Depresyon kişinin sosyal durumuna göre farklılık gösterir mi?
Daha yoksul tabakalara doğru gidildiğinde depresyon kendisini üzüntü ve keyifsizlikten ziyade hayattan memnuniyetsizlik ve birçok psikosomatik belirtiyle gösterir.
Ağrılar, ayılıp bayılma diye tarif edilen şikâyetler aslında altta yatan bir depresyonun kendisini beden dili ile dışarıya vurmasıdır. Sosyoekonomik statü yukarı doğru çıktıkça daha ziyade üzüntü-keyifsizlik depresyon şikâyetleri olarak görülür.
Depresyon geçirmiş bir kişinin çocuğunda da depresyon görülmesi genetik etkiye mi bağlı, yoksa bu mutsuzluğun aile içinde öğrenilmesiyle mi ilgili?
Yapılan çalışmalara göre depresif bir aile içerisinde özellikle de annenin depresyonda olduğu bir ortamda büyüyen çocuklarda ileri yaşta depresyon görülebiliyor. Diğer yandan tek başına anne-çocuk ilişkisindeki bozukluk nedeniyle değil aynı zamanda depresif anneden taşınan genetik yatkınlığın da bu işi katmerlendirdiğini görüyoruz.
Aile ilişkileri önemli
Ancak annesi depresif olan bir çocuğun hayatında annenin bu boşluğunu doldurabilecek bir teyze, bir anneanne varsa çocuğun depresyon riski azalabilir. Çünkü çocuk ihtiyacı olan yakın ilgiyi bir başka aile büyüğünden sağlar. Böylece çocuk depresyon genini taşısa bile çevresel faktörler ona yardımcı olmadığı için depresyon ortaya çıkmayabilir. Aile ilişkilerinin, yalnız olmamanın depresyonun oluşumunda çok büyük önemi vardır.
Depresyonun belirtileri ne?
Depresyon belirtilerinin mevcudiyeti hastada depresyon olduğunun kesin kanıtı değildir. Bu belirtilerin iki hafta süreyle mevcut olması, kişinin hayatını etkilemesi de önemlidir. Kişinin iki tane asıl belirtiden en az birini yaşıyor olması depresyonda olduğunu gösterir.
Bunlar, keyifsiz, çökkün, bıkkın bir duygu hali. Hayata dönük keyiflerini kaybetmiş olmaları. Hayattan keyif alamama durumu gençlerde farklı bir şekilde kızgınlık ve öfke durumuyla kendini gösterebilir. Bu nedenle her zaman depresif bir kişiyi 'kendi halinde bir köşede oturan' olarak tarif edemeyiz. Bazen sinirli, gergin, asabi bir davranış da depresyon belirtisi kabul edilebilir.
Kilo kaybı veya aşırı iştah artışı. Uykuda azalma veya çoğalma. Garip bir hareketlilik, kıpır kıpırlık, heyecan. Anlamsız bir sükûnet hali, enerjisizlik ve yorgunluk duygusu. Kendini anlamsız yere suçlama. Kendini işe yaramaz bulma. Kendini olduğundan küçük görme.
Konsantrasyon problemleri, karar vermede zorluk. Eleştirildiğinde öfkeyle cevap verme hali. Mesela depresyondaki kişiye 'Bu yemeğin de tuzu az olmuş' dendiğinde tencereyi alıp eleştiriyi yapan kişinin kafasına geçirmesi gibi... Türk toplumunda eleştiriye tahammülsüzlük yaygın olarak görülüyor ama depresyonda olan kişilerde bu daha ağır bir şekilde gözlemlenir.
Ölümle ilgili düşünceler. Bunlar zaman zaman ölümü arzu etmek. 'Ölsem de kurtulsam' şeklinde söylemlerle dile getirilen durum. Zaman zaman da nasıl öleceği, nasıl kendi hayatına son vereceğine yönelik planlar yapılması şeklinde ortaya çıkabilir. İntihar girişimlerinde bulunmak. Karamsar düşünceler ve içinde bulunduğu durumdan asla kurtulamayacağı hissi...
Pozitif düşünce depresyonu yenebilir mi, pozitif düşünen kişiler depresyona girmez mi?
Genel olarak ruh sağlığı yerinde ama depresyona girme riski olan bir kişide olumlu düşünme alışkanlıkları geliştirmenin fayda sağladığı bilimsel çalışmalarla da kanıtlanmıştır. Hayata iyimser bir şekilde bakma alışkanlığının depresyondan koruyucu etkisi de vardır.
Özellikle çocuklara iyimser bakış açılarını, mantıklı düşünmeyi öğreten kurslarla, derslere eklenen çalışma egzersizleriyle depresyon riskinin azaltıldığı belirlenmiştir.
Depresyonda olan kişide ne gibi hisler olur?
Kişinin kendisinde gördüğü durumlar yersiz sinirlilik, asabiyet, uykuyla ilgili, işiyle ilgili problemlerdir. Sorumluluklarını erteleme ve yerine getirmekte zorluk, bıkkınlık, kendi gücüyle ilgili azalma.
Depresyonda olan kişi genelde 'Çalışsam da olmayacak, yapsam ne olur yapmasan ne olur' gibi bir düşünce içindedir. Kişi yaşama enerjisini kaybeder, ağrılar, sızılar, yersiz alınganlıklar, kırılganlıklar gösterir.
Depresyonda olan kişi kendi kendine teşhis koyabilir mi?
Depresyonda olan kişi içinde bulunduğu karamsarlık halinde kendi durumu hakkında yorum yapamayabilir. Ancak etrafındakiler onun durumundaki değişikliği anlayabilir ya da kişi basından bilgilendiği durumlarda kendi kendine 'Acaba bende depresyon olabilir mi?' gibi bir düşünceye kapılabilir.
Yukarıda saydığımız belirtilerin iki hafta süreyle yaşanması ve kendiliğinden geçmiyor olması, erkeklerde ve gençlerde kızgınlık gibi belirtilerin olması depresyonu çağrıştırabilir. Birçok kişi tedaviden kaçış için depresyonu kolay nedenlerle açıklamaya kalkar; 'İşler bu ara iyi değil de ondan', 'Çocukların okulları iyi gitmiyor da ondan', 'Geçen yıl büyükbabamı kaybettim de ondan' gibi görünüşte depresyona katkısı olan ama diğer yandan o olaylar toparlansa bile içinde bulunduğu durumdan kurtulamayan kişidir.
Her ölüm kayıp ya da sarsıcı başka bir olayı yaşayan kişi depresyona girecek anlamına gelmez. Ancak yaşamın bütününe bakıldığında bazen depresyonun ortaya çıkması bir bardağın taşması gibidir. Bardak dolar ama son olarak bardağı taşıran damla belki de o kadar önemli olmayabilir. Depresyona yatkınlık özelliği taşıyan kişiler zaten bardakları kolay dolan insanlardır. Bu kişiler çok ağır yaşam koşulları ile karşılaştıklarında bardakları hemen taşar. Genetik etki ile bireysel etki bir arada devam eder.
Depresyona girmek için hep olumsuz durumlarla karşılaşmak gerekmiyor. Bazen kişi ağır bir yükün ve sorumluluğun altına girdiğinde mesela çocuğu olduğunda ya da terfi edip genel müdür olduğunda da depresyona girebilir. Bu kişinin yükü kaldırabilmesi ile ilgilidir.
'Depresyonda mıyım' şüphesi duyan bir kişi ne yapmalı?
Öncelikle bu durumu bir yakını ile paylaşmalı. Arkadaşların, dostların sosyal desteği çok önemlidir. Birçok kişi duygularını paylaşabileceği birini bulamadığından yakınır ve bu nedenle depresyona girdiğini düşünür. Ancak çoğu kez etrafında ona dost olan destek olacak kişileri görmüyordur. Kimsenin ona yardım edemeyeceğini düşünür. Bu nedenle bir adım atmalı, yardıma, bir dost kulağına desteğe ihtiyacı olduğunu ifade etmelidir.
Tiroide dikkat!
İleri bir aşamada uzman psikiyatristlere, çocuklar için çocuk psikiyatristlerine danışabilirler. İçinde yaşadıkları sıkıntının durumunu
araştırmalıdırlar. Bazen bu durum bedensel bir hastalığın yan işareti de olabilir. Çünkü tiroidle ilgili bozukluklar da depresyon nedeni olabiliyor. Hormonların bozukluğu beyin kimyasını etkiliyor. Beyin tiroid ve östrojen hormonlarıyla çalışan bir sistem. Bazen kişinin guatrı düzelse bile depresyonu sürüyor. Doktorlar bunu basit bir boğaz bölgesi muayenesi ile anlayabiliyor.
Teşhis nasıl konuyor?
Doktorun yaptığı en önemli şey hastayı dinlemektir. Olayların nasıl geliştiğini hastanın kendisinden dinler. Eğer mümkünse bu konuda ek bilgi verebilecek bir aile yakını bu konuşmaya katılabilir. Bu depresyondaki kişinin içinde bulunduğu durum nedeniyle kendisine söylenenleri veya tavsiyeleri anlayamaması nedeniyle yapılır.
Doktor hastayı dinlerken bu belirtilerin ne kadar süre içinde olduğunu, ne kadarının başka etkenlerle ilişkili olabileceğini belirleyip bir tedavi planlaması yapar. 'Yalnız değil de bir süre yakınlarının ailenin yanında kal', 'Çocuklar için iki hafta süreyle bir bakıcı bulun, Ayşe hanımın bir süre desteğe ihtiyacı var.' gibi organizasyonlar yapar. Ya da 'Bu tedavi içinde bulunduğunuz koşullar içinde çözülmesi mümkün değil bir süre hastanede tedavi görmeniz gerekiyor' şeklinde tedavinin sağlıklı bir biçimde yürüyeceği koşulların düzenlemesi yapılır.
Bu aşamadan sonra da problemin ağırlık düzeyi, tedaviye katılabilirlik imkânlarına göre -yol ve zaman önemli bir etkendir. Kişinin yoğun iş temposu veya aile yaşantısı nedeniyle tedaviye gelmesinde zorluklar yaşanabilir- psikoterapi sırasında hastaya depresyonun kavranması, düşüncelerindeki bozulmayı yine kendi mantığı ile düzeltme yolları öğretilir. Hasta bu aşamada iyimser bir bakış açısı geliştirmeyi de öğrenir. Depresyon genellikle hafif ve or- ta düzeydeyse, ağırlaşma eğilimi varsa doktor antidepresan kullanımı konusunda karar verir.
Depresyon riski kimlerde yüksek?
Olaylarla İlgili riskler
** Eğer kişinin ailesinde depresyon geçirmiş biri varsa,
** Uzayan kaygı bozuklukları varsa örneğin panik atak hali yaşanıyorsa,
** Uzamış birçok ruhsal hastalık türü varsa,
** Uzamış kronik hastalıklar (diyabet, romatolojik hastalıklar, bağışıklık sistemiyle, böbrekle ilgili hastalıklar) söz konusuysa
** Hayatlarında ani , beklenmedik kayıplara uğramış bir kişiyse, (Bu durum bir toplumsal felaketin sonucunda çok kişinin yaşadığı bir kayıp durumda ortaya çıktığında travmatik stres bozukluğu şeklinde kendini gösterir. Eğer bireysel yaşanan bir kayıp ise depresyon şeklinde ortaya çıkar),
** Kişi bir göç yaşamak zorunda kalmışsa, (Buna zorunlu ve gönüllü göçler de dahil. Örneğin çalışmak için Almanya'ya giden işçiler arasında yapılan çalışmalarda Türkiye'de benzer durumda olanlara oranla risklerin daha yükseldiği görülüyor. Yalnız yaşamak toplumsal destekten uzak olmak riski artırır).
Yapısal riskler
** Çocukluğunda dikkat eksikliği, hiperaktivite, öğrenme güçlüğü yaşayanlar, ailesinde depresyon geçiren bir kişi bulunanlar.
** Erken dönemde anne-baba kaybı yaşayan çocuklarda yetişkinlik döneminde risk artar.
** Kadınlarda hormonal olarak depresyona yatkınlık vardır. Ancak bu konudaki bir tartışma da kadınların erkeklere oranla daha açık olmaları nedeniyle depresyonda yardım arayışlarının açıkça gerçekleşmesi sonucu, hastalığın daha çabuk ortaya çıkması, belirlenmesidir. Yani belki de erkeklerde de yüksek oranda depresyon var, fakat birçoğu bunu dile getirip doktora başvurmak istemiyor. Bu konuda fikir ayrılıkları var.
İstatistiklere göre depresyon kadınlarda erkeklerden iki kat daha fazla görülüyor.
RADİKAL 12.04.2004