Uzun bir süredir, televizyon kanallarından sergilenen popüler kültür yarışmaları ya da yarıştırmaları ile yatıp kalkıyoruz. "Popstar Türkiye" ve "Biz Evleniyoruz" ile başlayan, "Akademi Türkiye" ve "Bir Yıldız Doğuyor" gibi benzeri programların "tedavül"e girmesine yol açan bu programlar, adeta futbol takımı fanatiği muadillerini yarattı.
Bir kez daha görüldü ki, çok güçlü bir kitle iletişim aracı olan TV, bir programa "baş" koydu mu toplumun gerçek gündemi (!) belirlenmiş demektir. Türk toplumu bu tür programlara ne kadar da açmış, açıkmış! Eğer abartılmıyorsa, izlenme rekorları buna şahit. Adı geçen programlar toplumu ciddi ciddi meşgul ettiğine göre, ekonomi mentalitesi ile buna ilgisiz kalınabilir mi?
TV'deki popüler kültür yarış-tır-maları içerisinde en fazla ilgi göreni, tartışmasız "Popstar Türkiye" oldu. Çünkü alanında bir ilkti; aynı zamanda toplum, taraftarlığını yapacağı "icatlar" arıyordu.
Türkiye'nin gözü aydın, nihayet yarışmayla ilk popstar'ına kavuştu. Rakipleri ve benzerleri izlenmeye başlanan bu yarışmanın, ilginç ve belki de eğlenceli özelliklerinden biri; kendi içinde, her biri iddialı çok sayıda "taraf" ya da "taraftar" yaratmış olduğudur. Dikkat edilirse, bu yarışma salt popstar adayları arasında değil, belki de, daha da fazlasıyla, aşağıda sıralanmış diğer taraf(tar)lar arasında geçmiştir.
TARAFTARLAR
1. Vitrinde olanlardan başlamak gerekirse. ... Bunların başında, doğal olarak yıldız adayları geliyor: Kimdir bunlar? Çoğu, düzenli bir işi olmayan, ancak ünlü olup çok para kazanmak isteyen genç insanlar. Bir bölümü gönüllü işsizler. Geldikleri ekonomik sınıf, bu tanımı güçlendiriyor. Varoşlardan gelip yarışmayı bir tür talih oyunu gören de var. Kısacası, yarışmacıların sınıfsal özelliği göz ardı edilemez. Bilinçli olarak, yarışmaların geniş bir sınıfsal yelpazeye yayılması onların TV'deki izlenebilirliğini, izleyicilerin tarafgirliğini arttıracaktır. Çünkü her izleyici kendini bir parça onlarda görecektir.
2. Vitrinin hemen yanı başında ve "sıkı" bir şekilde duranlar ise, yarışmaların yapımcıları (organizatörleri) ile mali destekçileridir (sponsorlar). Yarışmaları düzenleyenler medya kuruluşlarıdır. Aynı sermaye grubundan olmak üzere, medyanın yazılı ve görsel olanı -gazetelerle TV şirketleri-, yarışmanın biçimi ve içeriğini halka duyurmalarından itibaren, adeta zengin bir maden yatağı bulmuşçasına, keşfettikleri yarışma formatına dört elle sarıldılar. Zaten "rating" rekorları kırarak büyük reklam ciroları ve kârları elde etmeleri, başka nasıl açıklanabilir ki! Ciro ve kârda "tavan" yapan yapımcılar, yarışmaları tekrar düzenlemeye karar veriyorlar.
3. Mali destekçiler: Bu tür yarışmaların arkasında genellikle çokuluslu şirketler (ÇUŞ) vardır. İşte bir "esas oğlan": Coca Cola. Bu ve benzerleri, kafaları çokça karıştıran küreselleşmenin "asidi-şekeri" sanki. Dünya bunlarla küreselleşiyor, bunlar küreselleşmenin "nimetleri"ni evlere kadar sokuyor. Yerli kapitalist şirketler de bu tür yarışmaları, bir başka ucundan tutmaktadır. Anlaşılan odur ki, yarışmalarda yıldızı parlayan salt şarkıcı adayları değildir; ÇUŞ da kendi içinde bir lig kurmuştur ve kümeye düşmemek için sürekli yarıştadır.
4. Acaba vitrinin arkasında neler olup bitiyor? Örneğin, müzik pazarı... Bu yarışmalar salt yıldız şarkıcılar üretmiyor, aynı zamanda ve en önemlisi, yıldız şarkıcıların uzantısı olarak birçok kişi için "ekmek kapısı"nı aralıyor ve hatta açıyor. Müzik piyasası kendi içinde genişleyerek film piyasasına eklemleniyor. Kaset, CD, kartpostal, film projesi, vb. üretiminden bu anlaşılmıyor mu? Arz, talebi kışkırtmakta; talep, arzı... Alın size, ekonomistlerin pek sevdiği "Mahreçler Yasası"nın bir uygulaması daha...
5. Yarışmalarla yaratılan o büyük pastanın hatırı sayılır bir dilimini de iletişim sektörü yemektedir. Popstar yarışması gösterdi ki, halk için bir şey yapılacaksa, bu halksız olmaz, zira haksızlık olurdu, dahası demokratik olmazdı. Yarışmadaki formel jüri bir yana, halkın asıl jüri ilan edilmesi, başlı başına bir yaratıcılıktı. Zira bir yarışma da "cep-mesaj" ile "e-mesaj" arasında yaşandı. Herkes eğlendiğini sandı, ama öte yandan da telefon şirketleri de "para bastı". Yeni yarışmalarla tekrar şahit olunduğu gibi, %100 kârın en büyük ortaklarından biri de, iletişim şirketleri olmaya devam ediyor.
6. Ya garibim seyirciler, yani bizler... Haftada iki gece evlere misafir edilen ve hafta boyunca kritiği yapılan (!) Popstar yarışması, gerçekten stresini boşaltmak ve yeniden stres yüklenmek isteyenler için "ideal" bir program olmuştu. Toplum, gönüllü olarak popüler kültürün esiri olduğunu gösterdi. Yarışmalar üzerinden TV bağımlılığı arttı. Düne kadar, "Bu toplum niçin okumuyor?", diye soran gazeteler, bu kez sormayı akıl etmediler, belki de bir süreliğine askıya aldılar.
7. Popüler kültür yarışmalarına , en az yurttaşlar kadar devlet ve siyaset de bulaşmıştır. İlk Popstar yarışması sonuçlanıncaya kadar, parlamento ve hükümet üyelerinin, halkla aynı heyecanı paylaştıklarını kanıtlamak istercesine, hangi yıldız adayını desteklerini az mı belirttiler? Abartmadan vurgulamak gerekirse, bu tür yarışmalar, herkes gibi, ancak daha fazlasıyla devleti yakından ilgilendirmiştir. Çünkü devlet, bir yandan bu yarışmalar aracılığıyla, bol bol telefon mesajı gönderen halkın sırtından bir miktar daha fazla iletişim vergisi toplama olanağına kavuşmakta, dahası, işsiz yurttaşlarının "iş'lenme" faaliyeti sürecine girdiğini görüp bir parça rahatlamaktadır.
8. Sistem: Öyle anlaşılıyor ki, serbest piyasa ekonomisi ile yönetilen tüm ülkelerde olduğu gibi, yerel kapitalist sistemimiz de boş durmamış, uzun zamandır kedi olalı bir fare tutmayı başarmıştır. Bakar mısınız, toplum, açıklanan düşük enflasyon rakamlarına sevinemezken, kimin kiminle dünya evine gireceğini ya da kimin popstarlıkta birinci olacağını merak ediyor. Hiç kimse, bizi, bu toplumun merak etmeyen bir toplum olduğuna inandırmaya kalkışmasın(!)
Sistem, popüler kültür yarış-tır-malarını sevecen hale getirmiştir artık. Yakında bu alanda dozun arttığını, tozun dumana karıştığını göreceğiz.
İrfan Kalaycı
İnönü Üniversitesi İİBF İktisat Bölümü Öğretim Üyesi
CUMHURİYET 30.05.2004