İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

İpek Yolu'nda Doğu-Batı ayrımı

Yaşam
|

Taklamakan'la Gobi Çölü arasında havada asılı kalmış bir dize: 'Ey yolcu, Batı'ya gidiyorsan, bil ki artık hiç dostun olmayacak!'

Derler ya: Sakınan göze çöp batarmış! Bu yolculuğu planladığım, tasarladığım iki yıl boyunca, konuştuğum, görüştüğüm, yazıştığım Çin Kültür Bakanlığı yetkililerinden hep bir ricam oldu: Kaşgar'da bir pazar günü bulunmak. Çünkü Kaşgar'ın dillere destan At Pazarı, pazar günleri kuruluyordu. Tamam dediler, Kaşgar'ı da dillere destan At Pazarı'nı da pazar günü görürsünüz... Bakmayın adının At Pazarı olduğuna, çevredeki tüm il, ilçe, köy, kasabadan milletin akın ettiği ve atın yanı sıra her tür hayvanın, her tür eşyanın ve aklınıza gelecek her şeyin satıldığı bir pazar burası... Onların yalancısıyım; her pazar, kırk bin kişi şehre gelirmiş At Pazarı'nda malını satmak ya da bir şeyler almak için... Ancak Tibet'te havanın azizliğine uğrayıp uçaklar kalkmayınca, bir pazar günü yerine pazartesi günü bulduk kendimizi Kaşgar'da! Süpermen gibi dünyayı geriye döndürüp bir gün öncesini geri getiremezdim! Kaşgar ya da Urumçi'de yedi gün daha bekleyemezdim! Sonuç: Elveda At Pazarı! Üzülme dediler, bizde her gün pazar var dediler ve götürdüler. Kızıl Derya ya da Turman Nehri'nin yanı başında her tür giyecekten yiyeceğe, buzdolabından topluiğneye, müzik aletlerinden kullanılmış numaralı gözlüklere, her şeyin satıldığı pazara götürdüler. Kaşgar pazarı kilometrelerce uzuyor, dallanıp budaklanıyor, çok geniş bir alanı kaplıyordu. Üstü örtülü yan yana çadır misali tezgâhlardan oluşuyordu. Girdiniz mi, yolunuzu kaybettiğiniz bir labirentten farksızdı. Ancak bomboştu. Neredeyse bizden başka kimse yoktu. Tezgâhların başında uyuklamakta olan satıcılar da, ''Deli mi bu turistler, hafta içinde buraya ne diye geldiler'' gibilerinden bize bakıyordu... Kaşgar'da beni terk etmeyen ''ağırlık'' duygusundan, iki yerde kurtulacaktım. Ne ağırlığı mı? Havanın ağırlığı, kokuların ağırlığı, sokakta açıkta satılan etlerin ağırlığı, tepeden tırnağa yüzü gözü, koyu renkli örtülerle örtülü kadınları görmenin ağırlığı ve adlandıramadığım nice ağırlıklar... Bunlardan kurtulduğum iki yerden biri Kaşgar Sanat Okulu, ikincisi ise Kaşgarlı Mahmut 'un türbesiydi. Kaşgar'daki yükseköğretim kurumları içinde bir öğretmen okulu bir de bu sanat okulu çok ünlü. Şan, müzik, resim, dans, folklor gibi bölümleri olan okulu gezerken gelecek kuşaklara yatırım yaparak, geleneksel ve evrensel sanat değerlerinin bir arada korunmasına tanık oluyorum. BASTONUN FİLİZ VERDİĞİ YER On birinci yüzyılda yaşamış Türk dil bilgini Türkçenin ilk ansiklopedik sözlüğü ''Divanü Lügat it-Türk'' ün yazarı Kaşgarlı Mahmut 'un türbesi Kaşgar'dan 60 kilometre uzakta. Bağlar, bahçeler, asfalt ve toprak yollardan ve irili ufaklı köylerden geçtikten sonra, yol boyunca kentteki görüntülerden çok uzak, at, eşek arabalarıyla, traktörlerle yolculuk eden, tomruk, kereste, saman, hayvan postları taşıyan kırsal kesim insanlarıyla selamlaştıktan sonra koca bir parkın kapısına geldik. Aynı anda kapının önünde bir at arabası durdu, içinden Sincan'ın en güzel kızı indi. Tamam, bütün Uygur kadınları, kızları çok güzel... (Yani yüzleri görünenler için söyleyebilirim ancak) Biz tam, Sincan'ın en güzel kızına kilitlenmiştik ki, o gülerek bize yaklaştı, temiz bir İngilizceyle, ''Ben sizin rehberinizim'' dedi. Mayire , 20 yaşındaydı, çevre köylerin birinde oturuyordu ve kültür müdürlüğünden çağrıldığı an buraya göreve koşuyordu. Muhteşem düzenlenmiş, çok bakımlı parkta önce sizi Kaşgarlı Mahmut'un usta bir sanatçının elinden çıkmış beyaz mermerden dev heykeli karşılıyor. Elinde sözlüğü, ileri doğru yürüyen, güzel, aydınlık bir adam olarak çıkıyor karşınıza, okul sıralarında kara sakallı, kara cüppeli, kara kuru bir çizimini görüp de korktuğunuz Kaşgarlı Mahmut. Sonra bu güzellik, bu aydınlık parkın içinde her yere yayılıyor. Türbe, cami, müze, hepsi parkın içine dağılmış. Birinden ötekine merdivenlerle, dev ağaçlar çiçeklerle sarmalanmış yollarla ulaşıyorsunuz. Mayire ha bire anlatıyor. Kocaman bir adak ağacının öyküsünü de anlatıyor. Kaşgarlı Mahmut, dev eserini yazdığı Bağdat'ta sormuş hocalara, ben nereye gömüleyim diye. Hocalar cevap vermiş, bastonunun filiz verdiği yerde... Ve işte doğup büyüdüğü kent, Kaşgar'a döndüğünde, tam da buraya geldiğinde, bastonu çeşmeye düşmez mi ve de filiz vermez mi! Elbet buraya gömülmüş. Biz de adaklarımızı tutup, ağaca çaput bağlayıp yeniden yollara düştük. Artık son durağımız Dunhuang'a yönelebiliriz... TAKLAMAKAN'DA BİR VAHA Dunhuang önemli... Dunhuang, tarih boyunca, İpek Yolu'nda bir kilit nokta. Çin'in eski başkenti Şian'dan (o zamanki adı Çang'an'dan) başlayıp yedi bin kilometre boyunca Batı'ya yönelen yolun, ''Batı'ya açılan kapı'' sı Dunhuang... Şian'dan Dunhuang'a İpek Yolu tek... Ama Dunhuang'dan hemen sonra koskoca Taklamakan Çölü başlıyor. Çölü aşmak olanaksız ya da çok zor, yol ikiye ayrılıyor, çölü ya kuzeyden ya da güneyden dolanarak geçeceksiniz. O seçimi yaptıktan sonra, İpek Yolu'nun yolları iyice dallanıp budaklanıyor. Artık her an seçim yapmak zorundasınız... Ne yönden geldiğinize bağlı: Doğu'dan geliyorsanız seçimlerin başlangıç noktası; yok Batı'dan geliyorsanız yaptığınız seçimlerin sonu Dunhuang. Batı'dan gelenler için, Doğu'nun, Doğu'dan gelenler için Batı'nın kilit noktası... Bu özelliğini Çin hanedanları yüzyıllar boyunca kullanmış ya da sömürmüş... Dunhuang'ın bir başka önemli özelliği daha var: Buradaki ''Bin Buda Mağaraları'' ; ancak o mağaralara yarın gideceğim. Şimdi şu İpek Yolu üzerindeki kilit noktasının anahtarının peşindeyim... Urumçi'den Dunhuang'a yaklaşık iki saatlik bir uçak yolculuğu... İki saat boyunca yeryüzünün bu en muhteşem, en çarpıcı coğrafyasını içime çekiyorum. Kuzey Batı'dan Güney Doğu'ya uçuyorum. Vee, doğru bildiniz, Sincan'ı doğudan batıya kesen Tiyenşan Dağları'nın tam üzerinden uçuyorum. Nasıl da görkemliler! Kuzeye bakan yamaçlar ormanlarla, karla, buzullarla kaplı, güneye bakan yamaçlar çıplak, yoksul, keskin dişli, öfkeli... ''Sıra Dağlar'' sözcüğü ve kavramı, ilk kez bunca netleşiyor benim için. Sıra sıra dağlar birbirini izliyor, sonra bir sıra daha, bir sıra daha, bir sıra daha... Artık Taklamakan Çölü'ne veda etmek zamanı. O geride kaldı. İleride Gobi Çölü... İkisinin arasında bir yerde yemyeşil vaha kent: Dunhuang. Oraya vardığımda, Sincan Özerk Bölgesi de geride kalacak. Çünkü Dunhuang, Çin Halk Cumhuriyeti'nin Gansu eyaletinde. Taklaman sözcüğünün Çince, ''içine girip kaybolunan'' anlamına geldiğini söylemiş miydim?.. Kültürel kimliği koruma çabası Sincan Özerk Bölgesi'nde, 30 milyonluk nüfusun neredeyse yarısını oluşturan Uygurlar, kültürel kimliklerine sahip çıkmanın savaşını veriyor yüzyıllardır. Müziklerinin, danslarının, halk oyunlarının, Uygur dilindeki türkülerinin, destanlarının bunca zengin olmasının nedeni de bu. Urumçi, Kaşgar, Turfan'da gördüğüm müzik, dans ve güzel sanatlar yüksek okulları, kültürel kimliği genç kuşaklara aktarıyordu? Orada dinlediğim şarkılarda, türkülerde hep aşk yüceltiliyor, doğaya övgüler yağdırılıyordu? Hayır, orada dinlediğim şarkılarda, tarihte çok kısa süren, üç ayrı dönemdeki ''bağımsızlıktan'' söz edilmiyordu. 1863-76 'da Yakup Han başkanlığında kurulan ''Doğu Türkistan İslam Devleti'' 1933-37 ve 1944 -49 yıllarında da bağımsızlığı yaşamıştı. Fotoğrafta şarkılarıyla coşmuş çalgıcılar.... Ey yolcu! Ey yolcu, Bir kadeh şarap daha içmeni öneriyorum... / Yangguan geçidinden öte, Batıya gidiyorsan, bil ki bundan sonra hiç dostun olmayacak. Bu sözleri yazan şair/ ressam Wang Wei 'nin (8. Yüzyıl) dev bir heykeli Yangguan Geçidi'nin hemen girişinde duruyordu. Bir elinde şarap kadehi, öteki eliyle batıyı gösteriyordu. Yukarıdaki dizeler de heykelin kaidesine yazılmıştı. (Galiba, baştaki ''ey yolcu'' sözü yoktu, dayanamayıp onu ben ekledim!) Yangguan Geçidi'nin batısında tarih boyunca kimler yoktu ki! Türkler, Göktürkler, Hunlar, Moğollar, Uygurlar, Kırgızlar, Kazaklar, Tatarlar... Yangguan Geçidi'nin batısında Arap dünyası, Roma İmparatorluğu... Yangguan Geçidi'nin batısında Çin dışındaki tüm dünya... Şair Wang Wei, elbet bir kadeh şarap daha önerir. Hayır, henüz ''Medeniyetler Çatışması'' lafı ortaya atılmamış ama Doğu-Batı ayrımı ciddi boyutlara ulaşmış! Yangguan Geçidi'ndeyim. (Danguan kentinden 70 km. uzaklıkta) Geçen yıl burada muhteşem bir müze açılmış. Müzede İpek Yolu'nun tüm tarihçesini ayrıntılarıyla görüyorsunuz. İpek Yolu'nun kurucusu diye bilinen önce Çin generali, sonra büyükelçi ve daha sonra halkla ilişkiler uzmanı Çan Çyen 'in İÖ 119'da komşu hükümdarlarla nasıl ilişkiye geçtiğini; ''batı toprakları'' ndaki zenginlikleri kendi hükümdarına nasıl rapor edip iştah kabarttığını; orduların yapamadığını ticaret ve diplomasiyle gerçekleştirdiğini görüyorum... Bir de ha bire gelin damat değiş dokuşu var. Kazak ya da Kırgız Beyleriyle evlenen Çin prensesleri, Çin hükümdarına gelin yollanan Tibet ya da Uygur hatunları... Ve yaşasın halkların kardeşliği hikâyesi... Bunu da müzede görüyorum. Müzenin arkasında bir de gümrük kapısı var. Burada geleneksek giysileri içinde Çin Hükümdarının temsilcisi bir gümrük memuru, müthiş bir tantanayla Çince çok şık hazırlanmış bir belgenin orta yerine Latin harflerle adınızı yazarak, size Yangguan Geçidi'nden geçiş izninizi veriyor. Bedavaya değil elbet, 10 yuana, yani bir dolar iki kuruşa! Yangguang geçindinin bu yanında, çölün ortasında Çin Seddi'nin en eski kalıntılarını da görüyorum: Kartpostallarda gördüğümüz, Pekin yakınlarındaki Çin Seddi'ne hiç benzemiyor. Bu neredeyse ottan, samandan kumdan, kilden yapılmış. Üflesen dağılacakmış gibi dursa da yüzyıllardır yerli yerinde... Duvarın üstünde her beş kilometrede bir işaret kulesi. Gece alev, gündüz dumanla verilirmiş işaret. Ve hesaplamışlar, Dunhang'dan bilgi tam dört günde ulaşırmış Şian'a bu kuleler aracılığıyla. Bugünkü otoyolda, aynı mesafeyi, aynı sürede kat ediyor otomobiller... Haydi yolcu, artık doğru Dunhuang'a ve Bin Buda Mağaraları'na... Yangguang ne demek biliyor musunuz? Bunda bilmeyecek ne var: ''Yang'' , dağın güneyi ve nehrin kuzeyi demek; ''guang'' da geçit... Bir dolara geçiş belgesi İpek Yolu'nun ''Batı'' ucunda, (yani başlangıç noktasında, Şian'a göre Batı ucunda) gümrük kapısında tantanalı bir törenle "geçiş belgesi'' alabiliyorsunuz. Elbet bedavaya değil, on yuana, yani bir dolar iki kuruşa? Bizim Anadolu'daki İpek Yolu duraklarında, değil böyle bir belge almak - vermek, İpek Yolu'na ait bir işaret koymak bile aklımıza gelmemiş, hâlâ da gelmiyor. Neden acaba diye sormaktan kendimi alamadım. CUMHURİYET 28.05.2004
AKRA