine iştirak etmek yerine kendi gündemini belirlemesi gerektiğini söyleyen Nasr, “Amerika’da tıp alanında İran ve Türk asıllı insanların başarılı olduklarını görüyoruz. Uzakdoğunun akapunkturu bu kadar yaygınlık gösterirken, bu başarılı insanlar kendi geleneksel tıbbından uzak çalışmalar yapıyorlar” dedi.
“EN BÜYÜK AVANTAJIMIZ İMAN GÜCÜMÜZDÜR”
Papa Benedictus’un “Hristiyanların imanı Müslümanlardan öğrenmesi lazım” dediğini hatırlatan Nasr, “Almanya’nın 12 bin kişilik en büyük kilisesine baktığınızda Pazar ayininde 80 kişilik bir grubu ancak görebilirsiniz. Ama Cuma namazlarında insanların yollara kadar taştığına şahit olursunuz. Mekke’
Prof. Dr. Nasr, son 200 yılda İslam düşünürünün aşağılık kompleksi sebebiyle geriye çekildiğini ve Müslümanların katledildiği Saraybosna'da BM önderliğinde barış girişimlerinin olduğunu hatırlatarak, İslam âleminin batının belirlediği gündemini değerlendirmekle ve iştirak etmekle yetindiğini ifade etti. İslam ülkelerindeki petrolün fiyatının bile ABD Merkez Bankası FED tarafından belirlendiğini anlatan Nasr, ''Bizim tek kurtuluşumuz kendi ayaklarımızın üzerinde durmaktır. Kimseye karşı değiliz sadece kendimizin tarafındayız. Birkaç haftadır Filistin’de 1,5 milyon insanın 6 milyon insandan daha güçlü olduğunu gördük. Sokaklara çıkıp bağırıyoruz ancak kim duyuyor? Kendi birliğimizi kurmamız, kendi gündemimizi belirlememiz lazım'' diye konuştu.
“İSLAM DÜNYASI KOLONİLEŞTİRİLMEKTEDİR”
İslam'ın sadece dini açıdan değil entelektüel açıdan da hala çok dinamik bir dünya dini olduğunu dile getiren Nasr, şöyle konuştu:
“İslami geleneğin içerisindeki güç, bugün bütün alanlardaki sorunlara ve ihtiyaçlara cevap verebilecek özelliktedir. Kişinin dünyayı algılamasında önemli olan dünya görüşü, batı propagandalarıyla ve batılı bir eğitim sistemi içerisinde oluşturulmaktadır. Ve İslam dünyası kolonileştirilmektedir. Kültür gibi İslam anlayışının vazgeçilmez bir unsuru değişmektedir. Başka medeniyet müntesipleri gibi yiyerek, giyinerek ve yaşayarak ayakta kalınamayacağını anlamamız gerekmektedir. Bugün batıda aile bağları gevşemiştir. Ancak mutlu edici bir gelişmedir ki bizde hala geniş aile bağları korunmakta ve yaşatılmaktadır…”
“REFORMİSTLER DEFORMİSTTİR”
Prof. Dr. Nasr, İslam dininin çok güçlü olduğunu ancak bazı oryantalist ve kendini reformist olarak adlandıran kişilerce deforme edildiğini belirttiği konuşmasında; “Asıl İslam’ı Paris’te bulduğunu söyleyen reformistler var. Bu sözün sahipleri İslami entellektüelite nedir, onu bile bilmiyorlar. Reformcular İslam düşüncesini zayıflattılar. Ben onlara deformist diyorum” ifadesini kullandı. Prof.Dr. Nasr, “Ne yapmamız lazım?” diyen bir dinleyicinin sorusu üzerine ise “İslam dünyasındaki sorunların aşılması için pratik olarak insanların önce kendilerinden başlaması gerekir. Kendisini değiştiremeyen, dünyayı da değiştiremez. Önce kendimizden, evimizden başlamak zorundayız” dedi.
“GAZZE’YE SESSİZ KALANLAR FATURA ÖDEYECEK”
Prof. Dr. Seyyid Hüseyin Nasr, her alanda büyük aşama kaydeden Türkiye’nin Ortadoğu’da barışın sağlanmasında daha etkin görev üstenebileceğini belirterek, “Yeter ki, İslam ülkesi olma ruhunu kaybetmesin ve Avrupa’nın kuyruğunda yapışık olarak hareket etmekten kendini kurtarsın” diye konuştu.
Prof. Dr. Seyyid Hüseyin Nasr, İsrail’in Filistin’e yönelik katliama varan saldırılarından kendisi gibi görev yaptığı ABD’deki Geoge Washington Üniversitesi’ndeki öğrencilerinin ve öğretim üyelerinin çok üzdüğünü söyledi. Amerika’da yaşadığı için gelişmeleri CNN ve Al Jezire televizyonlarından izlediğini kaydeden Hüseyin Nasr, yabancı televizyonların Filistin ve Gazze’de yaşanan olayları, olduğundan daha hafif gösterme çabasında olduklarını sezdiğini söyledi.
Filistin örneğinde olduğu gibi herhangi bir İslam ülkesine yönelik saldırılara diğer Müslüman ülkelerinin sessiz kalmasını sert bir dille eleştiren Prof. Dr. Seyyid Hüseyin Nasr, saldırılara sessiz kalan ülkelerin er geç bu tepkisizliklerinin faturasını ağır bir şekilde ödeyeceklerini ifade etti. Prof. Nasr, Filistin ve Gazze saldırılarında dilsiz rolünü oynayanları yeniden silkinip düşünmeye davet etti.
SEYYİN HÜSEYİN NASR KİMDİR?
Konferansın başında, Prof. Dr. Nasr’ın bir süre (1996-2002) öğrenciliğini de yapan Dr. İbrahim Kalın’ın takdim konuşması ile başladı. Dr. Kalın, Prof. Dr. Seyid Hüseyin Nasr’ın kariyerine ve düşüncelerine dair bilgiler verdi. Dr. Kalın, “Kaygı sahibi bir aydın olarak Prof. Dr. Nasr, günümüzün sorunlarıyla yakından ilgilenmiş ve İslam dünyasının küresel düzeyde tanınan ve izlenen seçkin isimlerinden biri olmuştur” dedi. Prof. Dr. Nasr’ın “Türkiye’yi ikinci vatanı olarak gördüğünü her fırsatta belirttiğini” söyleyen Kalın, Nasr’a ait şu bilgileri dinleyiciler ile paylaştı:
“Nasr, 1933 yılında Tahran’da dünyaya geldi. Klasik İslam kültürünün derinliğini ve Fars dilinin inceliklerini, okulda olduğu kadar evlerinde yürütülen sohbet halkalarında da öğrenmeye başladı. Tıp eğitimi almak ve babası gibi doktor olmak üzere 12 yaşında Amerika’ya gönderilen Prof. Nasr, orta, lise, üniversite ve doktora eğitimini burada tamamladı. MIT’de fizik okumaya başlayan Nasr, kafasındaki felsefi sorulara dönemin dogmatik pozitivist ortamında cevap bulamayacağını anlar. Harvard Üniversitesi’nde bilim tarihi alanında doktorasını tamamlayan Nasr, 1958 yılında daha 25 yaşındayken doktora derecesini aldı ve ülkesi İran’a döndü. Prof. Nasr, 30 yaşında Tahran Üniversitesi’nin en genç profesörü oldu. İnsan ve Tabiat, Modern İnsanın Çıkmazı, İslam: İdealler ve Gerçekler; Üç Müslüman Bilge; Sadreddin Şirazi’nin Aşkın Hikmeti, İslam Hayat ve Düşünce gibi eserleri bu dönemde yayımlandı. 1984 yılında George Washington Üniversitesi’nde hoca olarak göreve başlayan Prof. Nasr, çağdaş sorunlar ve İslam düşüncesi alanında eserler vermeye devam etti. Nasr, aynı zamanda 1984 yılında kurduğu Geleneksel Araştırmalar Vakfı’nın başkanlığını yürütmekte ve Vakfın çıkardığı Sophia isimli derginin editörlüğünü yapmaktadır.”







