İTÜ Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Cumali Kınacı, taban çamuruna yaklaşan suda oksijensiz ayrışım olduğunu, bu nedenle demir ve mangan gibi maddelerin suya karışıp tadını bozduğunu söyledi.
"Musluğu birkaç gün açmadığınızda çamur gibi akar, sebebi içindeki demirdir" diyen Kınacı'ya göre asıl tehlikenin su çamura yaklaştıkça, organik özellikli 'hümik' maddelerin suya geçmesi: "Hümik maddeler tabana çöken bitki ve canlı kalıntılarıdır. Hümik maddeler arttıkça suya dezenfekte için klor veriliyor. Klorla reaksiyona giren hümik maddelerse kanserojen yan ürünü olan 'trihalometan'ı oluşturuyor. Mevcut arıtma sistemleri bu maddeleren sudan ayrışmasında, hümik maddelerin giderilmesinde yetersiz kalır. Kuraklık arttıkca susuzluk tehlikesine bir de suyun insan sağlığını tehdit etmesi ekleniyor."
İstanbul Tabipler Odası'ndan Dr. Murat Fırat da bu tür kirlilikte kaynatmanın bir işe yaramayacağını vurguladı:
"Trihalometan gibi maddelerin kanser yapma 'ihtimali' var. Su seviyesi azaldıkça sudaki kanser yapıcı maddelerin, ağır metallerin yoğunluğu artar. Suyu kaynatmak mikropları öldürür ama kimyasal maddelerin yoğunluğunuysa aksine artırır. Dünya Sağlık Örgütü'nün, AB'nin kriterleri var. Sudaki nitrat düzeyine, klorlu hidrokarbonları oluşturan, demir ve ağır metallere bakmak gerekir. Bunlar kabul edilebilir düzeyde olduğunda zararı yok ancak su seviyesi azaldığında yoğunluk artabilir. Bu maddelerin yoğunluğu arttıkça suyun tadında değişikik, mide bulantısı, ishal ve kansere varan rahatsızlıklar görülebilir."
İstanbul'un büyük bölümü musluktan akan suyu bardağa koyup içtiği günleri hatırlamıyor bile. Ama musluk suyunu filtreli sürahilerde dinlendirerek içenler, çaya, çorbaya katanların sayısı da az değil. Ayrıca herkes duş alırken, sebze meyve, bulaşık yıkarken aynı suya mecbur.
RADİKAL -21 TEMMUZ 2007 CUMARTESİ






