'Türkiye’de Misyonerlik Faaliyetleri ve Dinlerarası Diyalog’ konulu panelde konuşan akademisyenler, AB’ye giriş süreciyle artan misyonerlik çalışmaları konusunda devletin ve Diyanet’in daha fazla tedbir alması gerektiğini savundular.
Türkiye yol geçen hanını geçti
Panelde konuşan Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Erdem, misyonerlik faaliyetlerinin artması nedeniyle Türkiye'nin yol geçen hanına döndüğünü söyledi. Misyonerlik hizmetlerinin artmasında yasal boşluk ve teşviklerin büyük etkisi olduğuna işaret eden Erdem, "Maalesef gençlerimize milli kimlik veremiyoruz. İdeal göstermiyoruz. Bazı din adamlarımız da dini değerlerimizi eleştirip misyonerlerin ekmeğine yağ sürüyor" dedi.
Müslüman din adamlarının dini tebliğ konusunda sorumsuzluğu, lakayıtlığı, cıvıklığı ve ciddiyetsizliği olduğunu savunan Prof. Dr. Erdem, medyanın da magazin, moda, cinsellik, yurtdışı merakı gibi konuları reyting kaygısıyla ön plana çıkarmasını eleştirdi. Erdem, "Bugün çökmek üzere olan aileleri önce çekirdeğe indirgedik. Ardından da bu çekirdeğin içini boşalttık" dedi.
Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. A. Hikmet Eroğlu ise, misyonerlik konusundaki en büyük yanılgının din özgürlüğü ile misyonerlik faaliyetlerini ayıramamaktan kaynaklandığını söyleyerek, "Başka birisinin bizim çocuğumuza herhangi bir dini anlatması nasıl normal değilse, bir devletin de kendi vatandaşlarına bunu yaptırması çok yanlıştır" dedi.
Fener Rum Patrikhanesi'nin yıllardır Türkiye aleyhine çalıştığını ve bugün de 'Yeni Roma, İstanbul Ekümenik Patriği' ünvanını kullandığını belirten Eroğlu, yetkilileri uyardı :
"Ekümenik ünvanını kabul etmek Türkiye içinde bir devletin egemenliği kabul etmektir. Devlet yönetimindekiler neyi kabul ettiklerini iyi bilmelidir. Şu anda ülkemizde 2-3 bin Rum yaşıyor ama Rum lisesine kimse gitmiyor. Ruhban Okulu Rumların ihtiyaçlarının giderilmesi ile ilgili değildir. Tamamen Patrikhaneye din adamı yetiştirmek ve Ortodoks halifeliği olan Ekümenikliği hayata geçirmek için amacıyla açılmaya çalışılıyor" dedi.
Yaşanan olayların ABD ve Rusya'nın Ortodokslar üzerinde egemenlik kurma mücadelesinin de bir sonucu olduğunu söyleyen Eroğlu, "Şu anda Patriğe, kimse söz geçiremiyor. Osmanlı Devleti olsaydı, Patriği istediği gibi yönetirdi. Ama siz Sultan Fatih veya Osmanlı değilsiniz ki. Eğer ekümenikliği kabul ederseniz, egemenliği de kabul etmiş olursunuz " dedi.
Eroğlu, BOP çerçevesinde Türkiye'yi çok büyük tehlikeler beklediğine de işaret ederek, İsrail ve ABD'nin GAP bölgesini ele geçirmeye çalıştığını kaydetti. AB'nin başta Kıbrıs olmak üzere birçok kötü emel taşıdığını söyleyen Eroğlu, " Biz bunu kabul ettik bir şey oldu mu deniyor. Ama sonuçları yavaş yavaş ortaya çıkacak. Şimdi herkes bilgisi olmadığı halde AB ile ilgili birçok hayal kuruyor. Çalışmazsanız AB size ne yapacak? Ayrıca asırlar boyunca İslam'a önderlik yapmış büyük bir milletin AB'ya yama olmasına, bizi alın diye yalvarılmasına ben karşıyım. Bu şekilde bir üyelik istemiyorum" dedi.
Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. A. İsra Güngör de, Dinlerarası Diyalog kavramının ilk defa Vatikan tarafından kullanıldığına işaret ederek, "Bugün de çağdaş misyonelik tarafından çok güzel şekilde kullanılıyor" dedi. Diyalog sürecinin hep müslümanlar aleyhine işlediğini belirten Güngör, çünkü bilgi, eleman, altyapı olarak karşı tarafın daha donanımlı olduğunu kaydetti.
Güngör, Dinlerarası Diyaloğ'a katılan Vatikan'ın 'kendi dışındaki insanlar güruhunu medenileştirme' amacında olduğunu belirten Güngör, "Maalesef bugün bu kavram, çağdaş misyonerler tarafından çok iyi kullanılıyor. Halkımız bu konuda devlet tarafından aydınlatılmalı" dedi.
"Bir müslüman, yahudi ve hristiyan herhangi bir sorunu çözmek için biraraya gelsinler ve anlaşsınlar, o zaman tamam. Ama bugüne kadar, öyle bir şey de olmadı. Hiçbir soruna çözüm bulunmadı. Zaten Dinlerarası Diyaloğ'un amacı da bu değil" diyen Güngör, ayrıca bu süreçte ön plana çıkan dini önderlerin ya kendilerine çok güvendiklerini ya da kullanıldıklarını savundu.
Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. S. Selenga Gökgöz ise, bu sorunun 20 ve 21. yüzyılın meselesi olmadığının altını çizerek, her çağda dinlerarası diyaloğun hakimiyet kurma mücadelesinde kullanıldığını kaydetti.
MİLLİ GAZETE - 02.01.2004