GDO karşıtları: Bu ürünlere izin verilirse dünyada 'ekolojik' ürün diye bir şey kalmaz. GDO'ya evet diyenler: Eğer riskleri faydalarıyla dengelenirse bu teknolojiden Türkiye de yararlanmalı...
Transgenik ürünler insan ve çevre sağlığı için tehlikeli mi? Bu tüm dünyanın gündeminde olan bir soru. Genetik olarak değiştirilmiş (GDO) ürünlerin tarımıyla ilgili tartışmalarda şu noktalar öne çıkıyor:
Genetik olarak değiştirilmiş ürünlerde klasik ilaçlamaya alternatif olarak, doğada bulunan ve böcekler için toksik olan bazı proteinlerin sentezinden sorumlu genler bitkilere aktarılıyor. Bu bitkilerle beslenen böcekler ölüyor. Yabani otlar tarımı olumsuz etkiliyor. En yaygın mücadele yöntemi ise ot öldürücü tarım ilaçları (herbisit) kullanmak.
Dayanıklı ürün
** Bitkilere direnç genleri transfer edilerek hem hastalıklara, hem de tuzlanma ve kuraklığa karşı toleranslı olmaları sağlanabiliyor.
** Genetik müdahale sayesinde bitkilerin vitamin, yağ ve protein içerikleri artırılarak gıda değerleri zenginleştirilebiliyor.
** Hem insanlar, hem de hayvanlar için yenilebilir aşılar üretiliyor. Amaç, bu aşılarla hepatit, kolera, şap gibi hastalıklara karşı bağışıklık sağlamak. Örneğin, çocuğunuz bir muz veya elma yiyerek hepatit aşısı olabilecek.
Alerji riski, antibiyotik direnci
Bu bitkilerin insan ve çevre üzerindeki olası olumsuz etkileri özetle şöyle:
** GDO'lardan elde edilecek gıdaların toksik ve alerjik etki yaratabileceği öne sürülüyor. Örneğin Brezilya fıstığından soyaya aktarılan bir proteinin, fıstığa alerjisi olanlarda alerji yaptığı iddiası yapılan biyogüvenlik çalışmalarında bu doğrulanmış.
** Gen aktarımı sırasında kullanılan antibiyotik direnç genleri, sindirim sisteminde bulunan bazı bakterilere geçebiliyor, bu durum vücudun antibiyotik tedavisine istenen şekilde yanıt vermesini zorlaştırabilir.
'Bunun adı biyolojik korsanlık'
GDO'ya Hayır Platformu'nun temsilcisi Levent Gürsel Alev:
Biz biyoteknolojiye değil, bu yöntemin canlılar üzerinde kullanılmasına ve yeni bir canlı organizma yaratmaya karşıyız. Fındığın bir genini alıp domatese aşılıyorsunuz. Domatesin genleri üzerinde nasıl mülkiyet hakkına sahip olabilirsiniz?
Bu bir biyolojik korsanlık.
Türkiye'de faaliyet göstermek isteyen Amerikan Monsanto şirketi kendi ülkesindeki çiftçilerle davalı. Nedeni ise gen kaçışları. GDO'lu bitkideki gen, tozlaşma yoluyla bir başka ekimin üzerine gidiyor, o bitkinin genetik şifresini bozuyor. O zaman ekolojik tarım yapamayacağız. Çünkü 5-10 km ötemde transgenik etki olursa, tüketicime sağlıklı ürün veremem. GDO'lu teknik, totaliter bir teknik. Biyoçeşitlilik için büyük bir tehdit. Deli otlar, çılgın otlar gibi tanımlanamayan otlar çıkıyor ortaya. Gen kaçışlarını önlemek için GDO'lu ekimin yanında klasik ekim yapılırsa gen kaçışı engellenir diyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar Frankeştayn bir canlı çıkacak ortaya. İnsanlığa ne kadar bedel ödeteceği belirsiz GDO'lu ürünler Türkiye'ye sokulmamalı, GDO'lu tarım yapılmamalı diyoruz. GDO'lu ürün kullandığı bilinen ithal ürünler, Cargill, Novartis, Zeneca, Du-Pont, Syngenta, Monsanto ve Dow Chemical gibi GDO üreticisi şirketlerin Türkiye'ye getirdiği ürünler mercek altına alınmalı diyoruz.
'Asıl sorun kontrolsüz ithalat'
Prof. Dr. Şeminur Topal (Yıldız Teknik Üniversitesi Biyomühendislik Anabilim Dalı): Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı kontrollü alan denemeleri yapıldığını ifade etmektedir. Oysa bu denemeler açık alan denemeleri ve doğal gen kaçışlarına karşı ciddi önlemler alınmamış. Bazı şirketler çiftçiye kontrolsüz ve ücretsiz tohumluk dağıtımı yapıyorlar. Bu konuda ciddi bir denetim yok. GDO'lu hammadde ve tohumluk ithalatının boyutları çok büyük. Bu ürünler; özellikle mısır, soya, kolza, patates ve pamuk ile türevleri. Genellikle yemlik, yağlık ve mısır vb. nişasta bazlı şekerlerin imalatında kullanılıyorlar. Hiçbir nitelik sınırlaması yapılmadan, gümrüklerde hiçbir kontrol ve analiz yapılmadan yurdumuza giriyorlar. Üstelik bu konuda tüketici yanıltılarak ithalat yapıldığı reddediliyor.
Çin, genetikle tekstilde aldı başını gidiyor
Prof. Dr. Hüseyin Avni Öktem (ODTÜ Biyolojik Bilimler Bölümü): Transgenik bitki ve ürünler belirli bir süreçte ülkemizde de uygulamaya girecek ve bundan fayda sağlayacağız. En önemli husus ise, bu ürünler piyasaya çıktığında izlenebilmeleri ve biyogüvenlik analizlerinin yapılabilmesi için gerekli altyapının oluşturulması. Tartışılması gereken, bu ürünleri minimum risk ve maksimum fayda ile nasıl kullanabiliriz olmalı. Zira bu bir teknoloji. Örneğin, Çin tekstil konusunda tüm dünyada endişeyle izleniyor. Çin böcek dirençli transgenik pamuk üretimi teknolojisini geliştirdi, bu ürünleri üretiyor ve Hindistan gibi tekstilde söz sahibi olmaya başlayan ülkelere teknoloji transfer ederek kazanç elde ediyor. Bu tip stratejik alanlarda kendi teknolojimizi geliştirerek hem rekabet gücümüzü artırmalı, hem de katma değer yaratmalıyız. Asıl tehlike, bu teknolojinin kaçak olarak kullanımından doğabilecek sorunlar.
RADİKAL 01.12.2004