Bilim adamları, iklim değişikliğinin yol açacağı doğal afetler ve su sıkıntısı yüzünden bölgesel gerginliklerin tırmanışa geçip savaşların çıkabileceği tehlikesine işaret ettiler. Nüfus artışına bağlı olarak, tarım alanlarının genişleme zorunluluğu daha fazla suyu gerektireceğinden Ortadoğu gibi aynı su havzalarından yararlanan ülkeler arasında su yüzünden çatışma çıkabileceği tehlikesine dikkat çekildi.
Stockholm'de, Dünya Su Haftası'nda bir araya gelen, bütün kıtalardan yüzlerce bilim adamı, su sorununu bütün boyutlarıyla ele aldı. Birkaç yıldır iklimde gözlenen değişme ve bu yıl belirgin şekilde artan seller ve kuraklık bir hafta süren Dünya Su Haftası'nın bütün oturumlarında üzerinde en çok durulan konular oldu. Bilim adamlarına göre küresel ısınma var mı yok mu diye tartışmak artık gereksiz. Ortak görüş, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin kaçınılmaz bir vaka olduğu yolunda. Birçok bilim adamına göre yaşam biçimini değiştirmenin, atmosfere salınan gazları azaltmanın bu aşamadan sonra küresel ısınmayı önlemeye faydası olmayacak. Bu ortak görüşün yanı sıra bazı bilim adamlarına göre de ısınarak iklim değişikliğine uğrayan dünya, daha sonra bu değişimin doğal sonucu olarak buzul çağına geçecek.
Bu gibi çarpıcı saptamalar yapılırken, ısınan dünyada, yaşamın temel maddelerinden su ihtiyacının nasıl karşılanacağı, su kaynaklarının ne hale geleceği en önemli tartışma konusuydu. Bilim adamlarına göre bundan böyle yağmurun ne zaman nereye yağacağını kestirmek kolay olmayacağı gibi, sel ve kuraklığın nerelerde baş göstereceğini tahmin etmek de zorlaşacak. Yağmur ve kuraklık doğal olarak su kaynaklarını da etkileyeceğinden, mevcut kaynakların geleceği de bu durumda belirsizleşiyor.
MİLYONLAR ÖLÜYOR
1991'de, Stockholm Su Haftası olarak başlayan, daha sonra sorunun ciddiyeti daha geniş çevrelerce kavranıp ilginin artması üzerine Dünya Su Haftası adıyla devam eden Stockholm su konferanslarında 17 yıldır kirli sular yüzünden milyonlarca insanın bulaşıcı hastalıklara yakalanıp öldüğü dile getirilir ve acil eylem planları yapılır. Ancak bugüne kadar bu eylem planlarından bir sonuç çıkmadığı, 1 milyar insanın hâlâ içecek tatlı su kaynaklarından uzak yaşadığı, 2.5 milyar insanın da yeterli arıtmadan geçmemiş suları içmeye devam ettiği görülüyor. Bu yüzden de bugüne kadar kirli sulardan geçen bulaşıcı hastalıklar yüzünden ölen milyonlara her gün binlercesi ekleniyor. Afrika'nın bazı bölgelerinde hastanelerdeki iki yataktan birinde kirli su kaynaklı hastalıklara yakalananlar yatmakta. Konuşmacıların ifadelerine göre bu bölgeler su sorunu yüzünden ülkelerinin başka sorunlarıyla ilgilenmeye vakit bile bulamıyorlar. Öte yandan dikkatler AIDS'e yoğunlaştığından su sorunu ve bulaşıcı hastalıklar konusunda dünya kamuoyunun dikkatini uyandırmak mümkün olmuyor. Oysa çocuklar arasında diyareden ölenlerin sayısı AIDS'ten çok daha fazla. Afrikalı delegelerin yakındıkları bir konu da gelişmiş ülkelerin yardım politikaları. Afrikalılara göre Batılı ülkelerin yardım politikası esas olarak kendi şirketlerine iş çıkartmak ve mal satmak amacına yönelik.
Edindiğimiz bilgilere göre, yardım politikalarında zengin ülkeler yapılacak yardımların tümünü kendi mallarının satışı ve kendi şirketlerine iş vermek için kullanmakta. Kuzey ülkelerinin ise diğer Avrupalılara göre biraz daha insaflı davranarak verdikleri yardımın yüzde 80'ini kendilerine dönecek şekilde kullandıkları söylenmekte.
SAVAŞLARA DOĞRU
Stockholm Su Enstitüsü Müdürü Anders Berntell , konuşmasında küresel ısınma ve iklim değişikliğinin, giderek su kaynaklarını etkileyeceğine, bu yüzden bazı bölgelerde su kaynaklı gerginliklerin tırmanıp çatışmalara dönebileceğine dikkat çekti. Berntell sorunun ciddiyetini "Su sorunu artık insani ve sağlık sorununun ötesinde bir güvenlik sorunu haline gelmiştir" sözleriyle ifade ederken, potansiyel savaş tehlikesinden de söz etti. İklim değişikliğinin su kaynaklarını mutlaka etkileyeceğini belirten uzmanlara göre, yeraltı sularının yer değiştirmesi, kaynakların kuruması, bulundukları bölgelerde büyük sorunlara yol açacak. Tarihte görüldüğü gibi kuraklıktan dolayı insanların topluca başka yerlere göç etmesi gündeme gelebilecek. Bir başka gelişme de kaynaklar kurumasa bile, nüfus artışı dolayısıyla, suya olan gereksinimin de artması. Su gereksiniminin artması, eğer su havzaları değişik ülkeler tarafından ortak kullanılıyorsa kaçınılmaz olarak gerginliklere yol açacak. Gerginlik alanlarının başında da 2050'de su kıtlığını en yoğun yaşayacak olan Ortadoğu geliyor.
SİYASİLERE ÇAĞRI
Öte yandan su dağıtımı IMF'nin direktifiyle özelleştirilen Endonezya'dan gelen delegeler, özelleştirmenin kendi ülkelerinde halkı zor durumda bıraktığını anlattılar. Özel şirketlerin durmadan yaptıkları zamlar yüzünden halkın su faturalarını ödeyemez hale geldiğini söyleyen Endonezyalı delegeler, diğer ülkelerden gelen delegelere, kamu varlıklarına sahip çıkıp özelleştirmelere izin vermemeleri tavsiyesinde bulundular.
* 1 milyar kişi sudan mahrum
* 2.5 milyar kişi arıtılmamış kirli sular içiyor.
* Dünya Sağlık Teşkilatı'nın raporlarına göre, gelişmekte olan ülkelerde hastalıkların yüzde 80'ine kirli sular yol açmakta.
* Çin'de nehirlerin yüzde 40'ı, içme suyu kaynaklarının yüzde 50'si kirlenmiş durumda.
* Tatlı su kaynaklarının yüzde 70'i hâlâ tarımda kullanılıyor.
* Hindistan'da birçok nehir kurudu.
* Tatlı suyun büyük kısmı buz kütleleri halinde bulunuyor.
* Kişi başına düşen günlük su ihtiyacı 50 litre olsa da 30 litre suyla günlük işler halledilebiliyor; yiyecek ve içecekler için 5 litre, hijyen için 25 litre su gerekiyor.
* Bir ABD'li günde ortalama 500 litre, bir İngiliz 200 litre su tüketiyor.
* Bazı ülkelerde kişi başına günde 10 litrenin altında su düşüyor. Gambiyalılar günde 4.5, .Malililer 8, Somalililer 8.9, Mozambikliler 9.3 litre su kullanıyor.
* Bir kilogram patates üretmek için 1000, bir kilogram mısır için 1400, bir kilogram buğday için 1450 litre su gerekiyor.
CUMHURİYET -21 AĞUSTOS 2007 SALI (OSMAN İKİZ)






