26 Ekim 2009 günlü Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yönetmeliği, sağlıkçılardan, STK'lara, bilim adamlarından, Herbalistlere ve sokaktaki vatandaşa kadar eleştirmeye kalmadı. Genetik mutasyona uğratılmış ürünlerin hangi ürünün içeriğinde bulunup bulunmayacağının bile etikette yazılmasını yasaklayan Yönetmelik, zaten gıda konusunda büyük şüpheler taşıyan kamuoyunu daha da öfkelendirdi. Özellikle İsrail ve ABD'de yoğunlaşan gen teknolojisi konusundaki Batı dünyası, bu ısrarına her ne kadar "Afrika'daki açlar için" klişesi ile yanıt verse de asıl sebep, çok uluslu şirketler için çok daha büyük paralar kazandıracak bir teknik olması. Fare ve karga gibi çok sayıda bulunan ancak yenilmeyen hayvanlara tavuk ve sığır geni monte ederek elde edilecek protein değerleri ve tatları değiştirilmiş gıdalardan büyük paralar elde etmeyi hedefliyorlar. Ancak uzun vadede ve üçüncü nesilleri etkileyecek yüzlerce sağlık sorununun çıkma ihtimalini göz ardı ediyorlar.
1500'ün üzerinde GDO'lu ürün var
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan "Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik" tepki çekmeye devam ediyor. Her kesimden bilim adamı, sivil toplum temsilcisi ve uzmanlar, uzun dönemde insana vereceği tahribatın test edilmediği genetik mutasyona uğramış ürünlerin, tabiatın ve insanın dengesini bozacağı konusunda birleşiyor.
Türkiye, "Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik" konusunda düzenleme yapacağını, 2000 yılında Cartegena Protokolu'nu imzalayarak taahhüt etmiş. Böbrek yetersizliğinden kısırlığa kadar birçok hastalığa yol açtığı ifade edilen GDO'lu ürünlerin, binlerce farklı ürün içinde tüketileceği ve ürünlerin ambalajlarında, içeriğinde GDO bulunup bulunmadığının yazılmayacak olması da yönetmeliğe duyulan öfkeyi artırıyor. Yönetmelik, ürünlerin ambalajında 'Bu ürün GDO'lu veya bu üründe GDO'lu gıda kullanılmamıştır' yazılmasına bile yasak getiriyor. 1500'ün üzerinde gıda maddesinde katkı olarak kullanılan GDO'ları, çikolatadan meşrubata kadar birçok üründe katkı maddeleri yoluyla tüketeceğiz ve tükettiğimizi bilmeyeceğiz.
120 milyon hektar arazi GDO'lu
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Ziraat Fakültesinden GDO'lu ürünlerle ilgili yönetmelik hakkında yapılan yazılı açıklamada, "Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar" serüveninin, ilk kez 1994 yılında ticari olarak patentlenen domates ile başladığı hatırlatılarak, bu tarihten itibaren başta Amerika kıtası olmak üzere genetiği değiştirilmiş bitkilerin dünyada ekilişinin hızla arttığı ve günümüzde 120 milyon hektarın üzerine çıktığı kaydedildi.
GDO'lu ürünlerin etiketlenmesi konusu da kamuoyunda yoğun olarak tartışma konusu yapıldı. Yönetmeliğe göre yüzde 0,9'un altında GDO'lu ürün içeren ürünlerin etiketlenmesine gerek olmaması kişilerin ne tükettiğini bilme hakkının elinden alınması anlamına geliyor. Bu nedenle ne kadar GDO'lu ürün içerdiğinin yanında genin kaynağı ve genin ne amaçla aktarıldığının da etikette açıkça ve herkesin anlayacağı şekilde belirtilmesi gerektiği kaydediliyor. GDO'lu ürünler yönetmeliğiyle ilgili bir diğer kaygı da, bu ürünlerin denetlenmesi. bilim adamları GDO'lu ürünlerin denetiminde bilimsel ve teknik konular için oluşturulacak komitenin üyelerinin seçiminin bakanlık tarafından yapılmasını ve bu üyelerin bağımsız kişilerden oluşmasını istiyor.
Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Genel Başkanı Kemal Özer ise yangından mal kaçırırcasına çıkarılan GDO Yönetmeliğine büyük öfke duyuyor.
Bugün dünyada her yıl açlık sınırının altında yaşayanların tümünü birkaç yıl doyuracak miktarda üretim fazlası olduğunu söyleyen Özer, "Dünyanın 170 milyon ton buğday, 90 milyon ton pirinç fazlası varken, hala açlıktan söz edilmesi göstermektedir ki sorun; GDO için zorunluluk olarak gösterilen eksik üretim değil adil paylaşımdadır" diye konuşuyor.
Kısırlığa yol açıyor
"GDO'lar üretilirken her bir genetik değişiklikte 8 kimyasal madde kullanılıyor ve vücut tarafından sindirilemeyen bu ürünlerin böbrek yetersizliği ve kısırlığa yol açtığı ifade ediliyor. Margarin konusunda da başlangıçta bilinemeyen zararlar, 100 yıl sonra getirilen yasaklarla ortaya çıktı. GDO'lu ürünler özellikle üçüncü nesilleri etkilemektedir. Genetiği bozulmuş ürünlerden vazgeçmek için de margarinde olduğu gibi bir 100 sene daha mı bekleyeceğiz?"
Uzun dönemde geri getirilmez zararları olabilir
Genetik mutasyonların geri dönüşü olmayacağını söyleyen Gıda Mühendisi Özlem Bacak, "GDO'lu ürünler tüketildiğinde genetiği bozulmuş hücreler kana karışmakta ve vücudun uzun dönemde bu ürünlerle nasıl varyasyonlar oluşturacağı şu an için büyük bir soru işareti olmaya devam etmektedir. Yönetmelikte çeşitli maddelerde yer alan acil önlem planlarının hiçbiri zararları yok etmez, sağlığı geri getirmez, çevrenin bozulan dengesini düzeltmez" diye konuşuyor.
Gerekli kontrollerin uzmanlar tarafından sıkı takibi yapılacağından dolayı şüpheye gerek olmayacağına dair teorik açıklamalara itimat etmeden önce, kontrollü bir yetiştiricilik ya da ithalattan bahsetmek için Türkiye'nin kontrol başarısının masaya yatırılmasının şart olduğunu ifade eden Bacak şöyle konuşuyor, "Böyle hassas bir konuda AB örnekli açıklamalar Türkiye için realite olamaz çünkü Türkiye'de bir hemşeri, ağabey ve dayı realitesi vardır. Tarım Köy işlerinin sık sık yaptıklarını iddia ettikleri kontrollere rağmen fırın, pastane gibi yerlerin hijyenden ve standartlardan ne kadar uzak olduğunu görüyoruz. GDO konusunun hijyen konusu ile kıyaslanamayacak kadar riskli ve önemli olduğunu da göz önünde bulundursak kontrol ile düzenlenmiş ve korunmuş bir yönetmeliğe karşı şüphelenmez hale gelmemiz mümkün değildir."
Geleceğimiz, 4 şirketin insafına terk edildi
"Genetiği değiştirilmiş ürünlerin ülkemizde üretilmesi ve tüketilmesine izin veren yönetmelik, Türkiye'nin bağımsızlığını dört şirkete terk etmektir. Türkiye, 26 Ekim'de yayınladığı GDO yönetmeliği ile geleceğimizi, genetik tohum üretici ve pazarlayıcısı Monsanto, DuPont, Pionerr, Syngenta, Bayer ve Hazera gibi uluslararası şirketlerin insafına terk edilmiştir. GDO, başta ülkemiz olmak üzere tüm dünyada tümüyle yasaklanması gereken bir belâdır. Çünkü GDO, insanlar ve diğer tüm canlıların sağlığını güvenliğini ve geleceğini ve hürriyetlerini tehdit etmektedir."
MİLLİ GAZETE - 9 KASIM 2009 PAZARTESİ







