Deprem ve tsunami sonrası Açe Bölgesi'ne giden Prof.Dr. Numan Kurtulmuş, izlenimlerini anlattı. Kurtulmuş: "İlk gittiğimiz kampın şartları çok kötüydü ve kampın sorumlusu 60 yaşında bir adamdı. Bizi karşılayan o yaşlı zat ailesinden 75 kişiyi kaybettiğini söyledi ve hüngür hüngür ağlmaya başladı. Bu sahne bizi de çok üzdü. Aslında şahid olduğumuz bu sahnelerin birbirinden hiç farkı yoktu."
Açe’de para bir işe yaramıyor
"Bizim çok güzel gözlemlerimiz oldu. Öncelikle ihtiyaç sahibi kampları tespit ettik. Daha sonra, bu kamplara elimizdeki yardımları ve kestiğimiz kurbanları dağıtmak için gittiğimizde yaşadığımız manzara bizi çok duygulandırdı. Mesela bir kampa vardık. Kurban getirdiğimizi söyledik. Ama kampın sorumlusundan çok anlamlı bir cevap aldık. Kamp sorumlusu kendilerine daha önce başkalarının kurban getirdiğini ve şu an ihtiyaçlarının bulunmadığını belirterek bu kurbanların daha zor durumda olan ihtiyaç sahibi kamplara götürmemizi istedi bizden."
"Açeliler gerçekten çok gözü tok insanlar. Hatta bazılarına para verelim dedik. Ama onlar parayı da kabul etmediler. Çünkü oralarda parayı harcayacak yer de yok. Bazen de paranın hiç bir işe yaramadığını görüyorsunuz. Ama bunların bir kısmı bizden çadır istedi. Bir kısmı eşyalarının taşınması için kamyon istedi. Açeliler böyle olağanüstü şartlar altında yaşamalarına rağmen, kendilerine gönderilen yardımları başkaları ile paylaşabiliyorlar. Son gün dağıttığımız paranın 490 aileye eşit bir şekilde dağıtmamızı bizden ısrarla istediler. Böylesine güzel manzaralarla karşılaştık."
“Selamünaleyküm Müslim Türki”
"Açe'de Türk olmanın farkını hemen hissediyorsunuz. İlk vardığımızda orada bir askeri hastaneyi ziyaret ettik. Bizi yabancı zannettikleri için önce mesafeli davrandılar. Ama daha sonra hastanenin Başhekimi olan ve yakasında Aleksander yazan bir general, Türk ve Müslüman olduğumuzU söyleyince, çok sevindi ve gözleri parladı. Daha sonra da bakmayın siz benim yakamda Aleksander yazdığına ben de "Müslümanım" dedi. Açe'de her gittiğimiz yerde Müslüman ve Türk olmanın ayrıcalığını hissettik. Orada yerel lisanı konuşan insanlara bile "Selamünaleyküm Müslim Türki" dediğiniz zaman, bütün kapılar açılıyor ve insanlar size özel ilgi gösteriyorlar. Böylesine güzel bir atmosferi de yaşama imkanımız oldu."
MİLLİ GAZETE 04.02.2005