İlke ve Değerlerinden Ödün Vermeden
Özgür Yayın Platformu Olarak Kalsın Diye
Akşam20:11 Yatsı21:41 İmsak04:30 Güneş06:08 İşrak06:46 Öğle13:14 İkindi17:02
Hava - Hava durumuAçık 24°C Nem %78
Türkçe
17 Muharrem 1444 15 Ağustos 2022 Pazartesi
Giriş Yap

Cuma Sohbeti, Hacc, Zilhicce ve İlim

Özel Haber
Özel Haber
24.06.2022    |

Hocamız, Gönül Dostumuz, Mürebbi'miz Mahmud Es’ad Coşan'ın, "Hacc, Zilhicce Ayının İlk 10 Günü, Kültürümüze Sahip Çıkmak ve İlim" konularındaki Cuma Sohbetinin metnini istifadenize sunuyoruz.

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekatüh

Cumanız mübarek olsun.

Hacc yaklaşıyor. Hacca gitmeyecekler "Kurban bayramı yaklaşıyor" diye düşünürler. Hac işlemlerinin yapıldığı Zilhicce ayı girecek. Zilkâde bitecek, Zilhicce ayı başlayacak. Hacıların Zilhicce’nin 9’unda Arafat’a çıkması, 8’inde Mina’ya çıkması lazım, ona yevm-i terviye deniliyor. Arefe günü de yine Arafat’a çıkması lazım. 10’unda da bayram, Kurban bayramının birinci günü, Arafat’tan Müzdelife’ye gelmiş olmaları, sabah namazını orada kıldıktan sonra öğleye, ikindiye, Mina’ya gelmiş olmaları lazım.

İşte bu Zilhicce’nin 1’inden 10’una kadarki günler senenin en mübarek günlerinden bir kısmı. “Ramazan ayı on bir ayın sultanı” deriz, Ramazan’ı coşkuyla karşılarız, sevgiyle yaşarız. İşte o güzel mübarek günlerin on tanesi de bu haccın öncesindeki Zilhicce’nin ilk on günüdür ki çok önemli, sevaplı günlerdendir.

Sevgili okuyuculara bu günleri ibadetle geçirmelerini, tazarru ve niyazda bulunmalarını, Kur’an okumalarını, zikir yapmalarını, gündüzleri oruç tutmalarını tavsiye ederim. Hele Arefe günü orucu, hacca gitmeyenler için çok kıymetli, çok önemli, çok sevaplı bir oruç diye Ramazan’da da, daha önceki konuşmalarımda da “Not alın, defterlerinize yazın.” demiştim. Şimdi artık zamanı yaklaştığı için hatırlatıyorum:

Hacca gitmeyen, memleketinde kalan kimseler Kurban bayramı arefesinde orucu kaçırmamaya gayret etsinler.

Arefe gününde tutulan oruç, çok kıymetli bir oruç; iki senelik günahların bağışlanmasına sebep olduğunu Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîfinde bildiriyor. İlginç olan yönü; “Geçmiş senenin günahları affolur.” diye bildiriyor Peygamber Efendimiz, bir de gelecek senenin günahlarının, yani daha henüz işlenmemiş, yaşanmamış olan öndeki günlerin günahlarının bağışlanacağının söylenmesi neyi  gösteriyor?

Demek ki o Arefe’den sonraki sene mübarek geçecek; Allah ömür verecek, o müslümanı sağlık afiyetle yaşatacak, yolunda olacak, şeytana uymayacak, günah işlemeden iyi bir kul olarak yaşayacak. Esrarengiz bir müjde bu.

Arefe günü orucunu kaçırmasınlar. Kurban bayramı arefesinin oruçlu geçirilmesine gayret etsinler. Hacılar için doğru değil, mekruh.

Hacılar hac vazifesini yapacaklar. Onların oruç tutması mekruh. Çünkü yorgunluk oluyor. Oraları sıcak diye duyuyoruz. O sıcaklarda halsizlik, yorgunluk oluyor; hac vazifelerini yapamıyorlar, hastaneye düşüyorlar. Dinimiz de zaten hacılar için uygun bulmamış. Hacıların en güzel işi, orada hac vazifesini güzel yapmak, zikirlerini, ibadetlerini güzel îfâ eylemek.

Hac ve bütün ibadetlerin en önemli parçası, bölümü, bel kemiği, temel direği zikirdir. Yani orada Arafat’da lâ ilâhe illallah diyerek, tevbe istiğfar eyleyerek, zikrederek, Kur’an okuyarak vakitlerini geçirirler. Onlar oradan çok büyük sevap alacaklar. Hacca gitmeyenler de oruç tutarak o sevabı kazansınlar.

Tabii Arefe’ye, bayrama kadarki günleri de çok ibadetlerle, sadakalar vererek, hayırlar yaparak güzel geçirmeye dikkat etsinler. Evlerini Ramazan’da olduğu gibi canlı tutsunlar, canlandırsınlar; ibadetin zevki, şevki evleri nurlandırsın.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz İmam Buhârî, Müslim gibi kıymetli kaynakların naklettiğine göre, Ebû Mûse’l-Eş’arî radıyallahu anh’ten, buyurmuş ki;

مَثَلُ الْبَيْتِ الَّذِي يُذْكَرُ اللَّهُ فِيهِ وَالْبَيْتُ الَّذِي لَا يُذْكَرُ اللَّهُ فِيْهِ مَثَلُ الْحَيِّ وَالْمَيِّتِ

 İçinde Allah’ın anıldığı, zikredildiği bir ev ile içinde Allah’ın anılmadığı, zikredilmediği bir ev neye benzer?

Diri ile ölüye benzer. Yani içinde Allah anılan ev canlı gibidir, hayat sahibi gibidir; içinde Allah’ın anılmadığı ev de ölmüş gibidir, ölü insan gibidir.

Bu çok önemli bir şey. Evlerimizi zikrullahla, ibadetle, mübarek faaliyetlerle, ilimle, irfanla, canlı birer yuva haline, pırıl pırıl, dipdiri bir yuva haline getirelim.

Evinizde topluca ibadetin, zikrin keyfini, zevkini yaşamaya alışın. Sorun, soruşturun, öğrenin, bunu nasıl yapacağınızı düşünün.

Mesela zikrin bir çeşidi Kur’an okumaktır. Mesela evde birisi Kur’ân-ı Kerîm okur, ötekiler dinler; böylece evin içinde zikrin zevki, şevki, keyfi, sefası yaşanmış olur. Sonra “Hadi bakalım çocuklar, hep beraber binbir tane İhlâs okuyalım. Alın bakalım ellerinize tesbihi; siz şu kadar okuyun, siz şu kadar okuyun...” İşte buyurun, bir kulhuvallâh okumak zikri. Veyahut “70 bin kelime-i tevhid, lâ ilâhe illallah çekelim; hadi bakalım siz şu kadar alın, siz şu kadar alın, bir hafta içinde bunu bitireceğiz.” gibi. Hâsılı evi mânevî bakımdan mâmur hale getirmek lazım.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu on günün çok sevaplı günler olduğunu, bu on günde yapılan ibadetlerin çok kıymetli olduğunu bildiriyor. İbadeti, zikri, orucu tavsiye ediyor. Hayrı, hasenâtı tavsiye ediyor. Ben de onun için tavsiye ediyorum. Kendiliğimden bir şey söylemiyorum. Hadis kitabını açıyorum. Unutulmuş da olsa güzel şeyleri hatırlatmak istiyorum. Unutulmuş güzel âdetlerimizi canlandırmak istiyorum. Eski eserlerimizi korumak istiyorum. Cihanın bizi sevmesini, saymasını sağlayan, herkesin hayranlığını toplayan güzelliklerimizi korumak istiyorum. Onun için on günü, hadi bakalım, Ramazan gibi, evde güzel, belli olacak şekilde süslemelerle, davranışlarla, yaşam şekliyle, zikirle, Kur’an’la, tatlı şekillerde yaşayalım.

Gelelim öteki hadîs-i şerîflere:

Ebu’d-Derdâ radıyallahu anh’ten Taberânî rivayet etmiş. Bu da biraz çocukları biraz da yaşlıları ilgilendiren bir hadîs-i şerîf. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki;

مثل الذى يتعلم العلم فى صغره كالنقش على الحجر ومثل الذى يتعلم العلم فى كبره كالذى يكتب على الماء

Efendimiz buyuruyor ki;

“Küçükken ilim öğrenen insan, taşın üzerine kitâbe yazan, nakış yapan, taşın üzerine kazıyarak yazıyı, nakışları yapan insan gibidir.”

Aklına, hafızasına öğrendiği ilimler kitabe gibi kazınır. Romalılar’dan kalma kitâbeler, Abbasîler’den kalma anıt, caminin üzerindeki yazı diyoruz. Taş oldu mu kalıyor ve okunuyor. Çünkü taş dayanıklı bir malzeme, derin derin kazınmış olunca içine, üstüne, kalıyor. Küçükken öğrenilmiş ilim, taşın üzerine yapılmış şekiller, yazılar, nakışlar gibidir. Yani kalıcıdır, hatırında kalır.

“İnsan yaşlandığı zaman ilim öğrenirse.” “O zaman suyun üzerine yazı yazmış gibi olur.”

Daha yazarken harfler kayboluyor. Çünkü satıh düzleniyor. Kum olsa kalacak biraz, yani kum üzerine yazı yazmak gibi desek, işte yağmurda, rüzgârda kum düzlenecek, o yazılar çabucak kaybolacak, bir mevsimde kaybolacak, bir haftada kaybolacak. Ama “Yaşlılıkta ilim öğrenmek, suyun üstüne yazı yazmak gibi.” deyince, öğrenirken unutulacak demek.

Hakikaten insan yaşlandığı zaman, Allah tabii sıhhat afiyet versin, güç kuvvet versin, hafızası canlı olsun... İnsan müslüman yaşarsa hafızası da canlı olur. Küçükten beri Kur’an’ı ezberlemişse, hafızasını kullanmışsa, yaşlandığı zaman da o canlı hafıza devam eder, dinç kalır, ihtiyarlamaz, bunamaz, tatlı bir insan olur. Bizim mütedeyyin, erbâb-ı hal dediğimiz ârif ihtiyarlar cihanı fethediyorlar.

Ama bu hadîs-i şerîften bizim çıkartmamız gereken bir ders varsa, diyeceğiz ki; çocuklarımıza küçükken ilmi öğretelim, İslâm’ı öğretelim. Hatta bazıları 4 yaş 4 ay 4 günken başlatırlar, “Hocam şuna bir besmele çektir, Rabbi yessir’i öğret, bu yaşta başlasın.” diye. Tabii küçükten çocuk öğrenmeye başlıyor. Aslında çocuk doğduğu andan itibaren cihanı öğrenmeye başlıyor, yavaş yavaş tanıyor. Annesini tanıyor, annesinin tebessümünü tanıyor, çevreyi tanıyor derken yavaş yavaş bilgileri birikiyor. Çocuğu doğmadan önce terbiye etmeye başlamak lazım. Doğduğu zamandan [itibaren] çocuğun yanındaki sözlere, hareketlere çok dikkat etmek lazım. Çocuğa karşı davranışlarına insanın çok dikkat etmesi lazım. Çocuk çünkü her an bir şey öğreniyor. Çocuğa ihtimam edersiniz, gayet terbiyeli olarak yetiştirmek istersiniz; çocuk bir gün sokağa çıkar, parkta oynarken edepsiz çocuklardan iki tane kötü söz duyar, evde gelir pat diye onu söyler.

Neden?

Hiç duymadığı bir sözdür, merak etmiştir, aklına hemen takılmıştır. Çünkü hemen alıyor, teyp gibi, resim gibi alıyor, hatırında kalıyor. Demek ki çok dikkat etmemiz gerekiyor. Çocuklarımızı iyi yetiştirmeye çok dikkat edelim.

Küçükten öğretelim. Daha okula gitmeden öğretelim.

Ben kardeşlerime tavsiye ediyorum, özellikle teşvik ediyorum;

“Çocuklarımızı anaokullarımıza verelim.” diyorum.

Çocuk anaokulunda yetiştiği zaman, yuvada yetiştiği zaman, içtimaî hayata, yani toplu yaşamaya daha iyi intibak ediyor. Birçok şeyi daha güzel öğreniyor. Mürebbiyenin, terbiyeci hanımın elinde daha güzel şeyler öğreniyor. Belki evde annesi mutfakta iş yaparken çocuğuna bakamıyor, belki çocukların sayısı çok olduğundan onun terbiyesi ihmale uğrayabiliyor.

Onun için çocukları küçükten yetiştirmeye başlayacağız. Dinini öğreteceğiz. Güzel güzel ibadetleri yapmasını sağlayacak bilgileri öğreteceğiz. Ahlâkı öğreteceğiz. Çocuk büluğ yaşına yani 10-12 yaşına gelmeden önce haramları-helalleri öğrenmeli, günahları-sevapları ezbere bilmeli. Duvarlarımızda bunlar satır satır yazılı olmalı; “İçki haram. Faiz haram. Yalan haram. Zulüm haram.” diye hem görünür şeyleri hem de görünmez değerleri çocuklara tanıtmamız lazım. Küçükten olması lazım.

Ama bazen küçükten olmuyor da, çeşitli mahrumiyetler, ihmaller veya hayatın cilveleri... Adam sonradan aklı başına geliyor, müslümanlaşıyor, öğrenmeye çalışıyor. Tabii o da iyi, o da sevap ama artık hafızasında kalmıyor. Çünkü her yaşın kendine göre çileleri, sıkıntıları, vasıfları var. O zaman hafızasında kalmıyor. Küçükken sokakta bir defa duyduğu sözü unutmuyor ama büyüdüğü zaman on defa, yüz defa söylenen şeyi unutuyor.

İlmi küçükten öğrenmeliyiz. Küçükten öğrenmemiş isek büyüdüğümüz zaman da ihmal etmemeliyiz. Beşikten mezara kadar ilim öğrenmeye çalışmalıyız. Ama küçükken öğrenilen ilim çok kıymetlidir. Çocuklarımızı iyi yetiştirmeye dikkat etmeliyiz.

Peygamberimiz’in sevgili amcası Abbas radıyallahu anh’ın rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîfi nakletmek istiyorum:

مَثَلُ هَذِهِ الشَّجَرَةِ مَثَلُ الْمُؤْمِنِ إِذَا اقْشَعَرَّ مِنْ خَشْيَةِ اللهِ تعالي عَزَّ وَجَلَّ وَقَعَتْ عَنْهُ ذُنُوبُهُ وَبَقِيَتْ لَهُ حَسَنَاتُهُ

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz. Bu hadîs-i şerîfin mâna-ı münîfi şöyle:

“Bu ağacın durumu mü’mine benzer.”

Peygamber Efendimiz demek ki o anda etrafında bulunan ashabına yaprakları dökülen bir ağaç gösterdi.

“Şu ağacın durumu mü’mine benzer. Mü’min aziz ve celil olan Allah’ın korkusundan tüyleri ürperdiği zaman, onun günahları bu ağacın yaprakları döküldüğü gibi dökülür, üstünde günahı kalmaz.”

 “Günahları gider de defterinde sevapları kalır.”

Aziz ve sevgili kardeşlerim!

Demek ki Gafûr ve Rahim olan, -hatta Erhamürrâhimîn sıfatını daha çok hatırlamamız lazım- merhametlilerin en merhametlisi olan Rabbimiz, kul kusur etti diye onu kahretmiyor. Hatasını anlarsa, Allah korkusunu hissederse, Allah’a karşı yaptığı suçu anlayıp da tevbeye dönerse, vazgeçmeye yönelirse, pişmanlık duyarsa, cildi ürperirse, tüyleri diken diken olursa, “Ne yaptım ben? Niye yaptım? Hay Allah!” derse; o zaman böyle bir kişinin günahları şu ağacın yaprakları sonbaharda sapır sapır, takır takır yere döküldüğü gibi dökülür, geriye iyilikleri kalır, buyuruyor.

Hayatta hata etmeyen insan olmaz. Hata eder, suç işler, mahkemeye düşer, mahkum olur, hapse girer, ceza çeker... Olsun. Yani insan insandır, hata ediyor, etmemesi lazım ama... Hata etmiş insanları kurtarmamız lazım. Suçluyu toplumdan itmememiz lazım. Hatalının hatasını anlayıp hatadan dönmesini sağlamalıyız, hayata onu kazanmaya, topluma kazanmaya çalışmalıyız, faydalı insan haline döndürmeye çalışmalıyız. İslâm bunu yapıyor. Eğer bir insan pişmanlık duyarsa, Allah korkusunu hissederse, Allah’ın büyüklüğünü duyarsa, kendisi O’na güzel kulluk yapması gerektiğini, bunun kusur olduğunu anlarsa, o zaman günahları dökülüyor, Allah affediyor, iyilikleri kalıyor.

Tefekkür dediğimiz şey, “Tefekkür gibi ibadet olmaz.”, en kıymetli ibadetlerden birisi de düşünmek, tefekkür etmektir. İnsan demek ki düşünecek, “Ben gençliğimi nasıl geçirdim?” Mesela düşünüyorum; toplumumuzu uzaktan, yakından inceliyorum. Biraz toplum ilimleri ile ilgili bir ilim adamı olduğum için yani ruh halleriyle, toplum halleriyle, ahlâk ile, din ile, iman ile, insanın mâneviyâtı ile ilgili konularla ilgilenen bir uzman olarak toplumdaki insanların durumlarına bakıyorum. Suçlunun neden suç işlediğini, çok aykırı fikri söyleyenin niçin söylediğini anlamaya çalışıyorum. Onun yerine kendimi koyuyorum ve hatasının nerede olduğunu bulmaya çalışıyorum.

Allahu Teâlâ hazretleri hatalarımızı anlayıp hatalardan dönmek nasip eylesin. Güzellikleri anlayıp güzellikleri yapmak, icra etmek, uygulamak, geliştirmek nasip etsin. Ülkemizi gül gülistan eylesin. İnsanların her birini evliyâ eylesin, dost eylesin. Hem dünyaları hem âhiretleri mutlu olsun. Cihan güzelliklerle dolsun. Herkes iyi olsun, diye herkesin iyiliğini istiyoruz.

Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.

­

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

© İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

Kabe
Canlı Yayın
Şuan canlı Yayın
Canlı Yayın
AKRA CANLI
 / 
close icon close icon
AKRA CANLI
Canlı Yayın
Canlı Yayın Add Icon volume up
 / 
Canlı Yayın
fast rewind
fast forward
Playlist
Bu özelliği kullanabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir
  
Fikrini Paylaş
TAAHHÜTNAME

Hazırlamış olduğum ve sitenize gönderdiğim/ teslim ettiğim, tamamen orjinal ve bana ait olan, projemin/görüntü veya kaydımın, AKRA MEDİA tarafından kendisine ait kablolu/karasal/uydu, şifreli/şifresiz, free/paralı TV, video, DVD, VCD,VHS ,radyo, kaset, sinema ve sair mevcut yada ortaya çıkacak her türlü İşaret, ses ve /veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı ve tüm internet siteleri ve sosyal medya platformlarında yayınlamasına, çoğaltma hakkı, yayma hakkı, işleme hakkı ve temsil hakkının kullanılmasına süresiz olarak müsaade ediyorum.

Projemin/görüntü veya kaydımın, bant, CD, VCD, DVD, GSM, MP3 Player, dijital kayıt vb. tüm yollarla kayıt, çoğaltma ve dağıtım haklarını, bilişim veya iletişim ortamında görüntülenmesini, iletilmesini, okunmasını, izlenmesini, dinlenmesini vb. interaktif veya normal CD, VCD, DVD, GSM, MP3 Player vb. şekilde basılarak veya ses kayıtlarının metin haline getirilip kitap olarak piyasaya sunulmasını sağlayacak her türlü materyal üzerine kaydı ile çoğaltılması, kullanılması, işlenmesi, yeniden ve genişletilmiş şekilde sesli, yazılı ya da görüntülü yayın haklarını, bu suretle de çoğaltılarak kullanılması, dağıtılması, pazarlanması vb. fikri, mali ve manevi haklarımın tamamını, programda gerekli görülen değişiklikleri yapma haklarımı bila bedel olacak şekilde, AKRA.MEDİA sitesine ve bu site'nin yetkilisi ve sahiplerine devir ve temlik ettiğimi, beyan, kabul ve taahhüt ederim.

Şehir Seçin
Close