Referandumda Avrupalılar para akıtacak ve oyları satın alacaktır. Referanduma gidilmesini kabul etmek, Kıbrıs’ın Yunan’a gittiği anlamına gelir.
Türkiye nerededir?
– Türkiye dışarıdadır. Türkiye ancak Kuzey Irak’ı seyrettiği gibi uzaktan, dürbünle seyredecektir. Yarın Kıbrıs adası bir Girit ve Rodos adası konumuna düşecektir. Türkler vizeyle gidebilecektir Kıbrıs Cumhuriyetine. İçerde Türklerle Rumlar arasında ki 2 bölgelilik AB’nin bir birlik yolunda, Avrupa Birleşik Devletleri olma yolunda ilerlemesi sonucu ne olacaktır? İki bölgelilik ortadan kalkacaktır. Rum çoğunluğun egemen olduğu bir Kıbrıs Cumhuriyeti ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla Annan Planı adadan Türkiye’nin ve Türk askerinin tasfiye planıdır. Adanın Yunanistan’a ilhakı planıdır. Ada, AB marifetiyle Yunanistan’a ilhak etmektedir. Zaten Annan Planı’nın kabulünden sonra New York’ ta 13 Şubat’ta hemen Yunanistan’da Atina’da siyasi parti liderleri bayram yaptılar. “Kıbrıs’ta Helenizm kazandı” dediler. Bunu Yunan basını manşetten verdiler. Düğün bayram yapıldı. Parantez içinde (Türkler artık adadan kovuluyorlar) demeye getirdiler. İşte AKP iktidarının başarı diye sunmaya çalıştığı Annan Planı aslında teslimiyetin, Batı dayatmalarına AKP hükümetinin karşı koyamaması ve onların bütün taleplerine “evet” demesinin sonucu ortaya çıkmış bir durumdur.
28 Mart’ta Türkiye’de bir seçim olacaktır. Bu seçim aslında bir belediye başkanlığı seçiminden çok Annan Planı’nın kabulü veya reddi seçimi değil midir?
– Tabii oy verenlerin köye muhtar seçiyormuş gibi olaya bakmamaları gerekir. AKP’ye dış politika konusunda ne aldığını ve ne verdiğini görerek değerlendirme yapılmalıdır. Benim şahsi tahminim şudur; AKP hükümetinin Kıbrıs’ta yaşatmış olduğu siyasi hava AKP’nin aleyhine yansıyacaktır.
CHP’nin kafası karışık
Mecliste bulunan muhalefetin de bu konularda farksız olduğunu görüyoruz. Mesela hükümeti bütçe görüşmelerinde esaslı bir eleştiri olmazken, Batının adamı bilinen Kemal Derviş “Benim IMF politikalarımı izliyorlar” diyerek alkışladığını söylemiştir. Sizce muhalefet nerede duruyor?
– CHP içinde ki bir grubun AKP hükümetinin dış politikasına destek verdiği bilinmektedir. Kemal Derviş başta olmak üzere. Bu CHP’nin bir çelişkisidir. CHP içinde gayr-i milli unsurlar Kıbrıs gibi milli bir davada bile etkili olabilmektedir. CHP’nin gerçek muhalefet işlerini görebilmesi için içinde ki bu gayr-i milli unsurları mutlaka tasfiye etmesi gerekir.
Sizin bahsettiğiniz “Üç Türkiye”den Millî Görüş ve millî duruşu sergileyen askerler bu “Annan Planı”nın müzakeresi olayına nasıl bakıyorlar?
– Ankara’da bir zirve yapıldığını, zirveye askeri üst kademe, hükümet, Cumhurbaşkanı Sezer, Denktaş ve KKTC hükümet erkanının katıldığını biliyorum. Annan Planı’yla ilgili olarak bir sonuç bildirisi çıktı “Annan’ın boşlukları doldurması ve referandum talepleri kabul edilemez. Annan Planında çok öze yönelik asli değişiklikler ve Türkiye’nin milli menfaatlerinin korunması gerekir” kararı çıktı. Bence New York’taki Kıbrıs görüşmeleri esnasında AKP hükümeti, Ankara Zirvesi’nin böyle bir kararı yokmuş gibi Annan’ın daha önce reddedilen hususlardaki ifadelerini kabul etti. Yani “Boşlukları Annan doldursun , referanduma gidilsin. Plan içinde asli değişiklik yapılmayabilir” şeklinde ifadelerde bulundu. Zaten hükümetin bu planı kabul edeceği Ocak ayında yapılan Davos zirvesinde Başbakan Erdoğan’ın ordaki gazetecilerle konuşmalarında “Annan Planı esas alınacaktır” diye ifade edilmişti.
Oylar satın alınacak
KKTC’de yapılacak referandum nasıl geçer?
– Bence olumlu geçer. Çünkü KKTC vatandaşlarının çoğu genç nüfus. Bu gençler katliamı yaşamamış insanlar. Referandumda Avrupalılar para akıtacak ve oyları satın alacaktır. Referanduma gidilmesini kabul etmek, Kıbrıs’ın Yunan’a gittiği anlamına gelir.
Bunu önlemenin yolu yok mu?
– Yok. Çünkü bunu AKP hükümeti kabul etti.
Siz 3 Türkiye’den bahsediyordunuz. Milli Görüşü savunanlar, “ver-kurtulcular” dan daha mı güçsüz?
– Şu var yani , Milli menfaatler korunamıyor. Dışarıdan öyle bir kıskaca alınmış ki hükümet kanadına, gayr-i milli sermaye çevrelerine etki ediyorlar. Ulusal değil de uluslararası sermayenin sözcülüğünü yapan medya organları adeta Kurtuluş Savaşı’ndaki işgal döneminin “Mütareke Basını” gibi bir işlevde bulunuyorlar. Onlar nasıl İngiliz muhiplerini savunuyorlarsa, bunlar da Brüksel ve Washington’un taleplerini Kıbrıs’ta savunuyorlar.
D-8 projesi önemli
Kıbrıs’ı kaybetmek Türkiye’ye neye mal olur?
– Kıbrıs, Türkiye’yi Sevr’e doğru götürmenin başlangıcı olur. Taşlardan biri devrilmiş olur. Kıbrıs, Kuzey Irak ve Kafkasya meselesi bir bütündür. Soğuk savaş sonrasında Batı (ABD ve AB) Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgede Araplara, İran’a ve Türklere karşı harekete geçmiştir. Bu harekette İsrail, yapay Kürdistan, Ermenistan ve Gürcistan, Batı’nın ön cephesi olarak kabul edilmektedir. Türkiye soğuk savaş sonrasında ABD ve AB’nin hedefleri arasına girmiştir. İşte bu açıdan baktığımızda Kıbrıs bu hedefin ilk indirilen taşlardan birisi olmaktadır.
Sayın Erbakan’ın başbakanlığı döneminde kurulan ve gelişen ülkelerin katılımlarıyla toplanan D-8 olayını nasıl buluyorsunuz?
– Sayın Erbakan’ın D-8 olayını yapılması gereken bir birliktelik olarak görüyor, hatta bunun daha çok genişletilmesi gerektiğini düşünüyorum. Olaya kapitalizm karşısında mazlum ülkelerin işbirliği açısından bakıyorum. Bölgede D-8 olayının yanı sıra Rusya Federasyonu’nun önemli rol oynayacağına inanıyorum. Rusya, Türk Cumhuriyetleri, Çin, Hindistan gibi bölge ve Asya ülkelerinin Batı Kapitalizmine, Avrupa ve Avrupa’nın Asya’daki ve bölgedeki emperyalizme karşı aralarında işbirliği yapmaları gerekir. Bugün Türkiye üzerinde Batının askeri ambargosu vardır.
Türkiye para da verse kritik silah alamıyor. F-16’ların gelişmiş elektronik radarlarını bize vermiyorlar. Türkiye füze teknolojisini Çin’le işbirliği yaparak sağlıyor. Türkiye bugün 200 km’lik füze teknolojisine sahip. ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa bize teknoloji vermiyor. Benim tezim soğuk savaş sonrasında Batı, Türkiye’nin üzerine Kıbrıs vs. dayatmalarla gelmektedir. Türkiye ancak Avrasya ülkeleriyle Batının dayatmalarına karşı denge politikası izleyerek ayakta kalabilir. Avrasya ülkeleriyle işbirliği geliştirilirse aynen Mustafa Kemal döneminde Batının emperyalizmine karşı Sovyetler Birliği’yle işbirliği yapılarak bu emperyalizm durdurulurdu. Atatürk komünist değildi. Ama batı emperyalizmine karşı bölge ülkesi olan Sovyetler Birliği’yle işbirliği yaptı.
MİLLİ GAZETE 01.03.2004