Çevre ve Kültür Kuruluşları Dayanışma Derneği – ÇEKÜD Hidroelektrik Santrallerine (HES) inceleme ve araştırma gezisi yaptı. 24 – 25 - 26 Eylül 2010 tarihlerinde Doğu Karadeniz Bölgesine yapılan 3 günlük gezi boyunca Bürokratlar, siyasiler, akademisyenler, şirket yetkilileri ve halk ile bir dizi görüşmeler ve toplantılar yapıldı. Geziye, İTÜ Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof.Dr.Cumali Kınacı, ÇEKÜD Yönetim Kurulu üyeleri ve çeşitli mesleklerden oluşan uzman bir kadro katıldı.
Ülkemizin kalkınması ve dışa bağımlılıktan kurtulması için gerekli enerji ihtiyacını kısmen de olsa karşılaması beklenen HES’ler bazı çevreci kuruluşlar ve halkın bir kısmı tarafından ciddi anlamda eleştiri konusu yapılıyor. HES’lerin oluşturduğu çevre sorunlarını ve yapılan eleştirileri yerinde inceleyen ÇEKÜD, tespit ve tekliflerini içeren bir rapor yayınladı.
TESPİTLER
Yusufeli halkı 40 yıldır gündemden düşmeyen baraj hikayesinin bir an önce bitirilmesini istiyor. Barajla birlikte dere havzasında bulunan az fakat verimli topraklar su altında kalacak. İlçe’nin taşınacağı yeni bir yerleşim bölgesi hala netleşmiş değil. Yöre halkı barajı kabullenmiş durumda, ancak özellikle orta yaş üstü insanlar su altında kalacak ata yadigarı evini, toprağını, mezarını ve iyi kötü anılarını kaybetmeyi kabullenmekte zorlanıyor.
40 yıldır yılan hikâyesine dönen projenin sosyal ve çevresel yönü yeterince düşünülmemiş. Yusufeli’nde kaybedilecek ekoloji, tarım, yerli ve yabancı turizm, dağ turizmi, su turizmi, din turizmi barajın üretim gücü ile kıyaslandığında rezervuar tipli baraja ekonomik yönden gerçekten ihtiyaç olup olmadığı kafalarda soru işaretleri doğuruyor.
Özellikle tapusuz alanlar için, köylünün yılda üç ürün alarak bütün ihtiyacını asgari düzeyde karşıladığı bahçesinin değerinin ya da eşdeğerinin gerçekçi biçimde tespit edilmediği kaygıları var. Bürokrasi elinden geleni yaptığı halde, kamulaştırma mevzuatının bu tip özel durumlar için yetersiz kaldığı söyleniyor.
Konunun tarafları devlet, şirket ve sivil toplum olarak özetlenebilir. Her üç tarafın da son derece haklı olduğu yönler olmakla birlikte, esas sorun tarafların haklı oldukları konularda hakkani davranamamalarından kaynaklanıyor. Herkes haklı olduğu tarafı savunurken karşı tarafa haklılık payı vermek istemiyor. Konunun tarafları ve muhatapları arasında güven zedelenmesi ileri seviyeye ulaştığından herkes her söylenene şüpheyle bakıyor.
HES inşaatlarının yeşil örtüye ve canlı yaşama ciddi zarar verdiği gözleniyor. Dağ alası (Kırmızı benekli alabalık) gibi yöresel canlı türlerinin halihazır ortamda enerji tesislerini aşıp yumurtlamak üzere doğdukları dere yatağına ulaşmaları imkansız hale gelmiş gözüküyor. Yıllık ortalama debinin %10’u olarak öngörülen can suyu miktarı kurak mevsimler için yeterli gözükmüyor. Kurak mevsimlerde canlılara yaşam alanı sağlayacak çözümler düşünülmemiş.
Herkes pastadan daha fazla pay almaya çalışıyor. Halkın şikayetlerinin arka planında suyu eskisi gibi kullanma alışkanlıklarının devamı konusundaki kaygılar; HES inşaatlarında ayrıcalıklı çalışma isteği; yol, altyapı, düğün, dernek vb. ihtiyaçları için katkı payı talepleri olduğu, bu taleplerin muhtarlar tarafından teşvik ve takip edildiği, talepleri reddedildiğinde HES karşıtı propagandaların yoğunlaştığı gözleniyor. DSİ bölgeden daha fazla enerji elde etmeyi, halk devletten daha fazla kamulaştırma bedeli alıp, şirketten daha fazla istihdam ve fayda sağlamayı, STK’lar daha fazla reklam yapıp, daha fazla ses getirmeyi ön planda tutuyor.
Şirketlerin kanuni ve vicdani görev, sorumluluk ve taahhütlerini yerine getirmekte dürüst davranmadıkları anlaşılıyor. Inceleme yaptığımız bir santralde açık su kanalının yıkılması sonucu çevreye verilen tahribatın grubumuzdan saklanmaya çalışılması, can suyunun geceleri kesilip verilmediği, salınan su miktarının siyasilerin ziyaretlerinde arttırıldığı iddialarını araştırmak üzere inceleme yapmak için gittiğimiz bir santrale önceden randevu alınmasına rağmen alınmayışımız bu tespitlerimizi güçlendirici nitelikte.
HES’lerin yoğun olarak yapıldığı bölgelerde kanalizasyonlarını derelere veren yerleşim yerlerinde, su yataklarının değişmesi ve su seviyesinin düşmesi sonucu dere yatağındaki kirlilik konsantrasyonu artmakta. Bu durum istenmeyen kokulara neden olmakta ve çeşitli hastalıklara yol açma riski doğurmakta.
Havzada bulunan yerleşim yerleri katı atıklarını nehir ve derelere dökmekte, bu durum suyu nispeten azalan bölgelerde vahşi çöp depolama alanı intibaı vermekte. Dolayısıyla baraj ve santrallerin dışında su havzasında bulunan kum ve taş ocaklarının, kanalizasyon ve çöplüklerin çevreye verdiği zararlar göz ardı edilmiş gözükmekte ve çevre denetiminde boşluk ve eksiklik olduğu hissedilmekte.
TEKLİFLER
Türkiye’nin enerji politikası oluşturularak hangi enerji türünün nereden ne miktarda elde edilebileceği konusundaki hedefler netleştirilmeli. Alternatif yenilenebilir enerji kaynakları teşvik edilerek enerji çeşitliliği arttırılmalı, güneş ve rüzgar enerjisi potansiyelimiz iyi değerlendirilmelidir.
HES sayıları, havza bütününü kapsayan master planlama ile yeniden tespit edilerek gerçekçi rakamlara çekilmeli. Çed raporlarında ekolojik ve sosyal yapıya gerçekçi çözüm önerileri getirilmeli. Biyolojik çeşitliliğin ve endemik türlerin korunması ve yaşaması için önlemler alınmalıdır. Kurak mevsimde akarsular üzerinde balıkların barınıp yaşayabileceği ortamlar oluşturulmalıdır.
Hesaplanan can suyu oranları; evcil hayvanlar, balık çiftlikleri, değirmenler, tarımsal kullanımlar, içme suları, bulaşık ve banyo suları gibi genelde akarsudan yararlanan insanların kullanımı için gerekli su miktarlarını da içerecek şekilde hesaplanmalı; gelecek yıllarda öngörülen nüfus projeksiyonuna bağlı olarak su kullanımındaki artış veya azalma miktarları; jeolojik unsurlar; eğim, toprak yapısı, geçirgenlik gibi hususlar dikkate alınmalıdır.
Cansuyu’nun hesaplanmasında mevcut yöntemler gözden geçirilerek, ülke/bölge/havza bazında uygun yöntemler kullanılmalıdır.
HES’leri hangi aşamada kimin kontrol edeceği konusundaki kargaşa ve belirsizlik önlenemeli. İnşaat ve işletme aşamasındaki denetimler arttırılmalı, derelere verilen can suyu ölçümleri sağlıklı ve gerçekçi biçimde yapılmalı, çevre düzenlemesine aciliyet kazandırılmalı.
Yöre halkı ile temaslar arttırılarak yayılan olumsuz dedikodular önlenmeli, yapılan ve yapılacak projeler hakkında doğru(dan) bilgilendirme toplantıları düzenlenmeli. Ülkenin ve halkın menfaatleri, şikayetler konusunda alınan önlemler anlatılarak zihinlerdeki soru işaretleri giderilmelidir.
Arazinin tamamı kamulaştırılan yöreler için Kamulaştırma Kanunu yeniden gözden geçirilerek, bütün varlığı elinden alınan köylünün mağduriyetini önleyecek ilave düzenlemeler getirilmeli. Köylünün ihtiyacı olan sulama suyunun kullanımı, Su Kullanım Anlaşması’nda göz önüne alınmalıdır.
En az HES’lerden kazanılacak enerji miktarı kadar kayıp verdiği söylenen mevcut enerji hatlarının yenilenerek kaçakların önlenmesi acilen programa alınmalıdır.
6 EKİM 2010







