İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

Halil Günenç: Bir geleneğin dönüşüm öyküsü

Türkiye
|

Ülkemizin tanınmış alimlerinden muhterem Halil Günenç Hocaefendi’nin hayat ve hatıratı, Beyan Yayınları’ndan çıktı. Damadı ve talebesi olan Nezir Demircan’ın büyük gayretleriyle hazırlanan kitap, Hocaefendi’nin çocukluğundan ilim tahsiline, medrese hocalığından resmi görevlerine kadar tüm hayatını kapsıyor.

Yazılanla yetinmeyen ve yazıların satıraralarını okumaya meraklı olanlar içinse, üzerinde düşünülecek çok sayıda bilgi ve bulgu sunuyor. Hocaefendi’nin hatıratı, hem İslam kültür ve biliminin bu günlere taşınmasında en büyük pay sahibi olan medreselere içten bir bakışı, hem de kalburüstü bir alimin geçtiği zorlu aşamaları yansıtması bakımından, başarılı bir hatıra kitabı niteliğinde. İnsanlar neden hatıralarını yazarlar, yazsalar bile bize ne oluyor ki başkasının hayatı bizi bu kadar ilgilendirir? Bunu merak edenler, harika bir üslup ve dinmek bilmeyen bir tecessüs sahibi olan Dücane Cündioğlu’nun, hatıra ve hatıra kitaplarına dair yazdığı Arasokaların Tarihi (Gelenek yayınları, 2004) kitabına baksınlar. Orada bu sorunun ve daha fazlasının cevabını bulacaklardır. Bense daha çok kendimi bulabileceğimi umduğum, daha doğrusu kendimi aradığım hatıra kitaplarını tercih ederim. İşte Hocanın kitabını da bu merakla okudum. Doğrusu aradığımdan fazlasını bulduğumu da belirtmeden geçmemeliyim. Ben medrese kökenliyim. Bunu daha önce bu köşede, yeri geldikçe büyük bir iftiharla dile getirdim. Ama medreselerin donanım noktasında modern dünyaya çok da hazırlıklı olmadıklarını da belirtmekten çekinmedim. Bu suskunluk veya tavırsızlık belli ki bir yöntemdi ama gelinen nokta şu ki; -maalesef- modern dünya karşısında kaybeden medreseler oldu. Aslında, daha önceleri de belirttiğimiz gibi, modernizmin tek başarısı medreselere karşı değildir. O, kendi dışındaki herşeyi; din, kültür, gelenek ve eskiye ait ne varsa, hükmetme ve yönlendirici bir pozisyonda bulunma noktasından indirdi. Bir kültür öğesi ya da bir gelenek olarak ayakta kalanlar olduysa da, bunları da zaman içinde eritti ve modernleştirdi. Modernleşemeyenler/modernleşmeye direnenler ise maalesef marjinal olmaktan kendilerini koruyamadılar. Modernizmle mücadele edenler ya da onunla kavgalıymış gibi görünenler dahi, zaman içinde modernizmi hem güçlendirdiler, hem de modern paradigmalarla kendilerini ifade etmeye başladılar, ki bu da, modernizmin bir zaferiydi. İşte Hocaefendi’nin hayat ve hatıratında da bu ikilemi çok bariz bir biçimde gözlemlemek mümkün. Onun öyküsü, medrese kökenli ve ancak geleneksel kurumlarda kendini ifade edebilecek bir insanın, topluma ulaşma ve derdini anlatma noktasında nasıl sıkıntılı bir duruma düştüğünün ve klasik olanı dönüştürüp modern imkanlarla ayakta kalmak için nasıl bir mücadeleye giriştiğinin öyküsüdür. Doğrusu, Günenç Hoca’nın ilim geleneğine sadakati tartışılmaz ama, vardığı nokta da kabul etmek gerekir ki, geleneksel yöntemlerin başarısızlığının bir göstergesi. Hoca’nın hayatını ve hayatındaki safahati; bir yönüyle, eski olanın yeninin içine girme, onu dönüştürme, ona kendini kabul ettirme olarak okumak mümkün. Ama bir başka noktadan bakıldığında bu dönüşümü, yeni dünyanın başarısına yormak da zor değil. Hoca’nın bu başarısını, klasik yöntemlerin hüsranının bir resmi olarak görmek de imkan dahilinde yani. Şurası kesindir ki, Hoca’nın akranları arasında, kendisinden ilim ve zeka yönünden aşağı kalmayacak çok sayıda alimin ismi zikredilebilir. İstanbul/Ümraniye’de ikamet eden, ilim deryası, alim ve edip, muhterem Hüsnü Geçer Hocaefendi, Mardin/Kızıltepe’de ikamet eden (velinimetim) büyük alim Molla Hıdır Akkoyun, Mardin/Midyat’ta elli yıla yakındır alim yetiştiren ve ilim ehlince ismi büyük bir saygınlıkla anılan, Evlad-ı Resülden Zübeyir Güneş Hocaefendi, uzun süre Mardin/Kızıltepe’de medreselerde ders veren ve şu an Konya’da ikamet eden, ismiyle müsemma Salih Ekinci Hocaefendi hemen aklıma gelen ve Halil Hoca’nın yaşıtı olup ilim ehlince çok büyük alimler arasında gösterilenlerden bazıları... Şüphesiz bu liste daha da uzatılabilir. Ama bu muhterem zevat, benim bizzat tanıyıp kendilerinden şöyle ya da böyle istifade ettiğim alimler. Bunları söylerken Günenç Hocafendi’nin ilmini tartışmaya açmak ya da şöhretinin abartıldığını iddia etmekte değilim. Bu benim haddim değil, olamaz. Kaldı ki kesinlikle Halil Hoca son dönemin en büyük alimlerinden. Ama soru şu: Hoca gibi, medrese arkadaşlarından onlarca isim sayılabilecekken, Hoca’nın bu anlamda temayüz etmesi ve neredeyse “Türkiye müftüsü” lakabıyla anılıyor olmasının sırrı nedir? Acizane bunu şöyle açıklıyorum: Kendi çağdaşları arasında sivrilmesi ve şöhretinin, buna paralel olarak da tabiiki etki alanının bu kadar genişlemesinin sebebi, Hoca’nın modern imkanlardan faydalanması ve onları kullanmaktan çekinmemesidir. Bu bir cesaret işiydi belki ve bünyesinde büyük bir riski de barındırıyordu. Çünkü çıktığınız pazarda elinizdeki kumaşın -değeri ne olursa olsun- pek alıcısı kalmamıştır. Çünkü sentetik boyalarla en adi ve değersiz kumaşlar bile çok değerli ve paha biçilmez hale getirilebiliyordur. Sizin, bu yolda hem bunlarla karıştırılma hem de elinizdeki o paha biçilmez parçaya müşteri bulamama gibi çok ciddi bir riski de göğüslemeniz gerekecektir. Ama öte yandan, böyle bir yüzleşme de kaçınılmazdır. Ne zamana kadar bu pazardan uzak durabilirsiniz ki? Hem bu pazarın tüm uğrayanları da, gerçekte sizin müşterileriniz değil midir? İşte Hoca, bir medresede klasik anlamda mollalık yapmak ve neticede dar bir alanda kalmak ile, Mehmet Akif’in “asrın idrakine İslam’ı söyletmek” dediği durum arasında bir tercih yapma durumunda kalmış ve tercihini ikincisinden yana kullanmış bir alim. Sonuçta bu bir tercihtir ve Hoca bu tercihiyle ilmini daha geniş kitlelere ulaştırma imkanını yakalamıştır. Bunun yanında birinci şıkkı tercih edenler, yani günümüzün değişikliklerine aldırmadan, modernitenin sağladığı kolaylıklardan yararlanmayı düşünmeden, hatta onlara meydan okurcasına kendi köşelerinde birer Don Kişot saffetiyle İslam’ı yaşama ve yaşatma savaşı verenlerin o müstesna çabalarını da hayırla yad etmek ve başarmaları için dua etmekten de kendimi alıkoyamıyorum. Evet Halil Günenç Hoca, bir “kitle alimi” olmayı seçmiş ve bunu başarmıştır da. Ama eski ve yeninin kavgası öyle kısa sürede biteceğe benzemiyor. Ben kendi payıma kitaba bu gözle baktım ve Hocanın hatıratında modern ve geleneğin derinlerde süren kavgasını okudum. Halil Günenç Hoca, Beyan yayınları: 0 212 512 76 97 MİLLİ GAZETE 08.06.2004
AKRA