Türkiye'de 28 Şubat sürecinde kopartılan irtica yaygaraları arasında birileri milyar dolarları nasıl götürmüş? Millet ne kadar fakirleşmiş? Ülkeyi uçurumun kenarından kurtaran ve ekonomiyi düzlüğe çıkaran Refah-Yol hükümeti iktidardan nasıl düşürüldü? Tercüman Gazetesi Yazarı Nazlı Ilıcak'ın kaleminden soygun yılları...
28 Şubat süreci aynı zamanda büyük yolsuzlukların gerçekleştiği bir dönemdi. Ekonomideki bu kırılganlığın ana sebebi, bankaların içinin boşaltılması ve 50 milyar dolarlık faturanın vatandaşa yüklenmesi. Türkiye, istikrara kavuştuğu için ekonomi kısmen düzeldi ama, yeni "andıçlar", askerin "irtica"ın ayak seslerini izlemekten vazgeçmediğini gösteriyor.
Evvelki gün, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Başkanı Ahmet Ertürk ile görüştüm. Ertürk, yoğun bir çalışma içinde. O ve arkadaşları, batık bankalardan kaynaklanan yük ile, el konulan şirketler ve alacakların toplu bir bilançosunu çıkartmaya çalışıyor.
Bugün iç borcun fazlalığından şikâyet ediyoruz; ana sebeb, bankaların yeniden yapılandırılması ve zararlarının karşılanması amacıyla, Hazine'nin kaynak aktarmasıdır. Görev zararları da dahil, kamu bankaları için 21.9 milyar dolar, TMSF'ye devredilen bankalar için ise, 17.3 milyar dolar olmak üzere, toplam 39.3 milyar dolar bir yük söz konusu. TMSF'nin Hazine'ye borcu zamanla arttı; 17.3 milyar dolarlık ana para, geri ödemelere rağmen, tahakkuk etmiş faiz ve kur farklarıyla (31 Temmuz 2003 tarihi itibariyle) 28 milyar dolar çıktı. Zaten batık bankalar yüzünden, 2000 yılında iç borcun GSMH'ya oranı % 28'ken, birdenbire, 2001'de % 69'a fırlıyor.
TMSF yetkilileri, borçluların iyi niyetine bakıyor. Elbette bir banka sahibinin bankasının içini boşaltmasıyla, Yaşarbank, Demirbank, Tarişbank gibi sadece malî bünyelerinin bozulması sebebiyle Fon'a devredilenler farklı mütalâa ediliyor. Zaten adı geçenlerin, yasal limitler içinde kullandıkları kredilerin geri ödenmesinde bir problem yok. Zararın büyük bölümü, hâkim sermayedarın, banka kaynaklarını yasal limitlerin çok üzerinde kullanmasından doğuyor. Bu zararın tahsili ise, Pamukbank örneğinde gördüğümüz gibi, uzun süreye yaymak suretiyle ancak mümkün olabilecek.
Bir borçluyla yapılan anlaşma, bir diğerine uymayabiliyor. Ahmet Ertürk, hem eski sözleşmelerin ticarî sır kapsamına girmeyen maddelerini, hem de yeni imzalanacak olanları kamuoyuna açıklama sözünü verdi. 50 milyar dolarlık yükü millet taşıdığına göre, kendisi adına nasıl bir protokol imzalandığını bilmek de hakkı.
Burada ince nokta şu: Borçlu, teminat olarak bütün mal varlığını, arabasını, köşkünü, fabrikasını müzakere masasına koyacak. "Ev karımın, bağ, bahçe oğlumun" gibi bir davranışın, müsamaha görmeyeceği izlenimini edindim.
Bu ağır fatura, Türkiye'de demokrasinin kısmen askıya alındığı bir dönemden bize miras kaldı.
Dış borçla birlikte mütalâa edildiğinde, 2001 yılında, GSMH'nın % 92'sine kadar yükselen toplam kamu borcu, son iki yılda % 70 oranına kadar düştü. Buna rağmen, halâ, borcun çevrilebilmesi açısından kritik bir nokta bulunduğumuz belirtiliyor.
Ama maalesef, 28 Mart seçimlerinden önce son bir gayret, ideolojik gündem ön plana çıkarılıyor. Hürriyet'in dünkü haberine konu olan "Andıç" benzeri talimat, daha sonra bizim de elimize geçti. Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı İkinci Zırhlı Tugay Komutanlığı, bölücülüğün yanı sıra, "irticai yapılanma" hususunda da bilgi topluyor. Ayrıca Avrupa Birliği ve ABD yanlısı kişilerin arka planını araştırıyor. İkinci Zırhlı Tugay Komutanlığı Maltepe'de. Herhalde bu yüzden, gizli ibareli talimatı sadece Kadıköy, Maltepe, Kartal, Sultanbeyli kaymakamlıklarına göndermiş. Belki, daha farklı komuta kademeleri, benzer yazıları İstanbul'un değişik yerlerindeki kaymakamlara yollamıştır. Aynı yazı, İkinci Zırhlı Tugay komutanlığı tarafından, 1 numaralı Dikim Evi Müdürlüğü'ne ve Jandarma İkmal Merkezi Komutanlığı'na da gönderilmiş.
İşte sordukları sorulardan bazıları:
"İrticai örgütlerin yurt içindeki askerî ve siyasî teşkilâtlanması nasıldır?"
"Faaliyet gösterdikleri cami, dernek, Kur'an Kursu, vakıf vs nerelerdedir?"
"Mevcut meslek kuruluşları içindeki örgütlenme faaliyetleri ile, irticai örgütlerin yan kuruluşları nelerdir?"
"İrticai örgütlerin, ateşelik, konsolosluk gibi yabancı unsurlarla bağlantıları var mıdır?"
"Atatürk ve Atatürkçülük hakkında yürütülen olumsuz faaliyetler nelerdir?"
"Kendisi, eşi ve çocuklarıyla irticai kıyafetler giyerek, ayrı olduklarını açıkça gösterme teşebbüsleri var mıdır?"
"Kurumlarda, tenha ve uzak yerlerde irticai maksatla toplantılar ve konuşmalar yapılıyor mu?"
"YAŞ kararları ile Silâhlı Kuvvetler'den ilişiği kesilen askerî personel, kamu kurum ve kuruluşlar ile irticai kesime ait müesseselerde çalışıyor mu?"
İkinci Zırhlı Tugay Komutanlığı, irtica dışında kalan meselelere de el atıyor. Meselâ sorularından biri şöyle: "Kendini ulusal değerlerin dışında ve üstünde gören, AB ve ABD yanlısı kişi ve kuruluşların faaliyetleri? Bu kişiler organize bir grup mudur? Bu kişilerin söz konusu devletlerle ilişkilerinin mahiyeti nedir?"
Askerin nefesini ensemizde hissetmemize yol açan bir soru da şu: "Türkiye'nin aleyhine çalışan yazar, düşünür vs gruplar? Bu kişileri destekleyen, ticarî ve medya grupları?"
Bir diğer soru yüksek sosyeteye ait: "Yüksek sosyete grupları, sanatçıların mensup olduğu gruplar, zengin ailelerin çocuklarının oluşturduğu gruplar, tarikatlar, internet grupları, cinsellik, uyuşturucu, meditasyon grupları. Bunların niyet ve maksatları nedir? Tehdit ve şantaj bağlantıları var mıdır? Türk Silâhlı Kuvvetleri'ne sızma gayreti bulunuyor mu?"
Kara mizah gibi!...
11.3.2004 / NAZLI ILICAK / TERCÜMAN