Yüksek Mimar Mehpare Evrenol, " Hayata dair her şeyin hızla küreselleştiği günümüz dünyasında geleneksel mimari kültürlerin büyük bir erozyon içinde olduğunu, bundan payını fazlasıyla alan Türkiye'nin yerel mimari estetiği ve inceliklerinin modern yapılaşmayla birlikte dışlandığını, buna bağlı olarak inşa edilen yeni konutların yaşam tarzını değiştirecek boyutlara ulaşarak dünyayı ve Türkiye'yi tek tipleştirdiğini düşünüyorum" diyor.
Evrenol, “Mimari sosyal bir disiplindir. Dolayısıyla mimari üretimdeki değişiklikleri tespit etmek için sosyal değişimleri analiz etmek gerekir. Değişen yaşam koşulları ve gelişen teknolojinin yanında dünyadaki nüfus patlamasıyla, tüm ülkelerde ve özellikle bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde ayak sesleri güçlü duyulan hızlı kentleşme insanları doğadan kopardı. Sadece 30-40 yıl içinde ülkedeki kentli nüfusu yüzde 30’lardan yüzde 70’lere fırladı. Bu da doğasından kopan şehirlerdeki beton yığınlarına sıkışan insan toplulukları anlamına geliyor. Kentlerdeki arazilerin maliyetleri nedeniyle insanları 2 katlı, bir dönüm bahçe içindeki konutlarda oturtamadığımız, insanları beton bloklarda üst üste koyduğumuz için doğadan kopuş çaresiz bir şekilde geliyor. Projelerimizde bunun önüne geçecek bazı önlemler düşünüyoruz. Bunlar elbette belli bir ölçüde başarılabilecek önlemler.
Binaları yükselterek zeminde yeşile, suya, ağaca yer ayırmak başlıca önlemimiz ve projeyi ele alış biçimimiz oluyor. İnsanların balkonlarında bitkilere dokunabilecekleri, toprakta bir takım bitkileri yeşertebilecekleri “bahçe balkonları” da bunun bir parçası. Endüstrileşmeye bağlı olarak gelişen nüfus artışının ve kente göçün getirdiği sorunlar doğa ve mimarlık arasında ciddi bir kopukluğa yol açtı. Geleneklerin tahrip edilmesi sonucunda insanların yüzyıllardır biriktirdiği kültürel değerlerin yok olduğunu, şehirlerin bunları taşıyamadığını ve mimari eğitimle de mimari örgün çalışmalarla da bunun kapatılamadığını görüyorum. Türkiye’de de Uzakdoğu’da da nüfusu artmakta olan bölgelerde en çok bu duruma rastlıyoruz.
Geleneğin korunması, geleneğin mimariye entegre edilmesi hayata geçirilemiyor. Bunun yerine bütün dünyada aynı dili konuşan, aynı ekonomik şartların cevabı olan mimarilerin yükseldiğini ve ülkeleri işgal ettiğini düşünüyorum. Diğer bir konu da mimaride sanat eğitimin eksikliğidir. Sanat tarihi, sanata bakış gibi çok önem verilmesi gereken konular giderek eksiliyor ve bu da mimariyi ve ortaya çıkan ürünlerin kalitesini düşürüyor.”
Türkiye’nin gelişimi Uzak Doğu'ya benziyor
“Türkiye’nin son zamanlardaki gelişimi Uzak Doğu’ya daha çok benziyor. Avrupa ile kıyaslamamamız lazım. Çünkü onların tamamen başka dinamikleri var. Avrupa küçük şehirlerde yaşayan, şehirli nüfusu çok olan, geleneklerini, mimarilerini koruyan bir tutama sahip. Bizim geçmişimiz ve mimariye bakışımız daha farklıdır. Biz göçebe toplumun evlatlarıyız. Yeni yeni yerleşik düzene geçiyoruz. Nüfusun patlaması ve şehirlerin yığılmasının bedellerini ödüyoruz hep birlikte. Hayata dair her şeyin hızla küreselleştiği günümüz dünyasında geleneksel mimari kültürlerin büyük bir erozyon içinde olduğunu, bundan payını fazlasıyla alan Türkiye'nin yerel mimari estetiği ve inceliklerinin modern yapılaşmayla birlikte dışlandığını, buna bağlı olarak inşa edilen yeni konutların yaşam tarzını değiştirecek boyutlara ulaşarak dünyayı ve Türkiye'yi tek tipleştirdiğini düşünüyorum. Tek tipleştirmeden çıkış yolu adına yatırımcılar bina cephelerinde ikonik cephe yarışına girdiler. Sizin markalı konut dediğiniz esasında birbirine çok benzeyen tek tip yaşam alanlarıdır. İşte bunu kamufle etmek için ikonik cephe yarışı başladı ki bu çarpık bir anlayış.” değerlendirmesinde bulundu.
Dünya






