Batı'dan, güldür güldür korkunç bir afet olarak gelen kötü adet ve alışkanlıklar ülkemizde tutunamasın, gençlerimize bulaşmasın diye çırpınıyoruz…
Biz, ömrümüzü Allah rızasına uygun geçirmek istiyoruz; ailede sıhhat, afiyet ve saadetin beraberce yaşanmasını diliyoruz; çoluk çocuklarımızın sağlıklı, gürbüz, bilgili, görgülü, sevimli, yetenekli, becerikli, üstün kabiliyetli kimseler olarak yetişmesini planlıyoruz.[1]
GENÇLERE ALTIN TAVSİYELER
İslâm'ı iyi bilmek zorundasınız. Bira da içilir, faiz de yenir, güzele bakmak sevaptır... vs. vs. gibi saçma sapan şeylere aldanmayasınız diye, islâmın özünü tam öğrenmek zorundasınız.
Ümmet-i Muhammed'in durumunu çok iyi takip etmek zorundasınız. Çünkü ona hizmet etmek istiyorsunuz. Dünyanın her yerindeki müslümanların durumunu --bir enstitü kurmamız lâzım, bülten çıkarmamız lâzım, günü gününe raporları elinize ulaştırmamız lâzım-- çok iyi bilmelisiniz: Afganistan'da durum nedir? Hindistan'da nedir, Malezya'da nedir, Endonezya'da nedir, Somali'de nedir?.. Kim kimin peşindedir, kim kimi öldürüyor?.. İktidarda kim var?.
Bunun için de tek başınıza yine bir şey yapamazsınız. Bu gün tek insanların yapacağı işler mahduttur. Organize olmak zorundasınız. Kendi aranızda organize olacaksınız, kendi aranızda mühendislik odaları kuracaksınız. Ya mühendislik odalarını elde edeceksiniz, ya da size ait olmayan organizasyonda yer almayacaksınız. Kendi organizasyonunuzu kuracaksınız, bir birinizle irtibatlı olacaksınız. Bilimsel gelişmeleri çok yakından takip edeceksiniz, icatlar ortaya koyacaksınız. Ben hiç duymamıştım: "biyolojik-nükleer mermi" İlk defa dün gazetelerde gördüm. Yâni adamlar çalışıyorlar ve onu bizim karşımızda kullanıyorlar.
Politik oyunları, siyasî dalavereleri, plânları, stratejileri bilmemiz lâzım. Bunların karşısında, politik ilimlerle uğraşan kardeşlerimiz karşı plânlar, stratejiler kurmalı!.. Teknik konularla ilgili olan kardeşlerimiz hayatını bunların karşısında, bunların oyunlarını bozacak hizmetlere yönlendirmeli!.. Yâni çalışma alanı ile, gönül ve fikir alanını bir birine mutabık hale getirmeli müslüman.
İslâm'a hizmet bilimsel seviyenin yükselmesinden geçiyor! Biz bu sebeple hepinizin mümkünse üniversitede doktora yapmanızı, profesör olmanızı istiyoruz. En son bilimsel yayınları takip etmenizi istiyoruz, yabancı dil öğrenmenizi istiyoruz; temenni ediyoruz. Yâni, bizim şahsen hiç bir beklentimiz yok; sizin böyle bir seviyeye geldiğinizi ya görürüz ya göremeyiz. Ama ümmetin menfaati burda!.. Yâni eğer ümmet olacaksa...
Projelerinizi Türkiye Cumhuriyeti hudutları içerisinde küçük projeler olarak düşünmeyin!.. Ortadoğu sizindir, Kuzey Afrika sizindir, hatta Afrika'nın tamamı sizindir... Asya'nın büyük bir kısmı sizindir... Güneydoğu Asya sizindir, Endonezya sizindir... Avrupa'nın bir kısmı sizindir. Ve eğer biz Allah'ın razı olduğu, Allah'ın dinini yayma --i'lâyı kelimetullah-- için çalışmayı güzel yapabilirsek, Amerika da bizimdir... Dünya hakimiyeti müslümanlarındır!..
O bakımdan lütfen üç kuruşluk maaş için çalışan basit insanlar olmayın!.. Bu idealleri unutmayın!.. Bundan belki daha güzellerini siz düşünebilirsiniz. Hayallerinizi bir kere de serbest çalıştırın!.. Yâni bir sanatkâr gibi, bir ressam gibi, çizeceğiniz tablolara bir kayıt tanımadan, içinizi, arzularınızı dışarıya bir kere çizgilerle bir dökün!.. Nasıl bir dünya istiyorsunuz?..
İnsanın kıymeti, himmeti kadardır. Yâni hayalinden, arzusundan geçen hizmet alanı kadardır. Ne kadar yere hizmet etmek istiyorsanız, kıymetiniz o kadardır. Ne kadar büyük işler yapmak istiyorsanız, büyüklüğünüz o kadardır.[2]
GENÇLERE ALTIN TAVSİYELER
Kurtuluş, Allah'ın ipine sımsıkı sarılmakta. İslâm'a gelmekte, Kur'an'a uymakta, Allah'ın elçisi, kulu ve peygamberi Muhammed-i mustafası yolunda yürümekte, manevî ve ruhî terbiyeyi ihtimam ve itina ile uygulamaktır.
O halde değerli genç!
1) İslâm'ın pak, makul, sağlam, doğru, mantıklı, ilmî ve ulvî itikadını iyi öğren!
2) Hikmetli, ibretli, faydalı, menfaatli, sevaplı, nurlu ibadet ve taatleri eksiksiz îfa eyle, Rabbının rızasını gözet , ahiret hesabını unutma!
3) Yanlız kendini, nefsini, keyfini, zevkini düşünmekten kaçın; ana-babanı, akrabanı, ahbabını, dindaşlarını... azınlık Müslümanları, mazlum ırkdaşlarını, esir topraklarını... da düşün, hattâ hiç hatırından çıkarma, mensup olduğun ümmete karşı vazifelerini iyi îfa edebilmek için istikbale iyi hazırlan!
4) İlim yönünden ileri ve güçlü olmaya çalıştığın kadar; irfan, ahlâk, takvâ, ihlas, ruh ve nefs terbiyesi bakımından da olgun, derin ve yetkin olmağa gayret sarf eyle!
5) Her gün hatalarını, başarılarını, çalışmalarını, amaçlarının sonuçlarını gözden geçir ve kendini kontrol edip muhasebe eyle; hatalarını ve menfi huylarını bırakmağa, yeni ve güzel hasletler ve daha yüksek vasıflar edinmeğe uğraş!
6) Yüksek ve olgun bir çevre edinmeğe ve kurmağa çalış, ilm-ü irfan meclislerine devam eyle; başka arkadaşlarını da bu güzel topluluklara getirmeğe gayret et!
7) Zamanını iyi değerlendir, zaman kayıplarını azaltmağa, verimli saatlerini arttırmağa gayret et!
8) Ailene veya sorumlusu olduğun fertlere sahip ol, onların da kaliteli yetiştirmeğe uğraş!
9) İslâm'a ve Müslümanlara her yönden faydalı olmanın yollarını ara, bul, sor, ifâ et!
Çünkü görülüyor ki inançsız ve bâtıl inançlı toplumlar çöküyor. Zaman önümüzdeki yıllarda Müslümanların lehine gelişebilir, istikbal Müslümanların olabilir. Ümit verici emareler belirmiştir.[3]
GENÇLİK SORUNLARINA ÇÖZÜMLER
Bilhassa büluğ çağına geldiği zaman gençler, çeşit çeşit problemler başlar. Zihnini toplayamaz, uykusu gelir... Kendisini veremez... Konuşanın konuşmasını takib edemez... Bu bir devredir. Delikanlılık devresi deniliyor.
Onun için ilmi daha erken yaşlardan öğrenmek lâzım!.. Büyüklerimiz dört yaşındayken başlamalı demişler. Çocuk daha sabî iken, henüz daha nefsi kabarmadan, uyanmadan ilmi öğreniyor. Bir çok işleri tamamlamış oluyor. Tabii ondan sonra büluğ çağının problemleri başlıyor. Kendisinin o problemleri yaşantısına tesir ediyor. Bu gibi şeyler ondan oluyor.
Oruç tutması tavsiye edilir. Nefsi kuvvetlenmesin diye, mümkün olduğu kadar oruç tutması... Onun da yine ölçülü olması lâzım! Kimisine tut dersin, yutar; vur, dersin kırar. Öyle olmayacak yâni... Bunun da tıbbî bir ölçüsü vardır. İnsanın sıhhati bozulmayacak şekilde, ölçülü bir az yemesi lâzım!..
Kimisi bir oturuyormuş, bir danayı yiyormuş bir oturuşta... Maşaallah, Allah manda şifası versin filân deniliyor. Tabii o manda... Kimisi üç tabak, beş tabak yiyormuş; fazla... Vücuduna ne kadar miktar gıda lâzım, onu bilecek; fazlasını yemeyecek, biraz aç kalacak. O zaman nefsi ıslah olur, zihni berraklaşır, ilme kendisini verebilir.
Karnı tok oldu mu, kafa çalışmaz. Gönül de çalışmaz. Çok aşırı yediği zaman, bu sefer yaşının icabı kuvveti öteki duygularına gider, fâsit duygularına gider. Onlar bastırmaya başladığı zaman, aklını da veremez. Fakat biraz zorlarsa kendisini, verebilir. Yâni, uykusu gelince sebat ederse, anlayamadığı zaman dikkat ederse; ondan sonra muntazam olabilir.[4]
BUNALIMLARIN TEDAVİSİ
Ne kadar gariptir ki biz Müslümanlık ilerledikçe ve tüm dünyada beğenilip kabul gördükçe seviniyoruz da siz hem Müslüman olduğunuzu söylüyor hem de bu gelişmelerden korkup üzülüyorsunuz. Biz, gençler havailiğe, sefahete, hippiliğe iltifat etmeyip İslam'a ilgi gösterdikçe memnun oluyor, rahat ve huzur duyup istikbalimize güvenle bakıyoruz, siz ise kara kara düşüncelere dalıp, telaşlanıp efkarlanıyorsunuz! Ne istiyorsunuz yani? Kızlarımız namus yoksulu, bar ve pavyon kadını; erkeklerimiz sorumsuz, parazit, dans ve diskotek müdavimi, içki, kumar ve zina müptelası mı olsunlar? Birçok ülkelerdeki modern gençliğin dejenerasyonundan, uyuşturucu iptilasından, fahişeliğin korkunç yayılma hızından, yuvaların yıkılmasından, boşanmaların endişe verici boyutlara uzanmasından, anarşi ve terörün gençler arasında yayılmasından dehşet duymuyor musunuz? Kuzum sizin kendi çoluk çocuğunuz yok mu Allah aşkına!
Yılların tecrübesinden sonra sayılan tüm sosyal hastalık ve bunalımların tedavisi için deriz ki:
Evlatlarımızı modern ve ileri çağlara göre, ama özellikle manevi değerlerimize bağlı olarak yetiştirmekten başka doğru ve çıkar yolumuz yoktur. Benliğini kaybeden, mefahirini unutan milletler ayakta duramaz, başkalarının kölesi olur, sömürülür, eğilir ve hatta yok olurlar.
Kültürel meselelerle ciddi olarak ilgilenen herkesin çok iyi bildiği bu gerçekleri bir gün elbet siz de anlayacaksınız.[5]
TEKNOLOJİYE TEŞVİK
Teknik sahalar bize, Allah'ın kullarına hizmetin en güzel vesileleri olarak görünüyor. Teknolojiyi seviyoruz. Allah'a hizmet etmenin, Allah'ın dinine hizmet etmenin, Allah'ın kullarını rahat ettirmenin, Allah'ın kullarından hayır dua almanın vesilesi olarak gördüğümüz için teknolojiyi seviyoruz.
Onun için, kardeşlerimizi teknolojiye sevkediyoruz. İmam-hatipten mezun, imam veya hatip olmayı gönlüne yerleştirmiş kardeşlerimize teknoloji yolunu gösteriyoruz. Teknik üniversitenin yolunu gösteriyoruz.[6]
KÜRESELLEŞME
İnsanlar Yirminci Yüzyıl'da birbirlerinden etkileniyorlar, dünyada birbuçuk milyar müslüman var ama, geride kalanı da gayrimüslim... Gayrimüslimlerin de yaşamları var, hayat görüşleri var, zevkleri var, eğlenceleri var... Küreselleşme dolayısıyla toplumlar birbirlerinden etkileniyor, birbirlerinin hayat tarzlarına imreniyorlar, kendi hayat tarzlarını yargılıyorlar Avrupayı gören, Amerika'ya gören, Hindistan'ı, Pakistan'ı, Afrika'yı gören, kendine göre hayat tecrübesi kazanıyor, fikirleri değişiyor; kendi görüşlerini gözden geçiriyor, gevşiyor.
Böyle hak dine sahib olan bizler, başka medeniyetlerin, zihniyetlerin, yaşam tarzlarının etkisi altında kalıp, oralarda yaşayınca, oraları görünce kendimizi kaybedersek; kendi temiz örfümüzü, adetimizi, ahlâkımızı bırakırsak; "Babana bile itimad etmeyeceksin, babandan bile fatura isteyeceksin! Hayat mücadeleden ibarettir, kimsenin gözünün yaşına bakmayacaksın!.. Hayat sadece bu hayattır; vur patlasın, çal oynasın, yaşa!" dersek...
E tabii, bunun en güzel yol olduğunu anlayamayınca, gevşeyince, din elden gidiyor. Bakıyorsunuz, şahsiyetini kaybetmiş, millî, mânevî kişiliğini kaybetmiş, karmaşık olmuş, kozmopolit olmuş garip tipler karşınıza geliyor. Bizim örfümüzü, adetimizi, millî yapımızı sapasağlam beton gibi sağlamlaştıran güzel düşünceler, ahlâk ve fazîletler birer birer yıkılıyor, yok oluyor. Rüşvet alıp gidiyor, hırsızlık alıp gidiyor, ahlâksızlık alıp gidiyor, gaddarlık alıp gidiyor... Her türlü mafialaşma, devleti sömürme, hazineyi hortumlama, her türlü ahlâksızlık tabii hale geliyor. [7]
DÜNYYA AÇILMAK
Talebelerime hep söylerim:
"--Aman Türkiye içinde sıkışıp kalmayın, dış ülkelere açılın! O ülkeleri tanıyın; tarihini, coğrafyasını, dilini, edebiyatını, örfünü, adetini öğrenin! Oralardan tanıdıklar edinin, oralarda temsilcimiz olsun... Bilelim ki, orada bir köprübaşımız var. Böylece cihana hakim olalım, cihana ilim irfan götürelim!" diye söylerim.
Cennetlik olmak isteyen ilme çalışacak.
Onun için ilmi çok seviyorum. Bana soru soran bütün talebelerime, ihvanıma, kardeşlerime ilim yolunda ilerlemesini tavsiye ediyorum. Mümkünse asistanlık yapmasını, doktora yapmasını, kendi mesleğinde ilerlemesini, yükselmesini; mümkünse yurtdışına gitmesini, yabancı dilleri öğrenmesini tavsiye ediyorum, ufku açılsın diye... Yoksa küfleniyor. Böyle önüne bakan, sağı solu görmeyen insanlar çok geride kalıyorlar.[8]
DÜNYA HALKLARI
Artık şurası son derece kesin ki, tüm dünya halkına çok faydalı olabiliriz. Kendimizi bu yeni göreve göre ayarlamalıyız. Fikir adamlarımız bu yeni görev üzerinde düşünmeli, kültür kuruluşlarımız bu konu üzerinde çalışmalı, gençlerimiz kendilerini bu ideale göre yetiştirmeli, çalışma imkânına sahip olan yetişmiş elemanlar, bu sahada hizmet etmeğe başlamalıdır.
Dünya üzerindeki her ülke, her kültür, her millet üzerinde incelemelere başlamalıyız. Ulaşım, iletişim, ticaret, seyahat imkânları çok gelişmiş ve kolaylaşmıştır. Her birimiz kendi zevk, şevk, yetişme şartı, sosyal, kültürel ve iktisâdî imkânlarına uygun olarak, verimli çalışabileceği, faydalı olabileceği bir ülke seçmeli, ora ile münâsebetlerini ilerletmeye ve geliştirmeye çalışmalıdır. O ülkenin dilini, dinini, kültürünü, tarihini yakından tanımalı, çalışma ve hizmet stratejisini ona göre düzenlemelidir.
Şu anda Çin'de, Sibirya'da, Avustralya'da, Güney ve Orta Amerika gibi tahmin etmediğimiz ülkelerde bile güzel İslâmî gelişme emâreleri belirmiştir.
İslâm kardeşliği kitaplarda değil, yaşanan hayatta fi'len tahakkuk etmelidir. Müslümanlar sadece camide, cumada, hacda, umrede değil, cihana yön verecek sosyal, kültürel, dinî, iktisâdî, ticârî konularda da bir araya gelmeli, güçlerini birleştirmelidir.[9]
YENİ HİZMETLERE HAZIRLANMAK
Hepimize ve özellikle gençlere, oluşan ve değişen yeni şartlara göre, çok acil ve ciddi hazırlıklar dönemine girmenizi hararet ve ısrarla tavsiye ve ihtar ederim.
Safları sıklaştıracaksınız; yurt içi ve yurt dışında çekişmeleri, ihtilafları, hizipleşme ve gruplaşmaları kaldıracak, birlik ve beraberliği her ne pahasına olursa olsun- mutlaka sağlayacaksınız; egoizmden, kibir ve benlikten, grup taassuplarından, yeteneksiz lider tahakkümlerinden kurtulup, sıyrılacaksınız; az uyuyup, çok çalışacaksınız; ilmi çalışmalara önem; bilginlere, uzmanlara kulak vereceksiniz; Türk lehçelerini, Kıril Alfabesini, yabancı dilleri, Arapçayı, Farsçayı öğrenecek, bilgisayar kullanmayı bileceksiniz; dostu düşmanı yakından takip edecek, birbirilerinzle kenetlenecek bünyan-ı marsus (kale duvarı gibi) olacaksınız; hele hele rabbani ve müttaki alimlere, hakiki mürşitlere sağlam ve samimi bir şekilde bağlanıp itaat ve inkıyad edeceksiniz.
Ayrıca ekonomik güçlerinizi ve atılım imkanlarınızı birleştirip, İslam'ın zaferi ve müslümanların selameti için seferber edip, dev müesseseler kuracak, büyük hamlelere girişeceksiniz.
Düşmanların mekr ü hile, tuzak ve yalan, suikast ve hiyanetlerine karşı müteyakkız olup, var gücünüzle maddi, manevi alet ve silah ve kuvvet hazırlayacaksınız, öyle füzeleriniz, uçaklarınız, araç ve gereçleriniz olacak ki düşmanlar size yan bakmağa ve sataşmağa asla cesaret edemesin![10]
İÇ VE DIŞ SİYASETLE İLGİLENMEK
İmanlı, vefakâr ve fedakâr, faal ve cevval kardeşlerime ve değerli gençlere, iç ve dış siyasetle çok derinden ilgilenmelerini, meslek olarak bu sahaları seçmelerini, kendilerini bu konularda çok güzel yetiştirmelerini şiddet ve hararetle tavsiye ederim. Onlara çok ihtiyaç var.
İç ve dış siyasetimizin tamiri ve ıslahı şarttır, bu işe dikkat ve kuvvetle girmeli ve bu uğurda var gücümüzle çalışmalıyız.
İyi düşünelim, dikkatle tâkip edelim, derinlemesine araştıralım:
İç ve dış siyasetimiz kimlere emanet? Kararları kimler alır; çalışmaları hangi zihniyetle, kimler, ne istikamette yaparlar? Bunlar ne tip adamlar, ne biçim kadrolardır; hangi fikre hizmet ederler? Milliyetçi, vatansever, müslüman, namuslu ve dürüst insanlar mıdır, yoksa dönme, gayrimüslim, kötü niyetli, sakat ideolojili, yıkıcı, anarşist, bozguncu kimseler mi? Devlete, millete, hakka,
Maalesef ve şüphesiz iç ve dış siyasetimizde bu saydıklarımızın her çeşidi mevcut, işlerimiz onun için yolunda gitmiyor, milletçe iflah olamıyoruz. Kötüleri, iyileri mutlaka iyi bilmeli ve bu alanı güzelce temizlemeli, aydınlatmalı, siyasete fazileti hakim kılmalıyız. [11]
NASIL BİR TATİL?
Tatilin yeri ve geçiriliş şekli üzerinde örf ve ananemize, din ve ahlakımıza uygun başka çözüm yollarını mutlaka bulmalı ve bunları halkımıza anlatıp, benimsetebilmeliyiz. Deniz kenarı çıplaklık ve çılgınlıklarının önüne muhakkak geçebilmeli veya ailemizi onlardan uzak tutabilmeliyiz. Yoksa, nefsin hileleri, şeytanın oyun ve tuzakları, plajın, çıplaklığın, zevkperestliğin, epikür felsefesinin, seksin.. ejderhası ruh yapımızı, aile düzenimizi, milli bünyemizi, sinsi bir hastalık gibi kemirip, çökertebilecektir.
Sevgili okuyucular! Bundan sonra sizler de tatili geçirme tarzınız üzerinde iyi düşününüz! Bu konudaki doğru seçim, Türkiye genelinde büyük hayırlı sonuçlar doğurabilir. Herkes zevke koşarken siz hizmete koşun. Elinizdeki serbest zamanı ailenizin tüm fertleri için dünya ve ahirette mutluluk getirecek tarzda iyi değerlendirin. Özellikle ilim ve irfanınızı artırmaya çalışın; halkımızın hayırı ve mutluluğunu amaçlayın; bilhassa tebliğ ve irşada, cihad ve ila-yı kelimetullaha önem ve öncelik verin ki topluca felaha erelim. [12]
TATİL NASIL GEÇİRİLMELİ?
Türkiye'nin iç ve dış çevresi, etrafımızda cereyan eden ciddî ve tehlikeli olaylar, zor ekonomik ve siyasî şartlar sebebiyle kendimizi kenara çekip, bencil ve gamsız, keyf ve zevk içinde zaman israf etmeniz günah ve vebal olur. Onun için tatilde bile sorumluluklarımızı asla unutmamalı, nereye gidersek gidelim, orada mutlaka ve muhakkak İslâm ve müslümanlar için olumlu, faydalı, verimli bir şeyler yapmaya çalışmalıyız: Tebliğ, tâlim, telkin, terbiye, nasihat, tavsiye, vaaz, konferans, sohbet, kurs, reklam, propaganda... vs. gibi.
Gittiğimiz yerde sosyal ve kültürel yapılanma tam teşekkül etmemişse, önayak olmalı; vakıf şubesi veya dernek gibi kalıcı bir teşkilat kurmalıyız.
Günlük zamanımıza şahsen ve ailece dini bilgilerimizi arttıracak okuma ve öğrenme saati ayırmalı, planımızın içine yerleştirmeliyiz:
Mutlaka bir miktar Kur'an-ı Kerim okumak, ezberleme, tecvid, tefsir; bir miktar ilmihal veya daha ileri derecede fıkıh bilgisi; bir miktar İslâm tarihi, siyer-i Nebi, menakıb-ı sahabe ve evliyâ; bir miktar hadis-i şerif ezberleme, açıklamalarını öğrenme... gibi.
İbadetleri ihmal etmeden, işrak vaktine kadarki zamanı değerlendirerek, namazları çoluk çocukla birlikte camide kılarak, teheccüde gayret göstererek, nafile oruçları tutarak, ferdi ve toplu zikirler, hatm-i haceler yaparak iş, güç, mesai, ders, imtihan telaşından âzâde, sakin ve rahat tadını çıkara çıkara ifa etmeğe çalışmalıyız.
Tatil asla tembellik demek olmadığına göre, aile reisleri hem kendisini, hem de aile fertlerini ustalıkla, tatlı ve zevkli, ama olumlu ve faydalı bir takım beceri ve tecrübeleri öğrenmek için çalışmaya yönlendirmelidir. Mesela, oturulan evin bahçesini tanzim etmek, duvar veya çitlerini yapmak, camiyi badana etmek, köy, ev, çiftlik işlerini veya bazı el sanatlarını yapmak gibi.
Tatilde, dînen bozuk muhitlere, âdâb ve ahlâkı zayıf topluluklar arasına gitmemek; dans, flört, içki, kumar, zina, kötü oyun ve alışkanlıklara mübtela olmamak için şarttır. Aksi takdirde ev halkının, çocukların, hele büluğ ve gelişme çağındaki gençlerin harama, fikri dejenerasyona, dik başlılığa, tembelliğe, isyana, günaha, ahlâk bozulmasına uğraması kaçınılmaz olur; evlâtlar elden gider, kafalar bozulur, kalpler kararır.
Diğer tedbir ve tavsiyelere gelince; tatile gider gelirken trafik kazalarına karşı ihtiyatlı, dikkatli olmayı;
Aşırı güneşte kalıp yanmamayı;
Temiz ve taze salata, meyva ve gıdalar yemeyi; bayat et, süt ve nasıl yapıldığı bilinmeyen yemeklerden kaçınmayı, yemekleri az az yapıp, taze taze bitirmeyi, aşırı soğuk meşrubatlardan, dondurma ve buzdolabından çıkmış soğuk karpuz, kavun gibi meyvalardan, terli terli rüzgarda cereyanda durmaktan, kaçınmayı;
Her görülen çeşmeden veya kaptan su içmemeyi, mikroplu olup olmadığını dikkatli araştırmayı, tehlike ihtimali varsa, kaynatılmış su, çay, ıhlamur, adaçayı vs. içmeyi ve,
Bulaşıcı hastalıklardan korunup sakınmayı da hatırlatalım.
Bu gibi maddi ve mânevî önemi büyük hususlara riayet edebilirsek inşaallah tatilimiz, dinen sevaplı, ruhen dinlendirici, bedenen sağlıklı, ahlâken olumlu değerlenmiş olur.[13]
ECDADDAN HABERİ OLMAMAK
Nerdeyse, "Türk milletinin en büyük düşmanı kim?.. Ecdadımız!" diyecek noktada geldik. Öyle şey olur mu?.. Ecdadımız alim insanlar... Batının doğunun, herkesin istifade ettiği insanlar... Yazdıkları kitapları bugün başka yerlerde ders kitapları olarak okutuyorlar. Arabistan'da bile ders kitabı okunan, itibar edilen kitaplar yazmış alimlerimiz var... Herkesin kütüphanesinde kitabı bulunan, bütün dünyanın meşhur kütüphanelerinde kitabı bulunan büyük alimlerimiz var... Bunlardan gençliğin haberi yok, böyle bir gürültü, patırtı gidiyor. Bunun önüne geçmeliyiz.[14]
LİSANS ÇALIŞMALARI
Bana hangi öğrencim, hangi ihvanımızdan genç soru sorarsa, ben onlara dâimâ diyorum ki:
"--Aman ihtisas yapın! Aman bilginizi arttırın! Aman ilim bakımından en ileri dereceye gitmeye çalışın!.. Hattâ şaka yapıyorum, "Oturun kalkın, bir şeyler icad edin! O kadar çalışın, o kadar meseleye hàkim olun ki, kendi dalınızda bir şeyler icad edin!" diyorum.
Çünkü akıl çeşit çeşit şeyleri ortaya koyabiliyor. Akıl akıldan üstün, siz de bir şey bulursunuz, onu uygularsınız; sevilir…… Onun için ben arkadaşlara, "Oturun bir şey icad edin!" diyorum. Hatta şaka yapıyorum, "Benim boş zamanım olsa, oturacağım ben de, bazı şeyler icad edeceğim!" diyorum. [15]
DİL ÖĞRENİN
Ben diyorum ki arkadaşlarıma: "Aman bazılarınız çocuklarınızı Çin'le ilgili olarak yetiştirin!" Çok önemli... Çünkü dünya nüfusunun çok önemli bir kısmını teşkil ediyor ve hızla kalkınan bir devlet Çin... "Onun dilini, ben genç olsaydım, öğrenirdim!" diyorum. Arkadaşlarıma da tavsiye ederim. Çin bize uzak değil... Bu yakın çevremizdeki diller de önemli! Yunanistan önemli, Bulgaristan önemli!.. Saray Bosna'mız bizim canımız, başımızın tacı, gönlümüzde müstesna yeri var... Kafkasya öyle. Çevremizdeki komşuların hepsiyle iyi ilişkilerimizi geliştirecek çalışmalar yapmaya gayret edelim! [16]
GENÇKEN SADAKA VERMEK
Sevgili kardeşlerim, insan dinçken, gençken, malı severken, fakirlikten korkarken, daha çok yaşayayım derken tasadduk ederse, hayrını yaparsa daha güzel olur. Böyle tavsiye ediyor Peygamber Efendimiz. Son deme bırakmamayı tembih ediyor.[17]
GENÇLİĞİ ALLAH YOLUNDA GEÇENLER
Gençler Cenâb-ı Hakk'ın yolunda yürümeye gayret etmeli! Hata etmişse bile, hemen tevbe edip Cenâb-ı Hakk'ın yoluna girmeli! Cenâb-ı Hakk'ın sevgisini kazanmak kolay değil. Allah indinde en sevgili insan olmak çok zor bir şey. Gençler kolayca o makamı yakalayabiliyorlar.
Onun için, umumiyetle bizim derslerimizi dinleyenler genç delikanlılardır, üniversite öğrencileridir. İstikbâlin çok büyük hizmet yapacak kimseleridir, genç kızlardır. Allah râzı olsun hepsinden... Hepsine çok büyük saygı duyuyorum, dualar ediyorum.
Onlar tevbekâr olur, hatalardan, günahlardan uzak durur; delikanlılık çağında başkalarının yaptığı yaramaz işleri, yaramazlıkları, günahları, hataları yapmazlarsa, çok sevap kazanacaklar, Allah'ın sevgili kulu olacaklar. Evliyâsı olacaklar yâni. Çok güzel bir şey...[18]
[2] 15 Mayıs 1992 İSTANBUL
[3] PANZEHİR, OCAK 92
[4] Es’ad Coşan, Güncel Meseleler-1, s.283
[5] İSLAM ŞUBAT 87
[6] 5 Temmuz 1994 - Kızılcahamam
[7] Cuma Sohbetleri - 02.04.1999
[8] Cuma Sohbetleri - 15.12.2000
[9] İlim ve Sanat, Şubat 1996
[10] KADIN VE AİLE EYLÜL 91
[11] İlim ve Sanat, Mayıs 1996
[12] KADIN VE AİLE EYLÜL 86
[13] Panzehir, Haziran 1995
[14] Cuma Sohbetleri - 06.11.1998
[15] Cuma Sohbetleri - 14.04.2000
[16] Cuma Sohbetleri - 14.04.2000
[17] Cuma Sohbetleri - 12.05.2000
[18] Cuma Sohbetleri - 28.07.2000







