Trablusgarp ve Balkanlar'daki savaşlarla iyice zayıflayan Osmanlı, Arap isyanlarıyla Ortadoğu'daki kontrolünü kaybediyordu. Bir daha Galiçya ve Ortadoğu petrollerinde söz sahibi olamayacaktı.
Irak'taki uluslararası manevraları anlayabilmek için yüzyıldır uğrunda savaşılan petrolün hikayesini bilmek gerekiyor. Petrol, önceleri aydınlatma amaçlı kullanılmış, kandil yağına alternatif olarak görülüp, kömürden kazanıldığı için de Amerikan piyasasına 'taş yağı' adı ile sunulmuştu. 1859 yılında ABD'nin doğusunda, Pennsylvania-Titusville'de E.L.Drake tarafından açılan ilk ticari kuyudan sonra petrol uluslararası önem kazandı, ABD'den, önce Avrupa'ya, sonra da bütün dünyaya ihraç edildi! Petrol zaman içinde dünyanın en önemli enerji kaynağı haline geldi, kömürün yerine geçti ve 'altına hücum' benzeri bir petrol arama furyası başladı.
Yeni enerji kaynağı
ABD'de 1863 yılında J.D.Rockefeller'in kurduğu ve sonradan Avrupa, Rusya ve Uzakdoğuya da sıçrayarak büyük bir tekel olan Standard Oil ilk petrol devidir. Ancak, sonra rakipler ortaya çıktı. 1880'li yıllarda Hollanda kontrolundaki Endonezya'da petrol bulunması Royal Dutch adlı Hollanda şirketini yarattı. Dönemin güçlü ülkesi İngiltere de Shell Transport şirketi ile ve H. Deterding yönetiminde petrol sektörüne girdi. 1900'lerde dünya bir yandan Standard Oil / Rockefeller ve Royal Dutch-Shell / Deterding kapışmasına, yani şirketlerarası fiyat ve bölge kapışması kavgasına, diğer yandan da petrolün geleceğini öngörebilen devletler arasında sıkı bir kaynakta kontrol mücadelesine sahne oluyordu. (Sanayi devrimini de ıskalamış olan Osmanlı, kontrolunda bulunan petrol bölgelerine rağmen petrol geleceğini öngörebilen devletler arasında da değildi )
1901 yılında Meksika 'da Tampico ve 1922 yılında da Venezuella'da Maracaibo bölgesinde Shell zengin petrol yatakları bulurken, İngiltere'de petrol sektöründe güç sahibi oluyordu. Demir ve kömüre hakimiyeti sayesinde dünyanın bir numaralı gücü haline gelen İngiltere'nin, yeni enerji kaynağı petrol üzerinde de hakimiyet kurarak gücünü devam ettirmek istemesi normaldi. Yeni güç olarak ortaya çıkan Almanya ve uluslararası söz sahibi olmak isteyen Fransa ve Rusya da, petrol kavgasında aktif oldular. Ama Meksika'dan başlayarak da, küçük ülkelerin sermaye ve teknoloji sahibi şirketlere karşı milliyetçilik direnişi de gündeme gelmeye başlamıştı.
Çıkar çatışmaları
1920 yılında ABD'de bir enerji krizi yaşanması ABD şirketlerini dünyanın başka bölgeleri ile ilgilenmeye de itti. Böylece yeni yüzyıl dünyanın her yerinde, tüm ülkelerin ve şirketlerinin katıldığı ticari mücadelelere, savaşlara, uluslararası stratejilere ve özellikle iki büyük petrol devi Standard Oil (ABD) ve Royal Dutch-Shell (İngiltere-Hollanda ortaklığı) şirketlerinin ve de bu şirketlerin ülkelerinin kavgasına şahit olacaktı. Birinci Dünya Savaşı'nda Fransız devlet adamı Georges Clemenceau 'Bir damla petrol, askerlerimizin bir damla kanına değer !' diyerek durumu en açık şekilde özetlemiştir.
Yirminci yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu Ortadoğu'da gerek petrol vaat eden topraklara, gerekse petrole ulaşmak için önemli stratejik noktalara hakimiyeti ile kilit bir konumda bulunuyordu. Fakat ayakta kalmakta zorlanan İmparatorluk, sadece petrol arama imtiyazı konusunda İngiliz, Fransız, Alman ve Ruslar arasındaki çıkar çatışmalarından faydalanmak üzerine zayıf bir strateji kurabiliyordu. Petrolde en önemli yeni bölge Mezopotamya, yani Musul-Kerkük petrolleri idi. Musul petrolleri önce İngiltere ve Almanya'yı karşı karşıya getirdi. Padişah 2. Abdülhamit Adana-Mersin demiryolu hattı için İngilizler'le, İstanbul-Bağdat demiryolu hattı için de Almanlar'la anlaşarak durumdan faydalanmak istedi. Önlemini ise Musul Petrol sahasını 'Memalik-i Şahane' (Padişah mülkü) ilan ederek alıyordu.
'Bay yüzde beş'
1910 sonrasında kızışan mücadele politik manevralardan sıcak çatışmalara dönmek üzereydi. Önce Trablusgarp, sonra da Balkanlar'daki savaşlarla iyice zayıflıyan Osmanlı, Mısır ve Arap dünyasında kışkırtılan (!) isyanlarla Orta Doğu'daki kontrolü tamamen kaybediyordu. Osmanlı bir daha ne Galiçya (Romanya) petrolleri, ne de Ortadoğu-Arap bölgesindeki petrollerde söz sahibi olamıyacaktı.
Savaş öncesi Ortadoğu bölgesinin en önemli petrol oyuncuları Deutsche Bank aracılığı ile devreye giren Almanlar ve Anglo-İran Petrol Şirketi (Anglo-Persian Oil Company) ile İngilizler'di. Bu iki taraf 1912'de Londra'da Turkish Petroleum Company adlı şirketi kurdular. Şirketin hisselerinin çoğunluğu İngilizler tarafından kontrol edilen Türkiye Milli Bankası'na (Turkish National Bank), Almanlar tarafından kontrol edilen Deutsche Bank'a ve Hollanda-İngiliz ortaklığı Royal Dutch - Shell grubuna aitti. Türkiye Milli Bankası (Turkish National Bank) İstanbul'da Fransızlar'a rakip olarak İngilizler tarafından kurulmuş olup Türkiye ile isminden başka bir alakası yoktu. Hisselerde yüzde 5 oranında pay sahibi olan bir taraf daha vardı: Sonraları 'Bay yüzde beş ' diye anılacak olan organizatör vatandaşımız C. Gülbenkyan. Gülbenkyan, Turkish Petroleum Company fikrinin ve anlaşmasının kaynağı idi, imtiyazları sağlayan da odur. Gülbenkyan'ın Türkiye Milli Bankası'nın yüzde 30 hissesine de örtülü (gizli) sahip olduğu düşünülürse, etkinliği daha iyi anlaşılacaktır. Bu şirket Osmanlı idaresinden Musul eyaletinde ve diğer bölgelerde petrol imtiyazı elde ediyor ve böylelikle İngilizler ve Almanlar Musul Petrol sahasına girebilme olanağına kavuşuyorlardı. Ortadoğu petrollerinin çıkarma maliyetinin diğer bölgelerden çok az olması ve kuyu başına günlük üretimin yüksekliği bölgeyi çok cazip kılıyordu. Bugün Ortadoğu'nun bilinen dünya rezervlerinin üçte ikisini bulundurduğu düşünülürse Osmanlı'nın kaçırdığı fırsatları ve dünyanın ilgisini anlamak mümkün olur. Ortadoğu'daki ilk imtiyaz aslında 1901 yılında İran Şahı tarafından Kanada asıllı, Fransız aristokratı ve İngiliz vatandaşı olan W.K. D'Arcy adlı kişiye ve onun kanalı ile Anglo -Persian Oil Company şirketine verilmişti. 1914 yılında Winston Churchill bu şirkete İngiliz Hükümetini de ortak ederek imtiyazın kontrolunu İngiltere'ye geçirmiştir. Sonra, 1914 yılında Turkish Petroleum ile Anglo Persian ortak olmuş ve böylece hem İran , hem de Irak petrol imtiyazları İngiltere'nin kontroluna geçmiştir.
Amerika pay istiyordu
I. Dünya Savaşı bittiğinde artık hiç bir şey eskisi gibi değildi ve petrol ise savaş öncesinden daha değerliydi. Artık bütün ülkeler petrole ilgilerini açıkça dile getiriyor, bütün haritalar petrole göre şekilleniyordu. Almanlar savaşı kaybedince, İngilizlerin karşısına Deutsche Bank'a ait Turkish Petroleum Company hisselerini alarak Musul'a ilgilerini ortaya koyan Fransızlar çıktı. Fransızların Suriye'deki varlığının İngilizler tarafından tanınması sonucu İngiltere ve Fransa arasında anlaşma sağlandı. Fransa elde ettiği ayrıcalıkla Musul'da yüzde 25 civarında petrol hakkı elde ediyordu, geri kalan bütün petrol hakları İngilizler'in elinde olacaktı. 1922-1928 arasında ABD'de Ortadoğu petrolünden pay alma operasyonunu tamamladı. Standard Oil (ABD) Musul petrollerinin tek başına İngiliz kontrolüne girmesinden hoşnut değildi. Savaş sonrası Mezopotamya'da petrol araştıran iki Standard Oil mühendisinin İngilizler tarafından yakalanması ile kriz tırmandı. Amerika petrolde salt İngiltere hakimiyetini, savaşın galipleri arasında parsanın eşit dağılımı ilkesine aykırı görüyor, pay istiyordu. Londra'daki müzakereler Standard Oil'ın başındaki W. Teagle'ın saldırgan stratejisi ile başladı. Gülbenkyan bir kez daha devreye girdi ve 1928 yılında İngilizleri ABD'yi de ortak etmeye ikna etti. Şirketler ve ülkeler Gülbenkyan'ın ortaya koyduğu bir harita üzerinde kırmızı kalemle çizdiği 'Kırmızı Hat' çerçevesinde uzlaştı. Türkiye, Irak ve Suudi Arabistan paylaşılan bölgeye dahildi, Kuveyt ve İran ise anlaşma dışında kalmıştı.
8 günde tapa takılamadı
Yeni düzende Gülbenkyan'ın hisseleri aynı kalırken, kalan yüzde 95 Standard Oil, Royal Dutch-Shell ve Anglo-Iran petrol şirketleri arasında paylaştırıldı. Turkish Petroleum Company'nin adı 1929'da Iraq Petroleum Company olarak değişti. Ancak, bir yandan da Kırmızı Hat anlaşması da bozuluyordu. 1930 yılında anlaşmalara dahil olmayan ABD şirketi SoCal, önce Bahreyn'de ve sonra 1936 yılında da Texaco ile ortak olarak Suudi Kralı İbn-i Suud'dan aldığı imtiyazla S.Arabistan'da petrol buldu. 1943 yılında SoCal ve Texaco ARAMCO adı altında birleştiler. Kırmızı hat dışında kalan Kuveyt petrol imtiyazı ise 1938 yılında Gulf Oil yüzde 50 ve Anglo -Persian (BP) yüzde 50 ortaklığı ile kurulan Kuwait Oil Company tarafından kullanılmış ve zengin rezervler bulunmuştur. Irak petrolleri ise Kırmızı Hat anlaşması çerçevesinde geliştirildi. Anlaşmanın tamamlanması için petrolün çıkarılması gerekiyordu. Kerkük yakınlarındaki Baba Gurgur'da petrol ilk defa fışkırdığında tarih 15 Ekim 1927 idi. Kaynak o kadar zengin idi ki, kuyuya sekiz gün tapa takılamamış ve fışkıran petrol bölgenin tüm kaderini çizecek hale gelmişti.
Batı güçlerinin atması gereken son adım yıkılan Osmanlı'nın eyaletlerinin yerine yeni ülkeler kurmaktı. Bu da iki Dünya Savaşı arasındaki dönemde tamamlandı. Yandaki tablo Irak ve Suudi Arabistan petrollerinin dünya çapında önemini gösteriyor. Irak'ın dünyadaki ikinci büyük rezerve sahip olduğu açıkça görülüyor.
(Petrolün hikayesini detaylı okumak isteyenler için Türkçe kaynak olarak Raif Karadağ'ın 1969 baskısı 'Petrol Fırtınası', Cenk Pala'nın 1996 baskısı '20'inci Yüzyılın Şeytan Üçgeni', Tuncay Özkan'ın 2003 baskısı 'Entrikalar Savaşı' adlı kitaplarını tavsiye ederiz.)
AKŞAM - 21.02.2003