ÇEKÜD Yönetim Kurulu Üyesi Ali Kocadayı Antalya'da Çeküd Bölge Danışmanlarına Yaptığı Çevre Ahlakı Sunumunda"İslamda Çevreye Dair Bazı Ahlaki Prensipler"konularına değindi.
Ali Kocadayı Bey'in sunum metni:
I.ÇEVRE ve DİN
Özellikle son 35-40 yıldır dünya gündemine giren çevre sorunları son bir-kaç yıldır ise dünya kamuoyunun en önemli gündem maddelerinden biri haline gelmiştir. Çoğumuzun, belki hepimizin takip ettiği üzere çevre temizliği, çevreyi korumak, ekolojik dengeye zarar vermemek gibi konulara basın yayın organlarında çok sık yer verilmekte ve çokça vurgu yapılmaktadır. Toplumda ise vurgulanan bu hususları hayata geçirebilmek için dernek vakıf gibi sosyal oluşumlar meydana getirilmektedir. Bu organizasyonlar insanların dikkatlerini konuya yoğunlaştırmak, insanımızda bir çevre bilinci oluşturmak için çeşitli faaliyetler yapmaktadırlar.
Diğer taraftan çevre sorunlarındaki çeşitliliğin de hızla tırmandığını gözlemlemekteyiz; Toprağın kirlenmesi,havanın kirlenmesi ,suların kirlenmesi,iklim değişiklikleri,buzulların erimesi ,ozon tabakasının incelmesi ve delinmesi,yeşil alanların azalması,küresel ısınma……..vsvs “Yaş kesen baş keser” atasözüne dair ilkokul sıralarında kompozisyon yazmakta zorlanıyor ve belki atalarımızın bu işi biraz fazla abartmış olabileceğini düşünüyorduk.Bu konuya kompozisyon yazma konusunda günümüz ilköğretim öğrencileri daha kısmetli olsa gerek (!)
Yapılan araştırmalara göre küresel ısınmanın tetiklediği çevre problemlerinin ( ya da çevre problemlerinin tetiklediği küresel ısınmanın),şimdiye kadar görülen tahribat ve maliyeti, dünyanın başına gelmiş en büyük felaketin habercisi… Önde gelen kozmolojistlere göre yaklaşık 4,6 milyar yaşındaki dünyamızın başına gelmiş büyük felaketler denince akla savaşlar ve doğal afetler gelmektedir. Ne var ki gerek ülkeler arası savaşların, gerekse -büyüklüğü/çapı ne kadar ürkütücü olursa olsun- doğal afetlerin etkisi bir taraftan süreli olurken, diğer taraftan da etkileri lokal olmuş, sadece belli bir coğrafyayı etkilemiştir.Çevre problemlerinden kaynaklanan tahribatın,ise yeryüzünün her bir kilometrekaresini etkisi altına alacağı aşikardır.Çevre sorunları ülkemizde 70 milyon,dünyamızda 6,5 milyar insanı birinci etkileyen birinci derece tehdit unsuru olmaya namzet sorunlar olarak göze çarpmaktadır.
Bu yoğunluk ve şiddette insanoğlunun gündemine giren bir konuda dini mubini islamın ve K.Kerim’in sükût etmesini düşünmek, konuya dair sebep-sonuç ilişkileri çerçevesinde emir ve tavsiyelerde bulunmamış olduğunu düşünmek aklen ve vahyen muhal görünmektedir. Çünkü bizler biliyor ve inanıyoruz ki, K.Kerim son kutsal kitap ve Hz. Peygamber as’da son peygamberdir. Son din olan İslam, K.Kerimin ifadesiyle “ …kemale ermiş…” ve Yüce Yaratıcı tarafından bizler için uygun görülmüştür. (1) Yine K.Kerim’in kendi ifadesine göre O’nda “….eksik olan hiçbir şey bırakılmamıştır….”(2) Yine bizler biliyor ve inanıyoruz ki, K.Kerim en temel özelliklerinden biri mesajlarının evrensel olmasıdır. K.Kerim tüm çağlara, tüm problemlere hitap etme iddiasındadır. K.Kerim’in i’caz –aciz bırakan- özelliği (İ’cazu’l- Kur’an)hakkında tefsir usulü ulemasınca yazılmış fazlasıyla eser vardır. K.Kerim hem lafzıyla ve hem manasıyla icazdır; cevamiu’l kelimdir. Diğer taraftan K.Kerim mufassal değil mücmel bir kitaptır. Bu ve benzeri özelliklerinin ışığında, K.Kerim’in, çevre konularıyla çok yakından ilgilendiğini söylemenin bir tespit değil, adeta zorunluluk olduğunu ifade edebiliriz. Çalışmamızın ilerleyen bölümlerinde konuya dair örnekler bulmamız mümkün olacaktır.
Konuyu, ÇEKÜD derneğimizin bilinçlendirme-ahlak ekseninde, sizlerin de desteğiyle giderek artan faaliyetlerine zemin oluşturan vizyon ve misyonunu(3) göz önünde bulundurarak somut bir örnekle açıklamaya çalışalım;
Kur’an’da ağaç kelimesin çeşitli şekillerde geçtiği görülmektedir. İlgili tüm ayetler ele alındığı zaman, doğrudan “ağaç dikiniz” diye bir emir yoktur. Bununla beraber, ağaç, bağ ve bahçelerden o kadar çok ve akıcı bir üslupla bahseder ki, her dikkatli Kur’an okuyucusunda bir ağaç, bağ ve bahçe bilincinin oluşmaması mümkün değildir. Zira, Allah bu âlemi yaratırken, onu ağaçlar, bağ ve bahçeler ile süslemiş ve insanın istifadesine sunmuştur. Bütüncül bir anlayış, kritik analitik yaklaşım tarzı ve değerli büyüğümüzün ifadesiyle “her türlü ön yargıdan uzak, temiz, duru, dingin bir kalp ile Kur'an-ı Kerim'i idrak edecek şekilde”( 4)okuyup konuya yaklaşan bir Müslüman, İslâmi Dünya Görüşü çerçevesinde ağaca, yeşile ve bahçelere özel bir önem vermesi gerektiği sonucuna ulaşır.Bunu ifade ederken bir parantez açıp, ağaç kelimesinin Kur’an’da 26 defa geçerken, bağ ve bahçe anlamındaki cennet kelimesinin ise yaklaşık 146 defa geçtiğini ekleyelim.(5)
K.Kerim’de çevre ve daha birçok konudaki emir, nehiy, tavsiye ve hükümleri kavrayabilmek için, kritik analitik prensipler ışığında düşünen, bilimsel bilgi ve veriler çerçevesinde sorgulayan, araştıran, sağduyulu ve samimi bakış açıları gerekir.Bu durumu bizzat K.Kerim’in kendisi emir ve tavsiye etmektedir.Nitekim Prof. Dr. Ethem Ruhi Fiğlalı’nın yaptığı araştırmaya göre K.Kerim’de; 275 yerde “düşünmüyor musunuz? akıl erdirmiyor musunuz ” diye sorulmakta,200 yerde “düşünme ve tefekkür” emredilmekte,12 yerde “dolaşarak araştırıp ibret alma” ve 670 yerde de ilim ve ilme teşvik buyrulmaktadır.(6)
Bu hususlar göz önüne alındığında çevre problemleri konusunda,Kur’an ve Hadis literatürüne yönelen ilk Müslüman araştırmacılardan olduğu bilinen Hindistan’lı Sünni alim Abdulhafız el-Masri’nin; “ Kur’an’da çevreyle ilgili meselelerde yol gösteren ve çevreye nasıl muamele edeceğimizi öğreten yaklaşık 500 ayet vardır..” yönündeki tespiti pek te şaşılacak bir durum değildir.(7)
Anlaşılan odur ki, çevre konuları ve problemleri insanoğlu açısından yeni olsa da naslar açısından aynı şeyi söylemenin imkânı yoktur. M. Akif Ersoy Merhum’un; Tamamen Kur’an’dan alıp ilhamı/Asrın idrakine söyletmeli İslam’ı… dizeleri bu noktada ne kadar da anlamlıdır.
II. ÇEVRE AHLAKI
Çevre sorunlarının ilk ortaya çıkışı II. Dünya savaşından sonraya rastlar. Ancak ilk çevreci hareketler 60’lı yıllarda başlamakla beraber, esas yoğunluk ve büyük gösteriler 70’li yıllarda ortaya çıktı. Ancak bütün bu çevreci hareketlerin ve protestoların niteliğine bakıldığında olayın ahlaki boyutundan çok, teknoloji ve aşırı sanayileşme sorunu olarak ele alındığı görülür. Bu nedenle alınacak bazı yasal ve teknolojik önlemlerin veya daha az teknolojilerin uygulanmasıyla sorunun çözüleceği sanılıyordu. Çevreci hareketlerin aynı dönemde siyasallaşmasının ve güçlenmelerinin de yine bununla ilgisi olduğunu söyleyebiliriz. Ancak 80’li yıllarda çevre sorunları olarak adlandırılan ve sadece doğal dengeyi değil, gerekli önlemler alınmadığı takdirde başta insanın bizzat kendi hayatı olmak üzere, tüm yaşamı tehdit ettiği ileri sürülen ekosistemdeki bazı sorunların daha derin boyutları üzerinde durulmaya başlandı. Yeni bir ahlak felsefesi geliştirmeye çalışan filozoflara göre “ çevre sorunlarının kaynağını çevreye yönelik davranışlarımızı yönlendiren, evrene, insana, insanın evrendeki yerine, yaşamın anlamına ilişkin temel felsefi inançlarımız“ oluşturuyordu. Böylece ilk defa insan-doğa iliş kileri, insanın doğaya karşı tutum ve davranışlarının ahlaki boyutu vurgulanmaya başlandı. İnsan-doğa ilişkilerinin boyutları anlaşılmadan, bu boyutun mevcut sorunların ortaya çıkmasındaki etkileri tartışılmadan ortaya atılacak çözümlerin pek tutarlı ve yararlı olamayacağı açıktır.(8)
K.Kerim’in dolayısıyla dini mubin-i islamın ele aldığı konuları müfessirler üç ana başlık altında toplamıştır;
• İnanç Konuları • İbadet Konuları •Ahlak Konuları
Çevre konularının bu üç ana konu içerisinden Ahlak Konuları altında ele alınması uygun görülmüş ve çağdaş din âlimleri konuyu bu cihetten ele almayı tercih etmişlerdir.
Çevre ve Ahlak meselelerinin bizlerin gündemine, Merhum Hocamız Prof Dr. Mahmut Esat COŞAN (ra)’in tavsiye ve yönlendirmeleriyle girdiği hepimizce malumdur. Çevre konusunun ÇEKÜD üye ve gönüllüleri açısından ahlak kavramıyla daha yakından ilişkilendirilmesi ise değerli büyüğümüzün yönlendirmeleriyle daha bir önem kazanmıştır. Hocamızın bundan bir yıl önce Yönetim Kurulu Başkanımız Sn. Süleyman YORULMAZ’ın kendilerine yazdığı bir elektronik postaya verdiği cevap, bu çalışmamıza da ilham kaynağı olmuştur. Hocamız, cevabi yazı ve yönlendirmesinde bizlerden, çevre bilincinin başlama noktası olan ahlak kavramının ön plana alınmasını, halkımızın çevre konusunda bilinçlendirilmesini, bilinçlendirmeyi kişisel ve toplumsal ahlaki gelişimi ön plana alarak yapmamız gerektiğini ifade etmişlerdir.
III. İSLAM’DA ÇEVREYE DAİR BAZI AHLAKİ PRENSİPLER
Bu başlık altında din-i mubin-i İslam’ın çevre konularına dair ahlaki prensiplerinden bazılarını ele almaya çalışacağız. Ele alacağımız başlıklar elbette, bu meyanda ki dini işaret ve verilerin tamamını kapsar nitelikte bir iddia taşımayacağı gibi, konuya ilişkin prensipleri kategorize etme gayret ve telaşından da uzak olacaktır.
III.1. Yaşadığımız Çevrenin Yegâne Sahibi Allah(cc)’tır:
İslam çevre ahlakının belki en temel yapı taşı olan bu ilkeye K.Kerim’de sıklıkta vurgu yapılmış “yeryüzü ve gökyüzüyle ikisinin arasındaki her şeyin Allah (cc)’a ait olduğu ısrarla ve sıklıkla vurgulanmıştır.(9)Çevre aynı zamanda Allah’ın eseridir, ayetleridir. Onu korumak, Allah’ın bir âyeti olarak, onun değerini muhafaza etmektir. Çevrenin insanlığa olan faydalarının onu korumak için yegâne sebep olduğunu sanmak çevreyi yanlış kullanmaya veya tahribe götürebilir.
Hz. Muhammed (s.a.v), evren ve onun içindeki mahlûkatın –hayvanlar, bitkiler, su ve toprak- insanoğlu için yaratılmadığını beyan buyurmuştur. İnsanın kaynakları kullanmasına izin verilmiştir, fakat onlar bu kaynakların sahibi değildirler.
III.2. Yaşadığımız Çevre Bizlere Emanettir:
Bakara Suresi’nin 29. Ayet-i Kerimesinde Cenab-ı Hakk öncelikle “O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yaratı…” buyururken, hemen ardından gelen 30.Ayet-i Kerime’de ise insanoğluna halifelik misyonu yüklemektedir. İnsanoğlu halife olarak seçilmiştir ve bu, onun üzerine Allah’ın dünya üzerindeki mahlûkatıyla ilgilenme sorumluluğunu yüklemektedir. Allah’a karşı sorumluluğu içeren bu görev ve imtiyaz tek tek her bireye verilir.
Hz. Muhammed (s.a.v),de dünyayı insana itaatkâr görmüş ancak onun da üzerindeki ağaçlar ve üzerindeki yabani hayat gibi kendi hakları olduğunu ve aşırı kullanılmaması veya suiistimal edilmemesi gerektiğini kabul etmiştir. Çevreyi hoyratça, sınırsızca kullanım hakkımız yoktur.Bizler çevrenin,belli ölçülerde kullanım hakkına sahip kiracıları durumundayız.
III.3. Tüm Yönleriyle Temizlik Kuralları Esastır:
Temizlik bütün tarih boyunca Müslümanların en çarpıcı özelliği olmuştur. Müslüman ülkeleri ziyaret eden ilk Avrupalı seyyahların en çok dikkatini çeken konulardan birisi, Müslümanların temizliğe verdikleri aşırı önem olmuştur. Bunun nedeni ise İslâm’ın iki temel kaynağı olan Kur’an ve Sünnet’in temizliğe çok önem vermesi ve temizliği İslâm’ın temel prensiplerinden saymasındandır. Konuyla ilgili olarak Hz. Peygamber’in bir hadis-i şerifi şöyledir: “Temizlik imanın yarısıdır.”(10) İslâm’ın daha ilk günlerinde Hz. Peygamber’in Allah’tan aldığı ilk ayetlerde şöyle buyrulmaktadır: Ey bürünüp sarınan (Resülüm)! Kalk ve insanları uyar. Sadece Rabbini büyük tanı. Elbiselerini tertemiz tut. Kötü şeyleri terk et.(11) Bu ayetlerde açıkça ifade edildiği gibi Allah, Peygamberlik sıfatını kazanmış ve ilahi vahye erişmiş Hz. Peygamber’den öncelikle elbisesini temizlemesini istiyor. Dikkat edilirse ‘elbiseni temiz tut’ emri, Hz. Peygamber’in temizliğe devam etmesini veya bunu devamlı bir alışkanlık haline getirmesini istediği gibi, biz Müslümanlar için temizliğin ne kadar önemli olduğunu da vurgulamaktadır. Hz. Peygamber’in yukarıda zikrettiğimiz “Temizlik imanın yarısıdır” hadis-i şerifi bu temel espiri içinde değerlendirilmelidir. Bu anlayışın İslam kültüründeki en açık ve kalıcı örneğini Hz. Peygamber’in hadislerini bir araya getiren ve İslam kültürününü en muteber kaynaklarınıın başında gelen Kütub-u Sitte’de görmek mümkündür. Bu kitaplara baktığımız zaman ‘temizlik’ ile ilgili bölümlerin bu kitapların ilk bölümlerini teşkil ettiği görülür. Bu, bir dinin ve medeniyetin temizliğe verdiği önemin en bariz dellillerinden birisidir.
Söz konusu Kütub- Sitte’nin ilk bölümlerine baktığımızda Ebu Davud ,Tirmizi, Nesai ve İbn Mace’de taharet bahsinin ilk bölüme alındığını görüyoruz. . Konu,Buhari’de dört, Müslim’de ise ikinci sıradan ele alınmıştır. İmam Malik’in Muvatta’sında da taharet konusu ikinci bab olarak ele alınmıştır.
Ayrıca Hz. Peygamber’in İslâmiyeti insanlara ders verme ve ilahi mesajı tebliğle geçen 23 yıllık risalet döneminde de temizlikle ilgili çeşitli ayetler nazil olmuş ve temizlik Allah sevgisinin bir ölçüsü olarak kabul edilmiştir.(12)
2.III.3.1.Evrenin Temizliği:
Temizliğin diğer boyutu da Cenab-ı Hakk’ın Esmaü’l-Hüsna’sından birisi olan Kuddus isminde ortaya çıkar. İmam Gazali Kuddus ismini şöyle ifade ediyor: “Allah, duyguların algıladığı her vasıftan münezzehtir. Ayıp ve kusurdan tenzihi dahi ona nisbet etmek edebe aykırı sayılır. Allah kulların kemal zannettiği vasıflardan da münezzehtir.” (13)
Bununla beraber, Kuddus ismiyle tabiattaki temizlik ve dönüşüm (recycling) arasında ilgi kurarak, İslâm’daki temizlik anlayışını farklı bir şekilde temellendiren görüşlere de rastlanmaktadır. Günümüz İslâm âlimlerinden Bediüzzaman Said Nursi, Kuddus isminin yorumunda kâinattaki temizliğe dikkat çekmekte ve yeryüzünün, bulutların, yağmurun, sineğin, kargaların, kurtların, solucanların, karıncaların, böceklerin, insan vücudundaki al ve akyuvarların hepsinin Kuddus isminin cilvesine mazhar olarak hareket ettiklerini ve temizlik görevlerini yerine getirdiklerini anlatmaktadır. Onun sadeleştirilmiş şu ifadelerinde bunu görmek mümkündür: Bu kâinat ve yeryüzü, daima işleyen bir büyük fabrika ve her vakit dolar boşalır bir han, bir misafirhanedir. Hâlbuki böyle işlek fabrikalar, hanlar ve misafirhaneler; pislik, atıklar, enkazlar ve süprüntülerle çok kirleniyorlar, bulaşık oluyorlar ve pis kokulu maddeler her tarafda birikiyorlar. Eğer pek çok dikkatle bakılmazsa ve tanzif edilmezse ve süpürülüp temizlenmezse, içinde durulmaz; insan onda boğulur. Halbuki, bu Kainat fabrikası ve dünya misafirhanesi o derece pak, temiz ve naziftir ve o kadar kirsiz, bulaşıksız ve pis kokudan uzaktır ki, bir lüzumsuz şey, bir menfaatsiz madde ve tesadüfi bir kir bulunmaz, zahiri bulunsa da, çabucak bir istihale (temizleme) makinesine atılır ve temizlenir. Demek ki bu fabrikaya bakan Zat, çok iyi bakıyor. Ve bu fabrikanın öyle tanzifçi bir sahibi var ki, o koca fabrikayı ve o büyük sarayı küçük bir oda gibi süpürtür, temizler, tanzim ve tanzif eder. İşte bu sebeble bu büyük fabrikanın büyüklüğü nisbetinde müzehrefatı ve enkazından kalma kirli maddeleri, süprüntüleri bulunmuyor. Belki büyüklüğü nisbetinde, temizliğine ve nezafetine dikkat ediliyor. Bir insan, bir ayda yıkanmazsa o küçük odasını süpürmezse çok kirlenir, pislenir. Demek bu saray-ı âlemdeki paklık, safilik, nuranilik, temizlik; mütemadiyen hikmetli bir tanziften, bir dikkatli tathirden ileri geliyor. Ve eğer o daimi tathir, temizleme ve süpürmek ve dikkat ile bakmak olmasaydı, bir senede bütün hayvanların yüzbinlerce türü arzın yüzünde boğulacaklardı.(14)
II.3.2.Çevrenin Temizliği:
Hz. Peygamber de, İslâm’da çok önemli bir yeri olduğunu gördüğümüz temizlikle ilgili olarak bizlere bizzat örnek teşkil etmektedir. Bütün hayatında temizliğin her türlüsüne çok dikkat ettiği görülmektedir. Sonuç olarak, O (SAV), Kur’an ahlakının canlı bir misali ve tipik bir sembolü olduğundan, Kur’an’ın temizlik anlayışının da en canlı misaliydi. Bundan hareketle Müslümanlar arasında beden, elbise, mekân ve gıda temizliğine çok önem verilmiştir. Zira bu prensiplere riayet etmeyenlerin ibadetlerinin boşa gideceği bizzat Hz.Peygamber tarafından belirtilmiştir. Ayrıca temizlik, Allah sevgisinin ölçüsü olduğu gibi, ibadetlerin de şartıdır. Böylece İslâm dinin kişinin hem maddi ve hem de manevi temizliğini hedeflediği görülmektedir. Bu nedenle, bir Müslüman’ın temizliği ihmal etmesini anlamak mümkün değildir. Kur’an, İslâm’ın bu anlayışını yaşayışlarıyla gösteren, maddi-manevi temizliğe önem veren Kuba Müslümanlarını şöyle övmüştür: “ Orada (günahlardan ve pisliklerden) temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da çok temizlenenleri sever.”(15)
Hz. Peygamber’in temizlikle ilgili diğer tavsiyelerini ve bize ışık tutan davranışlarını şöyle özetlemek mümkündür: “Kim Müslümanların gelip geçtiği yerden onları rahatsız eden bir şeyi kaldırıp atarsa Allah ona sevap yazar. Allah kime sevap yazarsa o sayede onu cennete koyar.”(16) “Avlularınızı ve meydanlarınızı temiz tutun.”(17) Hz. Peygamber “Laneti gerektiren iki hareketten sakının.” buyurmuşlardır. “O iki şey nedir.” diye sorulduğunda ise: “İnsanların gelip geçtiği yollara ve gölgelendikleri yerlere abdest bozmaktır.” diye cevap vermişlerdir.(18) Yine Hz. Peygamber, halkın kullandığı genel yerlere çöp döktürmemiştir. Cuma namazından sonra tırnaklarını kesince Enes (ra)’den içine tırnaklarını gömmek için bir parça çamur istemiş, çamur parçasını yola atmayıp bir duvar kovuğuna koymasını emretmiştir. Yine bu konuyla ilgili olarak şöyle buyurmuşlardır: “ Allah pak ve temizdir, paklık ve temizliği sever; kerim ve cömerttir, kerem ve cömertliği sever. Öyle ise, avlularınızı ve boş sahalarınızı temiz tutun. Yahudilere de benzemeyin. Onlar çöplerini evlerde toplarlar.”(19) Müslümanların temizliğe verdiği bu önem batılı araştırıcıların dikkatinden kaçmamıştır.
II.3.3.Havanın Temizliği:
Allah’ın yaratığı bu harika dengeye baktığımız zaman şunu görüyoruz: İnsanlar ve hayvanlar oksijen teneffüs edip, dışarıya karbondioksit vererek ta ilk günlerden bu yana tabiatı kirletmektedirler. Bu süreç aynen devam etseydi, yaşamın bir noktadan sonra tükenmesi ve devam etmemesi gerekirdi. Ancak, ilahi hikmet ve kudret bunun önlemini en güzel şekilde alarak dengeyi sağlamıştır.
Örneğin Kur’an-ı Kerim, rüzgârların, yer ile gök arasında ilahi emre hazır bekleyen bulutların evrilip çevrilmesinde, bir taraftan diğer bir tarafa esmesi ve bir halden diğer bir hale değiştirilip döndürülmesinde düşünen bir topluluk için Allah’ın varlığına ve birliğine deliller olduğuna işaret etmekle, gezegenimiz olan dünyada sağlıklı yaşamamızı sağlayan etkenlerden birinin de rüzgâr olduğunu açıkça bildirilmektedir.(20) Bunun gibi konuya dikkatimizi çeken daha birçok ayetler vardır. Ayrıca bazı ayetlerde hava, gaz ve zehirli dumanlar ile rüzgâra dikkatimiz çekilmiş ve bunlardan ibret ve dersler çıkarmamız istenmiştir.(21) Ayrıca rüzgâr ve rüzgarın getirdiği bulutlardan gönderilen yağmurun çeşitli hikmetlerine İslâm âlimleri eserlerinde temas etmişlerdir.
II.3.4.Suların Temizliği ve Korunması:
Hz. Muhammed (s.a.v) için suyu tasarruflu kullanma ve temizliğini koruma iki önemli konuydu: Suyun sürdürülebilir kullanımına ilişkin olarak su kaynaklarının etrafındaki haram bölgelerin oluşturulmasına teşvik etmiştir.
Hadislerde akarsuların, denizlerin kirletilmemesi ve temiz tutulması konusunda da pek çok uyarılar vardır: Su yollarına, meyveli ağaç altlarına, gelip geçilen yollara ve insanların gölgelendikleri yerlere abdest bozulmaması, hayvan ağıllarının kuyulardan belli bir mesafede uzak tutulması istenmektedir. Hatta bu tür yerlere abdest bozmanın haram olduğu ifade edilmektedir. Mescitlerin temiz tutulması, su kaynaklarına, nehir kenarlarına ve durgun sulara tuvalet ihtiyacının giderilmemesi konusunda ciddi ikazlar vardır. "Sizden biriniz durgun suya bevletmesin, sonra ondan abdest alabilir." (Buhârî, "Vudû" B.68; Müslim, "Tahâret" H.No: 95-96) hadisi buna örnektir.
İnsanlık suyun önemini bugün her zaman olduğundan daha çok anlamış bulunmaktadır. Ancak, belirttiğimiz gibi, okyanusları, denizleri, nehirleri kirletip, içindeki ekolojik dengeleri yok ettikten sonra. Şimdi bütün yaptığımız, zararın neresinden dönülürse kârdır esprisi çerçevesinde bu sorunları aşmak. Ancak bunu yaparken de konuyu dini ve ilahi boyuta oturtup, insanlara tüm tutum ve davranışlarında daha duyarlı olmada sorumluluklarını hatırlatmak gerekmektedir.
Mutluluk ve refahımızın kaynağı olan suyu hayatımız ve canımız gibi aziz bilip öylece kullanma durumundayız. Aksi halde yakın gelecekte dünyada birçok ülkenin şimdilerde yaşamaya başladığı gibi ülkemiz de can damarımız olan su sıkıntısı ile karşı karşıya gelecektir. Nitekim uzmanlar, gelecek otuz yıl içinde tehdit edici bir su darlığının olacağından ve dünyanın her yöresinde yer atlı sularının düzeyinin düşeceğinden söz etmektedirler. Buna sebep olarak ta insanın doğanın dengesini bozmasını, buna karşı su tüketiminin durmadan artmasını ve israfın had sahaya varmış olmasını örnek olarak gösteriyorlar.Allah’ın kullarına bahşettiği nimetlerin başında gelen suyun israfına sebep olan her türlü davranıştan kaçınmak her Müslüman’ın en önemli görevlerinden birisidir.
Zira Cenab-ı Hak, yukarıda zikredilen ayet-i kerimede “canlı olan her şeyi sudan yarattık, meydana çıkardık” derken, çok ilginç ve anlamlı bir şekilde suyun hayat için, yaşama için temel şart olduğunu belirtmiştir.
Bununla ilgili olarak Kur’an’da başka ayetlerde bulunmaktadır.(22)Hz. Peygamber (SAV) de suya çok önem vermiş, abdest alırken bile gerekenden fazla su kullanılmasını mekruh sayarak yasaklamıştır. Böylece, abdest gibi Allah’ın dergâhına ve huzuruna çıkmak gibi bir işte bile fazla su kullanmaktan insanları men etmiştir. Konuyla ilgili olarak nakledilen bir hadis şöyledir: “Sa’d abdest alırken Hz. Peygamber(SAV) çıka geldi. Onun çok su kullanarak abdest aldığını görünce: ‘Bu israf da ne?’ diye müdahale etti. Sa’d’ın: ‘Abdestte israf olur mu?’ diye sorması üzerine Resulullah (SAV) şu açıklamayı yaptı: “Evet, akmakta olan bir nehir kenarında olsanız da.”(23)
Bu hadis-i şerifi yorumlayan Hadis âlimleri, konunun sadece abdest almada daha az su kullanmayla ilgili olmadığını, İslâmın çok temel bir ilkesiyle ilgili olduğunu vurgulamışlardır. Bu çerçevede şu noktaları özellikle vurgulamışlardır: Hz. Peygamber ciddi ve önemli bir yasağı beyan etmektedir.Yasak, kazanılması için emek ve zahmet gerektirmeyen, para harcanmayan yani sırf bedava olan bir nesne söz konusu edilerek ifade edilmiştir: Nehirde akan su. Ayrıca israf edilen su, tabiata hiçbir eksiklik getirmiyor, kirlenme ilave etmiyor, ekolojik dengeyi bozmadığı gibi, canlılara da zarar vermiyor. Ayrıca söz konusu olan iş, yani abdest sıradan bir iş de değil. Namaz için gerekli ve şarttır. Açıklanan tüm bu şartlara rağmen, abdest sırasında nehir suyunun fazla kullanılması kesin bir mekruh, Nebevi bir yasak olursa; bu şartlara uymayan bir işteki israf ve savurganlık ne derece bir yasak olur? Yani işlenen bir israf; elde edilmesi zahmet, masraf veya en azından zaman kaybı gerektiren bir eşyada olsa, tabiatta ve ekolojik dengede eksilme, kirlenme ve bozulmaya sebep olsa ve ekolojik dengeyi bozsa, canlılara zarar verse, gelecek nesillerin sağlıklı bir çevrede yaşama haklarına tecavüz etse, manasız, keyfi ve sadece zevk için yapılsa, esas maksada ters düşse, o zaman durum ne olur? Bunu yiyecek, giyecek ve diğer tüketim maddelerinde yapılan israf ve savurganlıkla karşılaştırabilir ve gerekli dersleri çıkarabiliriz.
II.4. Ağaç ve Orman Sevgisi:
Çevre korumanın ve çevreciliğin en önemli konularından birisi de hiç şüphesiz ormanların, ağaçların ve her türlü canlı türünün korunmasıdır. Bunda ormanların özel bir yeri bulunmaktadır. Bunun nedeni de, ormanların dünyadaki eko sistemin düzenli bir şekilde sürebilmesindeki önemli rolünden ileri gelmektedir. Ormansız bir dünya, kaybedilmiş bir dünyadır.
Bu konunun önemi İslâm’ın daha ilk günlerinde anlaşılmış ve büyük önem verilmiştir. Gerek Kur’an ve gerekse Hz. Peygamber’in hadis-i şeriflerinde ve uygulamalarında konuya büyük önem verildiğini görmekteyiz. Bu, sadece çevre ve ormanın korunması değil, belki bir bütün olarak bütün âlemin Allah’ın mahlûku olması dolayısıyla korunması gerektiğiyle ilgilidir. Bu açıdan bakınca, tabiattaki her şey çok önemli olmaktadır. Küçük-büyük, önemli-önemsiz farkı ortadan kalkmakta, insanın keyfi ve rasgele davranışları da böylece sınırlanmaktadır.
Hz. Muhammed (s.a.v), arazileri, ormanları ve yabani hayatı korumak için kaynakları dokunulmadan bırakılan hima (himaye kelimesinin kökü çev.) ve haram olarak bilinen dokunulmaz bölgeler oluşturmuştur. Her ikisi de bugün hâlâ kullanılmaktadır: haram bölgeler aşırı kullanımlarından dolayı yer altı suyu seviyesinin düşmesini engellemek için, kuyular ve su kaynaklarının çevresinde uygulanmaktadır. Hima özellikle yabani yaşam ve ormanlık bölgelere uygulanır ve genellikle otlatma ve ağaç kesiminin kısıtlandığı veya belirli hayvan türlerinin korunduğu arazi bölgelerini gösterir.
Hz. Peygamber, Medine yakınlarındaki "Zureybu't-Tâvil" ismiyle bilinen alanın ormanlaştırılması için çaba göstermiş ve bu konuda şöyle buyurmuştur: "Kim buradan bir ağaç keserse onun karşılığı olarak bir ağaç diksin.” buyurarak en azından kesilen ağacın yerine yenisini dikme şartını getirmiştir. Böylece burası zaman içerisinde orman haline gelmiştir. Hz. Peygamber, Medine'nin merkezinden itibaren her tarafa doğru 12 mil mesafelik bir sahayı "haram" ilân ederek ağaçlarının kesilmesini, yapraklarının ve otlarının koparılmasını, hayvanlarının öldürülmesini yasaklamıştır.
Çevrenin yeşillendirilmesi ve ağaçlandırılmasını teşvik eden pek çok hadis Hz. Peygamber'in çevrecilik anlayışını büyük ölçüde yansıtmaktadır.
"Bir müslüman, bir ağaç diker veya ekin eker de ondan bir kuş, insan veya herhangi bir hayvan yerse, bu onun için sadaka sayılır. " (Buhârî, "el-Hars ve'l-müzâra", Müslim, "Müsâkaât", H.No: 12)
"Kıyamet koparken elinde hurma fidanı bulunanız, -onu dikmeye gücü yetiyorsa-hemen dikiversin."(Buhârî, Edebü'l-müfred, (thk., Halid Abdurrahman), s. 138, Dâru'l-Ma'rife, Beyrut, 1966). Burada esas olan, ağaç dikmenin önemini kavratmak ve buna alıştırmaktır.
"Kim ağaç dikiminde bulunursa, onun için ağaçtan hâsıl olan ürün miktarınca Allah sevap yazar. " (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 415).
"Kim bir ağaç diker ve meyve verinceye kadar muhafaza ve büyümesi için ilgisini devam ettirirse, meyvesinden elde edilen her istifade bir sadakadır ve dikenin hesabına yazılır. " (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 61, 374).
"Kim bir ağaç diker ve de bu ağaç olgunluğa ererse, Allah bu ağaç sebebiyle, diken kimse için cennette bir ağaç diker. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 61).
II.5.Hayvanlara Karşı İyi Muamele:
Hz. Peygamber, hayvanlara kaba kuvvet uygulanmasını yasaklamış, hayvanların hedef yapılarak atış yapılmasını, dövüşmeleri için kızıştırılmalarını, zevk için avcılık yapılmasını, avcılıkta hayvana eziyet verdiği için sapanın kullanılmasını men etmiştir. Hadislerde hayvanlara karşı yapılan kötü muameleden dolayı insanın hesap vereceği ifade edilir.
Hz. Peygamber "Haksız olarak bir serçeyi öldürenden Cenâb-ı Hak kıyamet gününde hesap soracaktır." (Müslim, "Sayd" H.No: 57) buyurarak canlılara eziyet edilmemesini ve işkence yapılmamasını istemektedir. Hayvanlara dağlama yapmayı, lanet etmeyi yasaklamış, kuş yuvalarının bozulmasını ve yavrularının alınmasını men etmiş, evcil hayvanların beden ve ağıllarının temizliği ve onların yavrularına hassas davranılmasını istemiştir. Hz. Peygamber, her can taşıyan hayvana yapılan iyiliğin sevabı olduğunu belirtmiştir
II.6.Çevre Tüm Varlıkların Ortak Yaşam Alanıdır:
Asr- Saadet Dönemi müslümanlarının hayatlarını incelediğimizde, doğanın bütün unsurlarını bütün yaratıkların ortak malı olarak kabul ettiklerini görürüz. Tabii kaynakları kullanma hakkımız, sadece yararlanma hakkı anlamındadır, ki yararlanma hakkı, bir başkasının bizde emanet olan malını, ona zarar vermeden, tahrip etmeden kullanma hakkı demektir. Benzer şekilde Hz.Peygamber (sav) inananları doğal kaynakları paylaşmaya teşvik etmiştir. O, “Müslümanlar üç şeyi –su, yeşillik ve ateş” paylaşırlar” buyurmuş ve susayan insanlardan suyun esirgenmesini günah saymıştır.
İslam hukukuna göre toprak, su,hava,ateş,orman,güneş ışığı vb. gibi doğal unsurlar herkesin,tüm mahlukatın ortak malıdır.İslam fıkhının kuralları ve şer’i ilkeler bu meselede oldukça açık ve anlaşılırdır.
II.7.Kirliliğin ve Tahribatın Bedelini Ödemeye Razı Olma:
Bundan birkaç yüzyıl öncesine kadar, yeryüzündeki mekânın sonsuz olduğuna ve kaynakların da sınırsız olduğuna inanılıyordu. Bu yanlış kanaat insanları, yeryüzündeki imkânları kendi ihtiyaçları için istedikleri gibi kullanıp heba edebilecekleri düşüncesine sevketmiş olmalı. Yeryüzündeki kaynakların sınırlı olduğunu bilmemize rağmen, maalesef hala aynı şekilde davranmaya devam etmekteyiz.
Çevre sorunlarımızın temel sebeplerinden birisi, edinmeye başladığımız yeni bilgilerin ışığında bazı acı gerçekleri kabule yanaşmayışımızdır. Ekolojik problemlerden sorumlu olan ve onları çözmesi gereken biz, yani insan türüdür. Dünyevi dehaya sahip olan uzmanlar bize olgu ve rakamlarda yardımcı olabilir, ama kalp ve zihinlerimizde, ancak iman bir devrim değişim meydana getirebilir. En önemli faktör, nazari ve pratik hayatımızda bütüncül bir değişim olmasıdır. Günümüzde yaşadığımız bir-çok çevre probleminin sebebiyle ilgili olarak şu ayet-i kerime ne kadar da açıklayıcıdır değil mi?“İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır.
Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.”(24) O halde ekolojik ortamda beliren problemlerin tamamına yakınının bizim elimizle ortaya çıktığını kabul edip bu kirlilik ve tahribatın bedelini ödemeye razı olmalıyız. Cenabı-ı Hakk Nuh suresinin 61.ayetinde “Sizi yeryüzünde yaratıp, orayı imar etmenizi dileyen Allah’tır.” buyurmaktadır. Ayette geçen “isti’mar” kelimesine tefsirciler tarafından iki anlam yüklenmiştir. Bunlardan birincisi, “Allah sizi, yeryüzünü imar ediciler yaptı”, ikincisi de, “Allah sizi yeryüzünü imarla vazifeli kıldı” şeklindedir.
Birinci tefsir şekli tekvînî emri ifade eder, ikincisi ise teklîfî emri. İslâm uleması yukarıda zikrettiğimiz ayete dayanarak, meskenlerin yapılması, su kanallarının açılması, ağaçlandırma çalışmaları gibi imar işlerinin topluma farz olduğunu söylemişlerdir. (İbn Kesir, Tefsir, 2/450; İbn’l-Cevzi, Zadü’l-Mesir, Beyrut 1984, 4/133; Ebu Hayyan, el-Bahru’l-Muhit, Beyrut 1992, 6/175.)
III.8.İsraf ve Savurganlık Yerine Tasarrufu Esas Alma:
Yukarıda belirtildiği gibi çevremizde, yerin altında ve yerin üstünde gördüğümüz-kullandığımız kaynaklar sınırsız değildir. Hz.Peygamber (as)’in nehirde akan suda abdest alırken dahi tasarrufu esas alan talimatlarından hareketle, tüm kaynakların kullanımı sırasında tasarrufun elden bırakılmaması zarureti ortadadır.
Sınırlı ve çok kere yenilenemez olan çevreyle ilgili kaynaklarını, başkalarını ve gelecek nesilleri düşünmeden sırf zevk ve gösteriş gibi nefsanî duyguları tatmin için kullanmak çevre probleminin başta gelen amillerindendir. İsraf ekonomisinin ortaya koyduğu bu tüketim hırsı, korkunç bir yangın gibi her şeyi yiyip bitirmekte, geriye dağlar gibi atık ve enkaz bırakmaktadır. Daha fazla kar için daha fazla üretim, daha fazla tüketim anlayışı; bir taraftan sınırlı hammadde kaynaklarını eritirken, diğer taraftan, bunların işlenmesi, ham ve mamul olarak taşınması için de büyük çapta enerji tüketilmektedir.
REFERANSLAR
1)Maide:3
2)En’am:38
3)M. Nureddin COŞAN: 31.10.2001 tarihli Beraat Kandili Tebriği Konuşmasından.İnternet adresi için bakınız: http://www.iskenderpasa.com/632DA4F0-669A-4238-AE1D-27D5D7F05BA0.aspx
4) ÇEKÜD vizyon ve misyon için; http://www.cekud.org.tr/a_k_t_g/1-1-1
5) Kur’an’da bazı ağaçlarınsa ismen zikredildiği görülmektedir. Bunların da daha çok günlük hayatımızda çokça kullandığımız ve hayatımızın bir parçası olan ağaçlar olması gerçekten şayan-ı dikkattir. Bu çerçevede, hurma kelimesi 13, hurmalık 7, üzüm 11, zeytin 7, nar 3, sidre (Arabistan kirazı) kelimesi ise 4 yerde geçmektedir.Konuya dair bazı ayetler : Bakara: 266--Şu’ara:132-134-- Vak’a: 27-33-- R’ad :35-- Nebe:14-16-- Abese:25-32-- Nahl:11 Bknz.: Prof.Dr.İbrahim Özdemir,Çevre ve Din,Sh;157-159
6) İslam ve Ekoloji ;Sayfa 14
7)Prof.Dr.E.Ruhi.FİĞLALI,Çağımızda İtikadi İslam Mezhepleri,sh:21
8) Hasan Ünder. “Çevre Ahlakı Anlayışları ve Çevre Eğitiminde Perspektifler.’’ (II. Çevre Şurasına sunulan bildiri. 28 Şubat-3 Mart 1994, İstanbul), s.1
9) Bazı ayetler için bknz :Mü’minun :84-87 / A’raf : 128 / Hac : 64
10)Müslim,Taharet:1.
11)Müdessir:1-5
12)Bakara:222;Tevbe:108
13)Gazali, el-Maksadu’l-Esna fi şerhi’l Esmai’llahi’lHüsna,s.117
14) Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, 30. Lem’a, 1.Nükte, s. 298-9
15)Tevbe:108.
16)Buhari,TecridiSarih,HadisNo:223
17) Acluni, Keşfü’l-Hafa, 1/224.1
8)Muslim,I, 93
19) Tirmizi, Edep, no: 2779, 41. C.5, s.111-112; İbn Kayyim, et-Tıbbu’n Nebevi,s.216
20) Bkz. Fussilet:16; Kamer: 19; Hakka:6.
21)Duhan:10-11;Rahman:35;Rum:46-48;Furkan:48;A’raf:57.
22)Nur:45;Furkan:54.
23) Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 22; İbn Mace, Taharet: 48, no: 425,I.147.
24) Rum:41
ÇEKÜD / 29 NİSAN 2010







