İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

Varoluş Sebemiz Belgeseli 3

Varoluş Sebemiz Belgeseli 3
Belgeseller

Varoluş Sebemiz Belgeseli 3

09.07.2025
8 dk 41 sn

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla

Varoluşu Kavrayış

“Bir şeyi dilediği zaman, O’nun buyruğu sadece “ol” demektir. O da hemen oluverir.” (Yâsîn, 82)

Varoluşu idrak etmenin yolu yokoluşu anlamlandırmaktan geçer. Kavramların zıtlarıyla bilinebildiği bu dünyada, varoluşa düşen zıtlık yok oluş gerçeğidir. En sadesinden “Bugün varız yarın yokuz” diye başlar bu silsile. Eşya yok, mekan yok, insan yok, dünya yok… Yok da yok… O zaman varlar ne kadar da cılızlaşır. Yoklar silsilesinde gelip geçenleri, varolup kaybolanları takip ettikçe geçicilikle de yüzleşmiş oluruz. Bu yüzleşme şeylerin yani yaratılmış olanların geçici olduğunu idrak ettirir. Artık sahiplendiklerimiz bize eski haşmetiyle bakmaz olur.

Öte yandan var olanın kıymetini hisseder mevcuta daha bir kıymet veririz. Bu yüzleşme bir bilinç halidir. Zaten varoluş gerçeğimiz de bir nevi bir uyanma hali değil midir? Yoklar ve varlar dünyasında baki kalacak olana uyanma hali…

Süleyman Çelebi bu uyanışla “Cümle alem yok iken O var idi” demiş,  Yunus Emre bu kavrayış ile “Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim, aşkın ile avunurum, bana seni gerek seni” deyivermiştir.

“Hareket ediyorum, düşünüyorum, birliği seviyorum o halde varım.” diyerek var olmaya bir açıklama getirmiş başka bir düşünür.  Varoluşun sebebine uyanan bilinci açık bir insan düşüncesinin ifadeleri böyle oluyor demek ki. Hekimler koma hali için duyma, anlama ve yetilerini yitirerek yarı ölü bir duruma gelmek, kendinden geçmek tanımını yaparlar. Biz insanlar da bazen mecazi manada bir koma hali ya da yarı koma hali yaşamıyor muyuz? 

Birer bebek olarak geldiğimiz bu dünyadan birer mevta olarak vedalaşacağımız gerçeği varoluş gerçeğinin ilk tefekkürüdür. Çünkü var olmak ile yok olmak arasında hayatımızı manalandırmak doğru seçimler yapmamıza olanak sağlar. Sevmek ve sevilmek, düşünmek ve hareket etmek, başkaları için bedeller ödemek için çabalarımız, yokoluş ve sonrasında tekrar varoluş olmadığında ne anlam ifade edebilir ki?  Hamken pişmek ve yanmak…. Bütün bu çabalar, yaratılış gerçeğinin en nihayetinde vardığı zirveye, yani Allah’ı bilmeye ve sevmeye çıkar. Yaşarken, severken ve hayat geçerken hep varolmak ama her dem de Allah (cc) ile olmak…  Ben varım ama Allah ile varım, O’nun kuluyum tavrıyla hayatı yaşamak ve O’na kavuşmak, bunlar yaratılışın  manaları değil midir?

Allah her şeyi insan için yaratmıştır, sorumlu olan sadece insandır. Ve Allahu Teâlâ’ya gönülden itaat etmemiz bize farz kılınmıştır.  Söz dinleyeceğimiz, boyun eğeceğimiz ilk merci, Rabbimiz olmalıdır.

Aslında yaratılış gerçeği ve gayesi açısından itaat etme kavramı kilit bir kavramdır. Teslim olmak, verilen buyruğa uymak ve boyun eğmek anlamlarına kullandığımız itaat, kulluk bilinci açısından bizi yarı koma halinden uyandıracaktır. Kime teslim olmuşuz?  Hangi buyruklara peki diyoruz?  Nelerin boyundurukları altındayız?

Kur’an-ı Kerimi anlayarak okuduğumuz da orada bizi uyaran kıssalar ve emirler buluruz:

“Ey zindan arkadaşlarım! Çeşit çeşit (uydurma, hiçbir şeye gücü yetmeyen) tanrılar mı daha iyidir, yoksa sonsuz kahretme gücü olan tek Allah mı?” (Yusuf, 39)

“O, kendisinden başkasına (asla) kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru din işte budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf, 40)

İnsan ve Rabbi arasında ezelde bir ahitleşme yaşanmış  ve orada eksiksiz bir teslimiyet ile ilk ve tek söz verilmiştir.

“(Resulüm!) Hani Rabbin, Âdemoğulları’ndan, onların (gelmiş gelecek) zürriyetlerini, sırtlarından (sulblerinden zerreler halinde) al(ıp çıkar)mış ve onları, kendilerine şahit tutarak: “Ben sizin, Rabbiniz değil miyim?” (demişti.) Onlar da: “Evet (Rabbimizsin), şahit olduk.” demişlerdi. (Bu da dünyada kâfirliğe sapıp da) kıyamet gününde: “Biz bundan habersizdik.” dememeniz içindir.”  (A’raf, 172-173)

Bize ayetle bildirilen bu ahitleşmeye iman ediyoruz. Her bireyin yaratılışında vicdanına yerleştirilen Allah inancına uygun hareket etmesi beklenir. İnsan iradesi ile serbest bırakılmıştır, fıtratındaki  gerçekle zıtlaşmayı da seçebilir, davete uymayı da.

Kalp, akıl, düşünce, hafıza, şuur ve sevgi neden insana verilmiştir? Yaratılış sırrını bulması yani Rabbini tanıması için. Yaratılış gerçeğinin dönüp dolaşıp geldiği mihenk noktası da zeval bulmaz ve ölmez olana inanmak, boyun eğmek ve O’na kul olmak bilgisidir. Bunun hal diliyle ifadesi de  “Evet sen bizim Rabbimizsin,  senden başka ilah olmadığına şahitlik ederim” sözleri ve tavrıdır.

 

 

 

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
Varoluş Sebemiz Belgeseli 4
09.07.20254 dk 42 sn
Varoluş Sebemiz Belgeseli 2
09.07.202513 dk 17 sn
Varoluş Sebemiz Belgeseli 1
09.07.202512 dk 19 sn
AKRA