Hayat sürüp giderken soluduğumuz havadan, içtiğimiz sudan ve besin maddelerinden savunma sistemimizi zayıflatan veya çökerten bir sürü madde bünyemize girer. Buna ilaveten, gıdalarda bulunması gereken ve bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışması için olmazsa olmaz nitelikte bazı maddeler, üretim politikalarının ekonomik hedefe yönlendirilmesi yüzünden tamamen yok olmuştur.
Büyük küçük bütün şehirlerimizde şebeke suları klor ile temizlenmekte. Halbuki klorun, sudaki organik maddelerle etkileşerek Trihalometan dediğimiz çok güçlü bir kanserojene dönüştüğünü söylüyor uzmanlar. Bu tehlikenin farkına varan Batı, tüm şehirlerinin musluklarından akan suları oksijenle arıtmakta. Sosis, salam, sucuk gibi et mamülleri ise, taze görünümleri bozulmasın diye nitrit veya nitrat katkı maddeleriyle hazırlanıyor. Bu katkı maddelerinin etin moleküler yapısı ile etkileşip yine etkili bir kanserojen olan nitrosamine dönüştüğünü söylüyor doktorlar. Meyve ve sebzelerimizin durumu da içler acısı. Artık yerli tohum bulmak neredeyse imkansız hale geldiğinden, yurt dışından aldığımız tohumlarla bu açık giderilmeye çalışılıyor. Ancak, mutfaklarımızda en çok kullanılan domates, patates, biber, patlıcan vb, sebzelerin tohumlarının üzerinde oynanan genetik oyunlar ve üretimi çoğaltmak, mahsulü daha iri hale getirmek uğruna kullanılan hormonlar bu besin maddelerini kanserojen hale getirmekte.
Dar bir sahada uzun süre aynı toprağı işlemek, tarlanın tüm minerallerini yok etmekte. Bunu telafi etmek için kullanılan azotlu, potasyumlu ve fosforlu yapay gübreler üretilen sebzede bulunması gereken tüm hayati niteliklerin kaybına neden olmakta.
DR. SENAİ DEMİRCİ: Doğal olanı ticari hale getirdiler
Batı tıbbı her nesneyi, her çözümü ticarileştirmeyi, satın alınabilir bir şey yapmaya odaklanmıştır. Ancak doğal olan ticarileştirilemez. Çünkü patenti alınamaz. Patenti alınamayan dolayısıyla markalaştırılamayan şeyler bu bakış açısı içinde yararsızdır. Bunlar özellikle dışarıda bırakılırlar. Seçenek olarak öne çıkarılmazlar. Batı felsefesi herşeyi ilahi bağlamdan koparmasıyla birlikte insanıda bedeninden ibaret saymaya ve bedenin ruhla ilişkisini bozmuş ve ruhunu da tanımaz hale getirmiştir. Bu bağlamda batı tıbbı, insanı metabolik olayların izdüşümü olarak tanımlar ve bu izdüşümden hareketle çözüm sunar. Bu bir bakıma kuşun kendisi yerine gölgesini avlamaya benzer. Batı tıbbı her yönüyle yok sayılamaz. Ancak batının bu verileri, insanın kendi ruhuyla ilişkisi ve vahiyle bağlantısı çerçevesinde anlam kazanır. Yoksa çıplaklaşır, titrekleşir ve yalın hale gelir. Ben bu anlamda doğallığı ve doğal olanı sadece organik tarım ya da hormonsuz ürürnlere endekslemiyorum. Doğallık insanın kendi fıtratının gerektirdiği sonsuzluğu ve öte dünya kaygısının içermekle gerçekleşir.






