Köksal, Kuzey Irak’a "Biz de girelim. Ama bizim ‘dost güç’ olarak girmemiz lâzım" diyor ve ekliyor: "Böyle krizli dönemlerde düşman sayısını artırmamak lâzım. Dost unsurları çoğaltmak gerekir"
1990’da Körfez krizi patladığında Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi’ydiniz. ABD, Irak’ı yeniden vurmaya hazırlanıyor. 12 yıl önceki anılara dönelim. Saddam nasıl ayakta kaldı?
- Bağdat’ta 1986’dan 1990 sonuna kadar görev yaptım. Fiilen son büyükelçiydim ama benden sonra Necati Utkan atandı. 15 Ocak’ta da harekât başladı. Savaştan sonra Saddam’ın neden ayakta kaldığını anlamak için Irak rejiminin mekaniğine, BAAS partisinin yapısına bakmak gerekiyor. Saddam ailesi, onların etrafında üç ana aşiret, özel kuvvetler, Cumhuriyet Muhafızları, Baas mensupları, halk ordusu gibi iç içe geçmiş bir mekanik var. İhtilalle, kanlı geldikleri için aralarında dayanışma var. Bunun Saddam gitmeden çözülmesi çok zor. Bir sabah kalın sesli bir spiker Saddam rejiminin son bulduğunu açıklasa en iyi çözüm olur!
Körfez Savaşı sonunda da bir hata yapıldı. Herkesin beklentisi ABD’nin öncülüğündeki koalisyon güçlerinin Bağdat’a gireceği yönündeydi. O nedenle Irak’ın güneyinde ve kuzeyinde isyanlar çıktı. Amerikan ordusu, Kuveyt’in işgaline son verip Irak zırhlı birliklerini imha ettikten sonra çekildi. Savaş yarıda kalmış oldu. Girseydi ne olurdu? Benim geriye baktığım zaman düşündüğüm şudur: ABD’nin işi bugünkünden kolay olurdu.
Bağdat düşer miydi?
- Kolay olmazdı tabii. Bugün de Bağdat kolay düşmez. Bağdat büyük metropol, varoşları olan, Baas rejiminin kalesi, iktidarın odak merkezi. Bağdat’ın teslim olması, Irak’ın teslim olması demektir. 1991’deki Körfez harekâtında sanki daha kolay sonuca gitmek mümkündü diye düşünüyorum. O zaman Saddam’a yönelik başkaldırı hareketini başlatan güçler vardı. Saddam, aradan geçen 12 yıl boyunca Irak içinde kendisine alternatif oluşturacak muhalifleri, Silahlı Kuvvetler içindeki bazı kimseleri yok etti.
ARTIK GEÇMİŞTE KALDI
BM Güvenlik Konseyi’nin 678 sayılı kararı Kuveyt’in işgaline son verilmesi üzerineydi. ABD savaşa devam edip Irak’ı işgal etse bu defa kendisi uluslararası hukuka aykırı davranmış olmayacak mıydı? Amerika’daki ‘Vietnam sendromu’nu da unutmayalım. 1991’deki başkanlık seçimi öncesinde Baba Bush Bağdat’ta ABD askerlerinin ölmesi riskini göze almadı.
- Doğrudur, bir meşruiyet arayışı o zaman da vardı. ABD’nin işgali değildi mesele, güneyde Şiiler ayaklanmıştı, Bağdat’a doğru ilerleseydi koalisyon güçleri, orada da Saddam’a karşı bir hareketlenme olabilirdi. Artık geçmişte kaldı.
Saddam dosyasını kapatma misyonunu oğul Bush devraldı.
- 2004’te ABD’de başkanlık seçimleri var. Başkan Bush, 1991’de Clinton karşısında kaybeden babasıyla aynı kaderi paylaşmak istemiyor. Saddam’sız bir seçim kampanyası işine gelir.
Düşman sayısını artırmamalıyız...
Ankara, Kuzey Irak’a ABD askeri tek başına girerse Kürt devleti oluşumundan kaygı duymuyor mu? ‘Biz de girelim!’ yaklaşımının ardında bir ‘oldu bitti’yle karşılaşmama kaygısı mı var?
- Biz de girelim. Ama bizim ‘dost güç’ olarak girmemiz lâzım. Böyle krizli dönemlerde düşman sayısını artırmamak lazım. Kuzey Iraklı Kürt liderler Barzani ve Talabani’yle ilişkileri de abartmadan normal seyrine oturtmak gerekiyor. Kuzey Irak’ta, ayrı devlet olmak isteyenler de çıkabilir ama bunun gerçekleşeceğine ihtimal vermiyorum. Güneydeki Şiiler belki ama kuzeydeki Kürtler kopmaz. Biz 14 yıl PKK terörünün büyük sıkıntısını çektik. Körfez Savaşı’nın çıkışında Türkiye’nin tutumu farklı olsaydı olaylar başka türlü gelişebilirdi.
Nasıl?
- Krizin ilk günlerinde, Kuveyt’in işgalinin ilk günlerinde ABD’nin savaşa yönelmesinde Bush’u özendiren ana nedenlerden biri Özal’dır. Türkiye farklı bir tutum takınsaydı, gelişmeler başka türlü olabilirdi.
Göç dalgası olabilir
ABD kuzeyden cephe açmayı güneydeki Şiilerin harekete geçmeyeceği düşüncesiyle mi istiyor?
- Güneyden Bağdat’a doğru çıkışta başka zorluklar da var. Saddam’ın su oyunları, bataklıklar falan vardır. Harekât sadece güneyden başlatılırsa kuzeyde eli boş kalacak Irak silahlı kuvvetleri yeni bir göç dalgasıyla krizi Türkiye sınırlarına ihraç edebilir. Bunu engellemek için Irak askerleriyle karşı karşıya gelecek bir güce ihtiyaç var. Türkiye mi olsun? Amerika mı? ABD olsun daha iyi.
Güneydoğu’da 80 bin kişilik ABD ordusu konuşlandırma isteğinin ardında bu mu yatıyor?
- Kuzeyden Amerikan kara kuvvetlerinin girişi Irak’ın kuzeye doğru hareketlenmesini nötralize edecek bir güç sağlar. Körfez Savaşı sonrasındaki göçü hatırlayın. İstenmeyen fotoğraflarla, ‘Kürtler mazlum, Türkler zalim!’ imajı yaratılmaya çalışılmıştı. Tam AB yolunda ilerlerken, demokrasi ve insan hakları nedeniyle yine bir haksızlığa uğramayalım.
İç hesaplaşma olur
Amerikan medyasında çıkan haberlere ne diyorsunuz? 8’inci günde Bağdat varoşlarına girmeyi planlıyorlarmış. Körfez Savaşı’nda Bağdat’a yönelik bombardıman 45 gün sürmemiş miydi?
- Saddam rejimi, 1978’den bu yana 35 yıldır iktidarda. Acımasız bir diktatörlük bu. Savaş başlarsa, Irak’ta bir iç hesaplaşma kaçınılmaz. Saddam döneminde mağdur olmuş kitleler, bir temizlik, kanlı bir hesaplaşmaya gidebilir. Irak’ın tarihine bakınca, 1958’de de benzer olaylar yaşanmış, rejim değişiklikleri her zaman kanlı olmuş. Romanya’da, Yugoslavya’da boyutları farklı olsa da diktatörlüklerin sonu aynıdır.
ABD’nin stratejisine bakınca, rejimi güneyden ve kuzeyden baskı altına alarak devirmeye çalışacağı görülüyor. Irak’taki Şii unsuru önemli bir faktör. 1991’deki isyanda bu kitle yalnız bırakılma duygusunu yaşadı.
MİLLİYET - 30.12.2002