İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0707:4008:2512:5315:3617:5519:23
Kabe

Küresel ısınmaya acı reçete

Yaşam
|

Küresel ısınma tartışmaları, sera gazı emisyonu olmayan nükleer santralları yeniden gündeme getirdi. Bu, bir çaresizlik göstergesi olarak algılanabilir, ölümcül hastaya en riskli tedaviyi önermek gibi

Küresel ısınma tartışmaları, sera gazı emisyonu olmayan nükleer santralları yeniden gündeme getirdi. Bu, bir çaresizlik göstergesi olarak algılanabilir, ölümcül hastaya en riskli tedaviyi önermek gibi

Küresel iklim değişikliğinin gerçek olup olmadığı artık tartışılmıyor. Bilimsel göstergeler, sera gazlarına bağlı iklim değişikliği nedeniyle dünyamızın ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya olduğu yönünde. Bilim adamlarına göre bu süreçte iklim felaketleri sayı/şiddet olarak katlanarak artacak.
Kyoto Protokolü'nün 2005'te yürürlüğe girmesiyle çözüm yolunda bir adım atıldı. En büyük sera gazı üreticisi ABD imzalamadığı için ölü doğduğu sanılan protokole, ABD'de eyalet ve şehir yönetimleri yasalar çıkararak uymayı vaat ediyor. Fakat insanlığın geleceğini kurtarmak için çok daha radikal değişiklikler gerekecek. Dünya, 'meta tüketimine dayalı kalkınma' modeline alternatifler bulmak zorunda ve bunu ekonomik krizler/bunalımlara yol açmadan gerçekleştirmek çok zor. Çin, Hindistan gibi kalabalık ülkeler bu modelle kalkınırken, küresel tüketim hızı geometrik olarak artıyor. Çin 2009'da ABD'yi sollayarak, atmosfere en fazla karbondioksit salan ülke olacak.
Küresel ısınma belirtileri, sera gazı emisyonu olmayan nükleer santralları da yeniden gündeme getirdi. Bu bir çaresizlik göstergesi olarak da algılanabilir; ölümcül hastaya en riskli tedaviyi önermek gibi. Bu noktada, temiz enerji olduğu öne sürülen nükleere çevrecilerin neden karşı çıktığını, atık meselesinin niçin bu kadar önemsendiğini, niçin 'sürdürülebilir kaynak' olarak kabul edilmediğini sormak gerekiyor. Ülkemiz, nükleer silahlanma yarışına bulaşmamış olması sayesinde radyasyon 'tecrübesi' pek olmayan 'şanslı' bir ülke. Beyaz Rusya'da Çernobil'den yedi yıl sonra ölüm oranının doğum oranını aştığını, anormal doğumların beş katına çıktığını çoğumuz duymuşuzdur ama, örneğin ABD'de halen tazminat ödenmekte olan topluluklar olduğunu pek bilmeyiz. Acısını çekmiş toplumlar bu teknolojiye karşı çıkıyor.
Nükleer atıklar için hâlâ nihai bertaraf yöntemi yok. Dünyanın ilk bertaraf tesisi olarak, ABD'nin Nevada Çölü'ndeki Yucca Dağı'nda 300 metre derinliğe planlanan yer, onlarca yıldır, milyarlarca dolar harcanmasına rağmen gerçekleşemedi ve eyalet halkı orada bir 'yanardağ' oluşturmasına, taşıma yolu üzerindeki eyaletler de dökülme riskleri yüzünden şiddetle direniyor. Kömürü (doğalgaz/petrolü de) olmadığı için nükleer santrallara ağırlık vermiş olan Fransa da, diğerleri gibi bu atıkları biriktirip duruyor.
Kaza risklerini değerlendirirken büyük kazalar olması şart değil, söz konusu radyasyon olduğunda, dünya sanılandan çok daha küçük. Birkaç yıl önce Tokai, Japonya'da işcilerin bir torbaya fazla uranyum koyarak "kritik kütleyi" aştığı küçük kaza, Kaliforniya San Ofre istasyonunda, Çernobil'den sonraki en yüksek beta ölçümüyle fark edildi. Kazalar genellikle insan ihmalinden kaynaklanıyor. Biz, kaynak yapan işçisine koruma gözlüğünü zorla taktıran, anayol inşaatında doğalgaz borusunu delen, doktorları en çok sigara içen bir toplumuz. Kendi canını düşünmeyi bilmeyenlere, başkalarının güvenliğini düşünmeyi öğretmek kolay değil.
Özetle, nükleer santrallar sera gazı salmasa da, mali/çevresel maliyeti örneğin rüzgâr enerjisinin çok çok üzerinde. Gelecekte, özellikle atık sorununu çözebilirse, 'sürdürülebilir' bir alternatif olabilecek. Bütün sorunlarına karşın, nükleer teknolojide geri kalmamak, enerji güvenliği veya askeri stratejiler gibi gerekçeler öne sürülebilir. Bu durumda fayda/zarar analizleri yapılırken bütün riskler, maliyetler ve alternatifler göz önüne alınmalı. Örneğin, nihai bertaraf tesisi kurmak, birkaç santral kurmak kadar pahalı ama bu maliyetler devlete yüklendiği için santral maliyetine eklenmiyor. Oysa, yeni santral kurmanın çok altındaki maliyetlerle enerji fazlasına yol açabiliyor: endüstride/elektrikli aletlerde verimi artırarak, iletim kayıplarını önleyerek, aşırı (peak) talebi zamana yayacak teşvikler getirerek.
Bu arada, temiz enerji için umut veren füzyon enerjisi konusunda çalışmalar hızlanıyor. Fakat, elektrik üretimi için kullanılmasına daha onlarca yıl var. Yani küresel ısınmanın 'mucize ilacı' yok, rehavete kapılma şansımız yok. Hepimize büyük sorumluluk düşüyor. Ülkemizle ilgili olumlu bir gelişme, 2005'te 'Yenilenebilir enerji' ile ilgili yasanın çıkmış olması. Güneş ve rüzgâr zengini ülkemiz, şüphesiz bu teknolojilerin gelişmesiyle en fazla kazanç sağlayacak ülkelerden biri olacak.
RADİKAL -12 OCAK 2007 CUMA (NÜKHET BARLAS)
AKRA