Çin'de insan yapımı ''mucize''lerden söz edildi mi, hep Çin Seddi'ni ve Büyük Kanal'ı biliriz. Turfan'daki ''Karez'' sistemini keşfetmem için Turfan'a gelmem gerekti. ''Karez'', bir çeşit yeraltı sulama kanalları sistemi... Tam dört yüz yıldır süregelen hem meyve deposu Turfan'ı hem de çevredeki tüm köyleri besleyen bir sistem bu.
Bir çırpıda saymaya başlıyorlar: ''Turfan üzümü, Gaçi kavunu, Hutubi karpuzu, Korla armudu, İli elması, Kaçar bademi, Artuş inciri, Aksu ve Kotan cevizi, Kargalık narı...''
Bu liste böyle uzayıp gidiyor. Sincanlılar her fırsatta bunu dillendiriyor ve her mevsimde, her kent ya da kasabada bu listedekilerin tazesini ya da kurusunu bulabiliyorsunuz...
Şimdi bu meyve zenginliğinden söz ediyorsak, nedeni, kara kuru çölün ortasında ansızın yemyeşil bir vaha kentin, Turfan'ın görünmesidir.
Kente yaklaşırken sağlı sollu her yerde tek katlı, en çok iki katlı, camsız, penceresiz, kare kare delikli, tuğladan yapılmış yüzlerce, binlerce yapı göze çarpıyor. Üzüm kurutma yerleriymiş. (Kuru yeşil üzüm, ilk kez görüyorum! Sincan'da 200 ayrı üzüm türü yetiştiriyorlarmış!) Sonra bağlar, bahçeler, akarsular, kanallar, yine bağlar, yine bahçeler, sonra çamlar, söğütler ve akdirekler...
''Akdirek'' nedir, bilin bakalım!
Bunda bilemeyecek ne var, elbet ''kavak ağacı'' demek. Uygurca mantıklı bir dil... Kavak ağacının Uygurcası ''akdirek'' ten başka ne olabilirdi ki?
Turfan'a girdiğimiz an deniz seviyesinden yükseklik eksi kırka düştü. Çevrede Kapadokya misali kaya, kum ve taş oluşumlarından başka bir şey yokken, böylesi yeşil, havadar, serin sulak bir vahaya düşmek insanı şaşırtıyor. Yaz aylarında sıcaklığın buralarda 47'lerde dolaştığını öğreniyorum.
UYGUR MİMARİSİ
Çevresiyle birlikte 1 milyon nüfuslu Turfan'da, Urumçi'nin tersine halkın yüzde 70'i Uygur, yüzde 20'si Han. Kültür Müdürü Abdülkerim Abdurahman , burada yaşam standardının yüksek olduğunu belirttikten sonra, ''Turfan'daki Uygur nüfus zengindir. Halkımız, bağlardan, bahçelerden, toprak sahipliğinden çok zengin oldu. Burada daha yoksul olan Çinlilerdir, hizmet işlerinde çalışan onlardır'' diyerek, Sincan'ın her yeri için geçerli olmayan bir özelliği ortaya koyuyor.
Turfan'da dolaşırken güneş ve ışık çok sert, ama rüzgâr yumuşak ve ağaç dalı, yaprak hışırtısı, su sesi peşinizi hiç bırakmıyor. (Çocukluğumun Suadiye ve Erenköy'ü gibi kokuyor.)
Sabırsızlanıyorum, Turfan'ın simgesi haline gelen ve Uygur mimarisinin şaheseri sayılan 'Emin Minaresi' ni görmek için... Sonunda cami ve minare karşıma çıkıyor. Gördüğüm tüm fotoğraflarından daha da heyecan verici, daha da çarpıcı. 18. yüzyılda Emin Hoca anısına yapıldığından bu adı almış. Minare ve cami birbirinden ayrı. İki ayrı yapı gibi. Zaten minareden çok bir kuleye, yükseldikçe daralan bir kuleye benziyor. İçinde hiçbir taşıyıcı eleman yok, spiral bir merdivenin çevresinde, pişmiş toprak tuğlaların her katta farklı döşenmesiyle yükseliyor. Bu sayede hem bir tasarım mükemmelliği oluşturuyor hem de 1776'dan beri ayakta duruyor. Akın akın insan geliyor burayı görmeye. Biz oradayken, Japonlar çoğunlukta...
Burası yalnız cumaları ibadete açık, öteki günler müze olarak kullanılıyor.
KAREZ SİSTEMİ
Önceden duymamıştım, bilmiyordum. Çin'de insan yapımı ''mucize'' lerden söz edildi mi, hep Çin Seddi'ni ve Büyük Kanal'ı biliriz. Turfan'daki ''Karez'' sistemini keşfetmem için Turfan'a gelmem gerekti. ''Karez'' , bir çeşit yeraltı sulama kanalları sistemi...
Turfan doğumlu, Çin Komünist Partisi Üniversitesi mezunu Abdülkerim Abdurahman, aynı zamanda Karez sistemi üzerine araştırmalarıyla da tanınıyor. Sistemi yakından görebileceğimiz, uygulamanın son noktası olan ve müze görevini de gören merkezi o gezdiriyor bize.
Özetle olay şöyle: Sincan'ın orta yerinde boylu boyunca uzanan Tiyenşan Dağları, onun önünde Kızıl Dağ, onun önünde kara kuru çöl, onun da önünde yemyeşil Turfan şehri var. Daha Tiyenşan Dağları'nın yamaçlarından başlayarak belli aralıklarla kuyular açılıyor toprağa. Bu kuyular toprak altından kanallarla birbirine bağlanıyor. Böylece kar suları kuyularda toplanıyor, Kızıl Dağ'ın oluşturduğu engel, yeraltından aşılıyor ve yine yeraltından şehre ulaşıyor. Yeraltı, yerüstü geçişler, çeşmeler, kanallar ağı beş bin kilometre uzunluğunda yollar oluşturuyor.
Tam 400 yıldır süregelen, hem Turfan'ı hem de çevredeki tüm köyleri besleyen bir sistem bu.
Abdülkerim Abdurahman, ''Bizim insanlarımızın can suyunu Tiyenşan'dan taşıyan bu sistemdir'' diye noktalıyor açıklamasını.
Artık Sincan'ın bir başka önemli ve ünlü kentine, Kaşgar'a yönelebilirim.
KUŞBAKIŞI
Kaşgar'a uçacağız. Urumçi'den Kaşgar'a neredeyse iki saatlik uçuşta, Tiyenşan Dağları'nı bu kez kuşbakışı izleme fırsatı çıktığı için mutluyum.
Tiyenşan'ın bol kıvrımlı, keskin dişli tepelerindeki buzullar ve karlarla bulutların kucaklaşması, uzun süre devam etti; sonra yerini sarı değil, kızıl değil, beyaz değil, gri kum tepelerine bıraktı. Bu griliği, kurumuş nehir yatakları kıvrıla kıvrıla kesiyordu. Sonra o uçsuz bucaksız düzlüğün ortasında aniden fışkıran yeşil bir dünya göründü. (Coğrafya öyle çarpıcı ki, saatlerce anlatabilirim, en iyisi bir an önce uçağı indirmek!) O yemyeşil dünya, vaha kent Kaşgar'dı. Birbirini izleyen bağlar, bahçeler, ekili alanlar, sulama kanalları... Kaşgar'a indik.
İki kültür müdürü tarafından karşılanıyoruz: Biri Bayan Zhu Li (Çinli), öteki Bay Esra Abriz (Uygur). Çin'in dışa açılma politikasından ve ''Batı Kalkınması'' programından beri Kaşgar'ın ne denli kalkındığını, geliştiğini anlatıyorlar.
''Batı Kalkınması Programı'' , son yıllarda hızla büyüyen Çin ekonomisinden Batı bölgesini daha çok yararlandırma programı. Böylelikle Çin'in doğusuyla batısı arasında bir denge hedefleniyor.
Kaşgar, Batı'nın en batısındaki bir kent. Burada kalkınmanın dışavuran göstergesi otoyollar, geniş caddeler ve bir zamanların gecekondularının yerine yapılan halk konutları...
Dört şeritli asfalt yolların iki yanı, yine sıra sıra ''akdirekler'' , yani kavak ağaçlarıyla dolu... Yalnız bu geniş caddelerde bir tuhaflık ya da yapaylık var. Dört ya da iki şeridin arasında iki yönü ayıran herhangi bir şey olmadığından, otomobil trafiğinin ortasına aynı yönde ya da ters yönde enlemesine ya da boylamasına, insan, at arabası, hayvan sürüleri, bisiklet trafiği de dalabiliyor.
Yüzyıllar boyunca İpek Yolu'nun en önemli kavşaklarından biri ve ticaret merkezi olmuş Kaşgar, İpek Yolu'nun önemini yitirmesi, ticarette önceliği ve ağırlığı deniz yollarının kapmasıyla tarihte inişe geçmiş. Bugün çevre köylerle üç milyon, kent merkezinde ise 300 bin kişinin yaşadığı Kaşgar'da nüfusun yüzde 91'i Uygur, yüzde 9'u Han.
Sincan'da, Urumçi'den sonra en büyük havaalanı Kaşgar'da. Ancak şimdilik tek hava bağlantıları Urumçi'yle. Oysa konuştuğum herkes, Kaşgar'ın gerçekten kalkınabilmesi için çevre ülkelerle, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Hindistan, Pakistan'la Urumçi üzerinden geçmeden bağlantı kurması gerektiğini vurguluyor. Ancak o zaman eski ticari önemini kazanabileceğini söylüyorlar. Şimdilik ilk direkt uçuş seferleri Moskova'yla planlanıyor...
Turfan'daki gibi mimari şaheserler Kaşgar'da da var. Bunların başında 15. yüzyıldan kalma çifte minareli İdgah Camii geliyor. Benim gezdiğim gün bomboştu. Cuma günleri caminin içinde ve dışında, önündeki meydanda 50 bin kişinin namaz kıldığını söylediler.
Bir başka önemli yapı, 16. yüzyıldan genişleye genişleye günümüze gelen Apa Hoca Türbesi. Apa Hoca , Kaşgar'ın yöneticisiymiş, hocanın beşinci kuşak torunlarından biri ( ''Güzel kokulu sultan'' diye biliniyor) Çin İmparatoru'nun gözdesi... Öyküsünü ballandıra ballandıra anlatıyorlar. Burada güzel mi güzel Uygur kızları, geleneksel kılıklarıyla turistlerle fotoğraf çektiriyorlar...
Turfan ve Kaşgar... İkisi de tarım, meyvecilik ve ticaret merkezi... İkisi de Uygur nüfusunun en yoğun olduğu kentler. İkisinin de orta yerinden nehirler, sular geçer... İklimleri, mimarileri birbirine benzer... İkisi de Çin kentlerinden çok Orta Asya kentleri havasındadır.
Tiançi ya da Cennet Gölü
Urumçi'nin doğusunda, Tiyenşan Dağları'nın uzantısı olan Bogda Dağı'nın yamaçlarında, denizden iki bin metre yükseklikte bir göl... Cennet Gölü diyorlar. Çevresi orman kaplı dağlarla çevrili. Cennet mi dedim?.. Yok canım, Uygurlar olsun, Çinliler olsun onu anlatmak için böyle basit sözcükler kullanmıyorlar: ''Tiançi Gölü, Batı cennetinin ana kraliçesinin odasındaki sihirli aynadır''... ''Tiançi Gölü, mürekkep taşının dibindeki mürekkeptir, çevresinde binlerce ağaç, yani fırça, yeryüzünün en güzel şiirini yazmak, en güzel resmini yapmak için beklemektedir...'' Kışın donan Tiançi Gölü, hâlâ buzla kaplıydı. Gölün çevresindeki yamaçlarda Kazak köyleri vardı. Habire yolumuza atlılar, okula giden çocuklar, geleneksel Kazak çadırları çıkıyordu...
CUMHURİYET 27.05.2004