Prof. Dr. Ali Rıza Berkem: Yasaklamalarla uğraşan üniversiteler, bilimsel çalışmalarda dünyanın gerisinde kalır
Bu haftaki konuğumuz, İstanbul Üniversitesi’nin ilk profesörü Ali Rıza Berkem. 1933’te İstanbul Üniversitesi’ni kuran kadroda yer alan Prof. Dr. Ali Rıza Berkem, Vakit’e çarpıcı açıklamalarda bulundu. Gündemdeki YÖK tasarısı tartışmalarından Kemal Gürüz’den, Erdoğan Teziç’e, Kemal Alemdaroğlu’na kadar tarihten günümüze üniversiteleri konuştuğumuz Prof. Dr. Ali Rıza Berkem, ilginç tespitlerinin yanı sıra tarihten ilgi çekici notlar da aktardı.
Öğretim üyelerinin rektörler karşısında ezildiğini söyleyen Berkem, üniversitelerimizin YÖK’ün mevcut yapısıyla bilimsel başarılara imza atmasının mümkün olmadığını kaydediyor. “Bizim zamanımızda değil YÖK, fakülteler hatta kürsüler bile özerkti. Ama şimdi rektör astığını asıyor, kestiğini kesiyor. Bugünkü haliyle YÖK’ün değiştirilmesi şart” diyen Berkem’le, tartışılan üniversiteler sistemine katkıda bulunacağına inandığımız bir söyleşi yaptık.
- Sizi İstanbul Üniversitesi’nin ilk öğretim üyesi olarak biliyoruz. İstanbul Üniversitesi’ne nasıl girdiniz?
- Darû-l Fünun’da yeterince öğretim üyesi yoktu. Atatürk, Darû-l Fünun’da bir reform yapmaya karar verdi. Dönemin Milli Eğitim Bakanı’na, üniversitelerde hoca olarak yetiştirilmek üzere Avrupa’ya öğrenci gönderilmesi talimatı verdi. Lise öğrencileri arasında sınav yapıldı ve ben de bu sınavı kazanan öğrenciler arasında yer aldım. 1928’de 30 genç öğrenci Fransa’ya gönderildi. Bu öğrenciler Fransa’nın değişik üniversitelerinde 4 yıl eğitim aldı. Bu plan çerçevesinde de Fransa’nın Montpallier Üniversitesi’nde Fizik Bilimleri Devlet Doktorası ile Kimya Yüksek Mühendisliği Doktorası aldım. 1932’de Türkiye’ye döndüğümüzde İzmir Erkek Lisesi’nde bir yıl Fizik öğretmenliği yaptım. 1933 yılında Atatürk tarafından Darû-l Fünun lağvedildi, yerine 1 Ağustos 1933’te İstanbul Üniversitesi kuruldu. Kuruluşunun birinci ayında üniversiteye Doçent olarak atandım. Üniversitede göreve başladığım 1 Eylül 1933’te henüz 25 yaşında genç bir doçenttim. O dönemde Türkiye’yi uluslararası muasır medeniyetler seviyesine ulaşmaya adanmış idealist bir kadro vardı.
AMAÇLARA ULAŞILMADI
- Üniversitede hangi görevlerde bulundunuz?
- Üniversitenin her kademesinde görev yaptım. 1962-1966 yılları arasında iki dönem Fen Fakültesi Dekanlığı’nda bulundum. 1967’de Kimya Fakültesi’ni kurdum ve bu fakültede dekanlık yaptım. 1957 yılından emekli olduğum 1978 yılına kadar İstanbul Üniversitesi Senato Üyeliği ve 1962 yılından itibaren de Üniversitelerarası Kurul üyeliği yaptım. 1987-1993 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde sözleşmeli öğretim üyeliğinde bulundum.
- Hocam, aradan geçen 71 yılı değerlendirdiğimizde, 1933’teki idealist ruhun amacına ulaşıldı mı?
- Ulaşıldı diyemem. İlk, öğretim üyesi olduğumda sınıfta karşımda 30 kişi varken bugün 250 kişiye çıktı. O dönemlerde lise mezunları bile iyi eğitim almış, kaliteli öğrenciler olurdu. Düşünün, ben İzmir Erkek Lisesi’nden mezun olup Fransa’nın önemli üniversitelerinde birinci oluyorum. Üniversiteye gelen liselilerin bugün eğitimleri yetersiz olduğu için yükseköğretimde başarı yakalanamıyor.
- Eğitim seviyemizin düşmesinin suçlusu kim? Neler yapılabilir bu seviyenin yükseltilmesi için?
- Eğitim sistemimizin değişmesi şart olmuştur. Sistem, vakit kaybedilmeden gözden geçirilmelidir. 2002 yılında, sınava giren 1 milyon 200 bin öğrenci örgün eğitimde bir programa kayıt yaptıramadı. Binlerce lise birincisi barajın altında kaldı. Sıfır puan alan binlerce öğrenci var. Bu durum, içinde bulunduğumuz korkunç tabloyu ortaya çıkarmıştır. Sekiz yıllık kesintisiz eğitim çıkarılmış, ama başarı sağlanamamıştır. Karmaşık bir not siteminin varlığı, sınıflarda kalmanın olmayışı, başarılı öğrenci ile başarısız öğrencinin arasındaki farkın kalkmasına yol açmaktadır. Lise ve üniversite öğrencilerinin bilgisizliğine şahit olunca, insan kahroluyor. Eğitim sistemimizin düzeltilmesiyle birlikte, acil olarak Bilim ve Teknoloji Bakanlığı’nın kurulması zaruridir.
ENGELLEMEYLE BAŞARI YAKALANMAZ
- 8 yıllık kesintisiz eğitimin başarısızlığından bahsettiniz. Bu uygulama mı yanlış, yoksa kişilerden kaynaklanan başarısızlık mı sözkonusu?
- 8 yıllık eğitim yeterli değil, 12 yıl yapılmalı. Fakat kesintili olması şart. Kimsenin önünü kapatmayacaksın. Meslek lisesine gitmek isteyen meslek lisesine, İmam Hatiplere gitmek isteyen İmam Hatiplere gidebilmeli. Çocuğun ilgi alanına göre uzmanlaşması, eğitim alması sağlanmalı. Kesintisiz eğitim buna en büyük engel. Kısıtlama ve engellemeyle başarı yakalanamaz.
Yasayı kasden oyalıyorlar
- YÖK Kanun Tasarısı gündemde, bu çalışmalar ile ilgili neler düşünüyorsunuz?
- Üniversiteler için bugüne kadar 8 ayrı tasarı hazırlandı. Bu tasarılardan yasalaşan 4’ünü hazırlayan komisyonda, Üniversitelerarası Kurul üyesi olmam hasebiyle görev yaptım. 1946 yılında 4936 sayılı kanun bunlardan ilki idi. Milli Birlik Komitesi tarafından hazırlanan 115 sayılı ikinci kanun 1960’da çıktı. 1750 sayılı üçüncü Üniversiteler Kanunu ise, 12 Mart 1973’te Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Sonuncusu ise, 12 Eylül 1981’de çıkarılan 2547 sayılı kanun oldu. Tüm bu kanunları hazırlayan komisyonlarda görev yaptım. Bu işin duayeniyim diyebilirim. Bugün bakıyorum, YÖK Kanun Tasarısı hakkında anlayan anlamayan konuşuyor. Tasarı, hazırlanması için samimiyetsiz insanların eline verilmiş. Yokuşa sevkediyorlar işi. AK Parti değiştirmeye kalkıyor aylardır, oyalıyorlar. Olmaz böyle şey.
- Sizin hazırladığınız tasarılar da böyle uzun zaman aldı mı?
- Hayır efendim. Kısa zamanda tamamlandı ve Meclis’ten geçip kanunlaştı. Öyle uzatılacak bir şey yok ortada. Zor bir iş değil. Bu işlerden anlayan 5-10 kişi bile bu taslağı hazırlayabilir. Tüm üniversite öğretim elemanlarının görüşlerinin alınmasına da gerek yok. Milli Eğitim Bakanı başkanlığında bir heyetin bir hafta on gün gibi bir sürede dört başı mamur bir yasa hazırlayabileceği inancındayım. Kasıtlı olarak oyalama yapılıyor kanımca. Memleketin başka işleri de var. Bu tasarı ile fazla zaman kaybedilmemeli.
VAKİT 08.03.2004