Temel besin maddesi ekmek, son yıllarda daha beyaz olanını elde etmek için uygulanan yöntemler nedeniyle besleyici niteliğini yitirdi
"Karafırın odun ateşinde pişen ekmekler" yazım büyük ilgi gördüğü için bu konuya tekrar dönüyorum. Gramajı düşük, kalitesiz undan yapılmış, sağlıklı ve hijyenik ortamda üretilip sevk edilmemiş ekmekler sağlıksız ekmeklerdir. Hızlı ve yüksek ısıda pişirme, fenni olmayan maya kullanma erbabının iyi bildiği, tüketicinin ise haberinin bile olmadığı hilelerdir.
Ülkemizde fırınların denetimi konusunda hemen hiçbir şey yapılmıyor. İyi ekmek yapanla, kötü ekmek yapıp satan fırın arasında bir ayrım yapılmadığı için, kötü ekmeği ucuza satan fırınlar, iyi ekmeğin tüketiciye ulaşmasını engelliyor.
Kapalı ambalajda satılmalı
Ekmeğin kalitesi, unun kalitesinden satıldığı bakkalın temizliğine kadar uzanan bir sürece bağlıdır. Bazen bakkalların önünde, yerlere konmuş kasalarda bekleyen ekmekler görürüz. Fırıncının getirip, bakkalın kapısının önüne bıraktığı ekmekler, içeri alınana kadar açık havada her türlü etkiye maruz kalır. Birkaç yıl önce çıkan ambalaj yasasına göre, ekmeğin imal edildiği fırının dışında, kapalı ambalajda satılması zorunlu. Ama bu yasa uygulanmıyor.
Çağlar boyunca, temel besin maddesi olarak tükettiğimiz ekmek, son yıllarda, daha beyaz ekmek elde etmek amacıyla uygulanan yöntemler nedeniyle, besleyici değerini büyük ölçüde yitirdi.
Buğdayın değirmende kırılarak beyaz una dönüşmesi sürecinde besin değerini büyük ölçüde kaybeden undan yapılan ekmekler, özellikle Türkiye gibi çok ekmek tüketilen ülkelerde "yetersiz beslenme" sorununa neden olmaktadır. İnsan vücudu, ihtiyacı olan besin değerlerinden yoksun kaldığında, zamanla bazı hastalıklar ortaya çıkar. Örneğin B grubu vitaminlerinin yetersizliği deri enfeksiyonlarına ve çeşitli psikolojik rahatsızlıklara, folik asit ve demir yetersizliği çocuklar ve gebe kadınlarda kansızlığa, çinko yetersizliği büyüme geriliğine, kalsiyum eksikliği sağlıksız kemik ve diş yapısına, C vitamini eksikliği diş eti kanamalarına, dirençsizliğe ve enfeksiyonlara neden olur.
Bu saydığım maddeler, buğday kepeğinde bol miktarda var. Buğdayı öğütürken kepeğini ne kadar çok ayırırsanız o kadar beyaz un elde edersiniz. Yani esmer undan yapılan esmer ekmekte kepek fazladır. Biz buğdayın en değerli kısmı olan ruşeymini ve kepeğini hayvan yemi yaparak beyaz ekmek yiyoruz. Buğday kepeğinde bulunan vitaminlerle mineralleri ineklere yedirirken, geriye kalan posayla "beyaz ekmek" yapıyoruz.
Süpürge tohumundan ekmek
Birinci Dünya Savaşı ile İkinci Dünya Savaşı'nda erkekler silah altına alınınca, tarlalar sürülüp buğday ekilemedi. Kadınların gücü, sabanın sapını tutup tarla sürmeye, döven sürüp harman savurmaya yetmediği için Türkiye aç kaldı. Arpa, mısır koçanı, hatta süpürge tohumu karıştırılmış unlarla yapılan kara ekmekler yemek zorunda kaldık. Her 2 savaşta da yoksullar vesika ile satılan süpürge tohumundan yapılmış kara ekmekleri yerken, harp zengini vurguncular beyaz undan yapılmış francala yediler. Bu nedenle geniş halk kitleleri arasında, beyaz undan yapılmış francala yeme özlemi yerleşti ve kökleşti.
Halkımız, bilinç altına yerleşmiş nedenlerle beyaz ekmek yemek istiyor. Ama beyaz ekmek yediği için de beslenemediğini bilmiyor. Dünya savaşlarından kalma beyaz ekmek yeme tutkusunu kırmalı ve bol kepekli esmer ekmek yemeliyiz.
MİLLİYET 20.07.2004