Toplumların teknolojik ve maddi olarak geri kalmasının sebebini din zemininde ele almanın doğru olmadığını belirten Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu'yla söyleşimizin bugünkü bölümünde Müslümanların geri kalmışlığının sebebini ve İslâm'da reform tartışmalarını konuştuk...
- Hocam, din eğitimi nasıl olmalı konusuna sohbetimizin ileriki bölümlerinde değineceğiz. Burada bir başka konuya geçelim isterseniz. “İslâm ülkeleri neden geri kalıyor?” sorusu hep gündemde. Geri kalmamızın sebebi İslâm mıdır, yoksa İslâm’dan uzaklaşmak mıdır?
- Toplumların teknolojik ve maddi olarak geri kalmasının veya ilerlemesinin nedenini din zemininde ele almak doğru değil. Toplumların geri kalmasının kendine göre birçok sebebi vardır. İlerlemenin veya geri kalmanın kendine göre kuralları vardır. ‘İyi Müslüman isek teknolojik bakımdan ileri gideriz’, ‘inancımız zayıfladığı zaman geri kalırız’ demek doğru değil. Aynı şekilde gerilemeyi İslâm’a bağlamak da doğru değil. İyi Müslümansan sağlıklısın, iyi Müslüman değilsen hastasın diyemeyiz. Sağlıklı olmanın veya hasta olmanın tıbbi, fiziki nedenleri vardır.
“DİN SAYESİNDE GERİ KALIYORUZ’ DİYEMEYİZ”
- “Geri kalmada din faktör değil” mi demeliyiz?
- Geri kalmada veya ileri gitmede din anlayışı kısmi bir role sahip olabilir. Şayet din anlayışı; içinde, yanlış tevekkül anlayışını barındırıyor, sosyal adalete, birlikte yaşamaya, çalışmaya önem vermeme gibi bir anlayışı beraberinde getiriyorsa, böyle bir etkiden bahsedebiliriz. Böyle bir durum sadece teknolojik gerilik değil, birçok açıdan toplumun iyi düzeyde olmamasını beraberinde getirir. Aynı şekilde iyi, müreffeh, güvenli, dirlik ve birlik içinde yaşayan bir toplum olunmasında sağlıklı din anlayışının katkısı olabilir. Bu paylar olabilir, ama bu bakışı öne çıkarıp, ‘ileri gidiyorsa din sayesinde ileri gider, geri gidiyorsa da din yüzünden geri kalır’ şeklinde çok sıkı bir sebep sonuç ilişkisi kurmanın yanlış olduğunu ifade etmeye çalışıyorum.
- Bir toplum, Kur’an ve Sünnet ışığı altında hem uhrevî hem de dünyevî hayatını kurgularsa; teknolojide, bilimde ilerleme sağlayıp, meşhur tabiriyle “çağdaşlaşmayı” yakalamaz mı?
- Olabilir. Ama teknolojik, medeni bakımdan ilerlemeyi sadece dinin zaferi olarak algılamak, geri kalmayı da dinin bir kusuru olarak görmek de yanlıştır. Terakki etmenin ayrı ayrı birçok kuralı vardır.
“İSLâM’DA REFORM OLMAZ”
- Bu tartışmanın uzantısı olarak “dinde reform” söylemleri gündeme getiriliyor. Dinde reform söylemlerine nasıl bakacağız? İslâm’da reform olur mu?
- Kesin bir dille söylüyorum, dinde reform olmaz. Ama biz Müslümanlığımızı daha aktüel, daha canlı, daha çağdaş hale getirmeliyiz. Bu toplumda yaşayan insan olduğumuzun, bu toplumun bir bireyi olduğumuzun farkında olmalıyız. Dinde reform olmaz. Çünkü, dinin tarihsel tecrübesinde de görürsünüz ki dinin ana mesajı, bir gövdesi vardır. İsteseniz de dinin ana metinlerindeki temel mesajı değiştiremezsiniz. Dinde reform olmaz, ama biz dindarlığımızı modernize etmeli, dindarlığımızı yenilemeli, dindarlığımızı aktüel hale getirmeliyiz.
- Reforme edilen din, asli din olmaktan çıkar diyebilir miyiz?
- Bu bütün dinler için geçerlidir. Dinler, mesajlarını, özlerini, kendi tabiatlarında taşırlar. Onun için dinler, insanların ürünü değildir. Dindarlık ise bizim kendi ürünümüzdür. Din, Yüce Yaratan’ın insanlığa mesajıdır. Bu Yahudilik için de, Hıristiyanlık için de geçerlidir. Ama dindarlık bizim elimizde olan bir şeydir. Bir şeyi yenileştirecek, aktüel, daha dinamik hale getireceksek; kendi dindarlığımızı, yani din anlayışımızı değiştirebiliriz. Her Müslüman kendi din anlayışını devamlı sorgulamak, iyileştirmek ve ‘Bu çağa benim dindarlığım ne katkı sağlar, nasıl bir Müslüman olursam, kendim için de çevrem için de, insanlık için de bir barış, huzur, güven ve olumlu katkı sağlayabilirim?’ diye düşünmelidir.
- Bunu biraz netleştirelim isterseniz Hocam... ‘Dinin ana temelleri üzerinde bir değişme olmaz. Değiştirilebilir bölümlerde çağa göre dindarlığımızı sorgulamlı ve yeniden dizayn etmeliyiz mi?’ diyorsunuz...
- Dindarlığımızı tanımlarken, hem dinin kaynaklarına hem dinin tarihsel tecrübelerine hem de etrafımızda olup bitene bakmalıyız. Etrafında olup bitene bakmaz, insanlığın tecrübesi ve değerlerine, diğer toplumların birikimlerine sırt çevirerek dindarlığımızın koordinatlarını belirlersek; o zaman aktüel değil, çağın dışında kalan bir dindarlık anlayışını savunmuş oluruz. Onun için de kendi dindarlığımızı oluştururken, dinin kaynaklarını, ana mesajlarını, tarihsel tecrübeyi ve içinde yaşadığımız çağın gerçeklerini göz önüne almak zorundayız. Göz önüne almak demek, aynen uygulamak, aynen takip etmek değil. Onlardan kendimize yarayan bir sonuç çıkarmak demektir.
Din eğitimine önem vermeliyiz
- Dinin ezeli bir ihtiyaç olduğunu belirttiniz. Bilgisizlik de bu ilgiyi doğurmuyor mu? Bu bilgisizlikte sorumluluk sadece ailelerde mi?
- Toplumda din eğitimine önem vermeliyiz. Din eğitimine önem vermeliyiz derken de, biraz önce saydığımız hususlara dayalı doğru bir din eğitiminden bahsediyoruz. Yoksa kendi bildiğimiz din eğitimi değil. Belirttiğiniz bilgisizlik, dini eğitimin bilgiye dayalı olarak verilmesinin eksikliğinden kaynaklanıyor. Bazen din eğitiminin yanlış verilmesi de o tartışmaların kaynağı olabilir. Çünkü din eğitiminin yanlış verilmesi de bir problemdir.
- O takdirde aileler kadar din adamlarımızın da sorumluluğu var...
- Herkesin sorumluluğu var. İnsanlar yanlış eğitimden, duygudan, nefretten veya birtakım art niyetlerden kaynaklanan kendi yönelişlerini din eğitimi olarak verirlerse, toplumda gerilim artar. O zaman din reyting malzemesi olur. Bizim burada amacımız doğru bilginin esas alındığı sağlıklı bir din eğitimi verebilmektir. Diyanet İşleri Başkanlığı'na bu konuda önemli görevler düşmektedir.
Vakit 3.04.2004