İlke ve Değerlerinden Ödün Vermeden
Özgür Yayın Platformu Olarak Kalsın Diye
Öğle12:54 İkindi15:55 Akşam18:26 Yatsı19:45 İmsak05:47 Güneş07:12 İşrak07:51
Hava - Çok Bulutlu 15°C Nem %88
Türkçe
12 Rebi'ül-evvel 1443 18 Ekim 2021 Pazartesi
Giriş Yap

­Hz. İbrahim’in itaati, Hz. İsmail’in teslimiyeti

Özel Haber
Özel Haber
01.07.2021    |

Kurban, teslimiyeti ve teslimiyetin kazandırdığı güzellikleri hatırlatıyor. İlahî takdirlere ya sabır ya da şükürle karşılık vermek, yani teslimiyet sahibi olmak, mümin bir insanın en özel vasfıdır.

Peygamber Efendimiz (SAS.) bir hadis-i şeriflerinde, şöyle buyurmaktadır;

Hayret edilir müminin haline. Üzücü bir olayla karşılaşsa sabreder kazanır, sevindirici bir olayla karşılaşsa şükreder yine kazanır. Yani mümin bu özel vasfı sayesinde her olayı hakkında hayra çevirebilir. Böylece tevekkül ve teslimiyeti ona hep kazandırır, hiç kaybettirmez.” ( Müslim, Zühd, 64)

Lokman Hekim de, mü’minin bu halini şu cümlelerle izah eder;

Nasıl madenin kıymetlisi ateşe verilince üzerindeki pası dökülüp altından öz cevheri çıkarsa, Allah’ın sevdiği kulları da, maruz kaldıkları musibetleri sabır ve tevekkülle karşılayarak, günahlardan arınmış saf kullar haline gelirler...

Doğru yolun tek sahibi olan Yüce Allah (C.C.) Kuran’da, sonsuz güzellik yurdu cennete kavuşmanın, salih amellerle mümkün olacağını bildirmiştir. Salih amellerde bulunmak ve cennete layık bir ruh güzelliğine sahip olabilmek ise, kuşkusuz güçlü bir imana bağlıdır. İmanın olgunluğa erişmesi de, teslimiyetli üstün bir ahlaka…

Göklerin ve yerin nuru olan Yüce Allah’a duyulan güven ve teslimiyet, iman edenlerin hayatları boyunca yaşadıkları büyük bir konfordur aslında. Müminler, her olayın Allah’ın kontrolünde gerçekleştiğini bilirler. Bu yüzden olsa gerek, hiçbir olay karşısında sıkıntı, üzüntü ya da yılgınlık hissetmezler. Zira teslimiyet sahibi kullar, Bakara suresindeki şu ayet-i kerimeyi, en güzel şekilde idrak etmişlerdir;

…Olur ki (bazen) hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlı olur ve hoşunuza giden bir şey de sizin için şer olur. (Hayırlı ve doğru olanı) Allah bilir, siz bilemezsiniz.” (Bakara: 216)

Allah’a güvenip dayan. Vekil olarak Allah yeter.” (Ahzab: 3)

Bu hüküm gereği bize düşen tek şey, Allah’a teslim olmaktır. Zaten İslam kelimesi de, boyun eğen ve teslim olan manasını taşımaktadır…

Yüce Allah’a teslim olmak, “(Gerçek anlamda) inananlar, ancak o kimselerdir ki Allah’ın adı anıldığı zaman yürekleri titrer, O’nun ayetleri kendilerine okunduğu zaman, (bu) onların iman (nur)larını artırır (kuvvetlendirir). Ve (her işlerinde) ancak Rablerine güvenirler.” (Enfal: 2) ayetiyle bildirildiği gibi, imani olgunluğa erişmenin sırrı ve anahtarıdır.

Bu olgunluğa erişen bir mümin; her insanın Rabbimiz’e muhtaç olduğunu bilip, Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını ve her işi bir kader ile yarattığını anlayarak, kendi bedenini ve ruhunu Allah’a emanet eder ve O’na teslim olur…

Hayat yoluna çıkmış bir insan, yürümek için dur durak bilmeden adımlarını atmaya başlar. Her adımıyla farklı şeyler öğrenir, öğrendikleri de insanın ruh hallerini oluşturur ve kalbini şekillendirir.  Hayat yolculuğuna bu şekilde çıkmış bir insanın öğrenmesi gereken en önemli şey de kalbin sahibinin Cenab-ı Hak (C.C.) olduğudur. Zira hayatımızı anlamlı kılan ve hayattan lezzet almamızı sağlayan şey, kalptir. Kalp, kâinatı gören gizli bir penceredir. Buna mukabil, her şeyle alakadar olduğundan çok çabuk bozulma ihtimali vardır. Dolayısıyla, muhafazası da bir o kadar meşakkatlidir. Muhafaza edilen bir kalp, mana erlerinin ifadesiyle; “teslimiyet duygusuyla bezenmiş” demektir. 

Kalbin geldiği en güzel makam olan teslimiyeti ise, Hz. İbrahim, Hz. Hacer ve Hz. İsmail’in hayatlarında görerek öğrenmek, mümkündür...

Yüce Allah, Hz. İbrahim’i teslimiyet vasfıyla övmüş ve mübarek Kur’an’da, buyruklarına karşı kayıtsız teslimiyetinden bahsetmiştir.

İyilik ederek/işi güzel ve doğru yaparak kendini, Allah’a teslim eden ve İbrahim’in ‘Allah’ı birleyen dinine’ uyan kimseden, din bakımından daha güzel kim vardır? Allah, İbrahim’i dost edinmiştir.” (Nisa: 125)

Hani Rabbin, İbrahim’i birtakım kelimelerle (emirlerle) sınamış, o da onları hakkıyla yerine getirmişti. (Allah da ona:) “Ben, seni insanlara imam (önder) yapacağım.” buyurdu. İbrahim de: “Soyumdan da (önderler yap ya Rabbi!)” dedi. O da: “Benim ahdim, (nübüvvet sözüm, onların içinden) zalim olanlara erişmez (onları içermez).” buyurdu.” (Bakara: 124)

O, iman hakikatlerini duyurma uğruna ateşe atılmayla karşı karşıya kaldığında, Allah’ın takdirine boyun eğerek tam bir teslimiyet göstermiştir. Gördüğü bir rüya sonrasında biricik evlâdını Allah için kurban etmesi talep edildiğinde de, yine bütün varlığıyla O’na teslim olmuştur.

Hz. İbrahim, eşi ve evladını Safa ile Merve dağı arasında bıraktığı vakit, çöl ortasında kalan Hz. Hacer’in, yüreğinden kopup gelen sözler; “Öyleyse, Rabbim bizi zayi etmez…”  olmuştu.

Aynı anda, canlarını Rabbine teslim eden Hz. İbrahim’in dilinden ise, şu dua yükselmiştir:

Ey Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını, senin mukaddes evin (olan Beytullah’ın) yanında, ekinsiz (çorak) bir vadiye yerleştirdim. Ey Rabbimiz! Namazı ikâme etsinler (orada diye böyle yaptım). Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir ve onları (çeşitli) meyveler ile rızıklandır ki sana şükretsinler.” (İbrahim: 37)  

Eş ve evladı aşarak Rabb’ini bulan bir gönül, ne kaybeder ki? Hz. Hacer’in gönlü de çoktan Rabb’ini bulmuş ve ötelere gitmişti bile. Değil mi ki, emir Cenab-ı Hak’tan gelmişti, elbette O, kendisini ve evladını zayi etmezdi…

Hz. Hacer bunu bilerek, Safa ve Merve dağı arasında koşuyordu. Hızlıca koşuyordu. Bir yanda İsmail’i, bir yanda umutlarıyla koşuyordu. Bir, iki, üç derken adımları daha da hızlanıyor, her adımında Rabb’ine olan özleminin sancısıyla koşuyordu. Aynı zamanda evladına olan annelik görevini yapabilmek için de, tüm gücünü harcıyordu. Bu güzide insan, ümitle yüzünü Mevla’sına dönerek koşuyor ve kendisinden asırlar sonra gelecek olan günümüz insanlarına, adeta sabır ve tevekkülün dersini veriyordu.

O gün anne ve evladına, sonsuz teslimiyetlerinin ikramı olarak sunulan zemzem, toprağın altından fışkırıp aşkla yeryüzüne kavuşurken; Hz. Hacer’de zorluğun ardından kolaylığa, feraha ve şükre kavuşuyordu...

Hz. İbrahim ve ailesi için, teslimiyet kapısı bir kez daha aralanır.

Bu kez İbrahim Aleyhisselam, rüyasında, oğlu Hz İsmail’i (a.s.) kurban etmekle emrolunur. Hz. İbrahim, sonsuz bir sadakat duygusuyla, Mina’ya doğru yola koyulur. Hadise, İbrahim suresinde şöyle anlatılır;

Artık o (İsmail) beraberinde (işe) koşma çağına erişince (babası): “Ey yavrucuğum! Doğrusu ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum; artık (düşün) bak, ne dersin?” dedi. (Oğlu:) “Ey babacığım! Emredildiğin şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın.” dedi. Böylece ikisi de (Allah’ın emrine) teslim olunca (İbrahim) onu şakağı üzerine yatırdı.” (İbrahim: 102 -103)

Bu imtihan gününde, Rabb’ine gönülden bağlı olan Hz İsmail (a.s.), billur sular gibi serinletici cümleler söylüyordu;

Ey babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın. Lakin yüzünü benden çevir, başka yöne bak. Bu apaçık imtihana karşı sabret. Allah’a şükredenlerden ol. Anneme döndüğün zaman, benden ona selam söyle Ona sabrı ve teslimiyeti tavsiye et!

İbrahim Peygamber’e ateşin serin ve selamet olması gibi, bıçak da Hz. İsmail’e müşfik ve selamet olmuş, Cenab-ı Hak indinde Halilullah ve oğlunun sadakati, kalpleri mesrur eden şu ilahi nida ile mükâfatlandırılmıştır;

“Biz ona (şöyle) seslendik: “Ey İbrahim!”

“Gerçekten rüyana sadakat gösterdin. Şüphesiz ki biz, iyi hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız.”

Hakikaten bu, apaçık imtihanın ta kendisidir.”

“(Oğluna karşılık) ona büyük bir kurbanlık (koç) fidye verdik.”

“Sonraki (gelen)ler arasında ona (iyi bir ün) bıraktık (ki sonrakilerce:)”

“İbrahim’e selam olsun.” (denilmektir.)

“İşte iyi hareket edenleri biz böyle mükâfatlandırırız.” (Sâffât: 104 – 110)

Bu nidanın ardından, cennetten bir koç gönderilir ve İsmail Peygamber’in yerine kurban edilir. İtaatin güzelliğini ve Hakk’ın emrine teslim olmanın yüceliğini, kalplere damla damla akıtan bu hadiseye dönüp bakan Müminler ise, kendilerini ayakta tutan iman cevherini bir kez daha idrak etmişlerdir…

Kurban; İbrahimî itaat ve İsmailî bir teslimiyettir…

Hz. İbrahim’e oğlunu “kurban” etme emri geldiğinde, tereddüt etmeden oğlu İsmail’i şakağı üzerine yatırıp hazırlıyor. Hz. İsmail, tam bir teslimiyet içinde, hoşnutsuzluk göstermiş olmamak için kıpırdamıyor bile. İkisi birden teslim olmuşlar…

Hakk’a güven, boyun eğiş, iç huzur, hoşnutluk, teslimiyet ve uygulama... Bu yüzden “kurban”, İbrahimî ve İsmailî bir teslimiyettir…

Kurban bu yönüyle, çok derin mesajlarla yüklü, son derece anlamlı bir ibadettir. Nitekim bir ayet-i kerimede, Cenab-ı Hak kullarına şöyle seslenmiştir;

İyilik ederek/işi güzel ve doğru yaparak kendini, Allah’a teslim eden ve İbrahim’in ‘Allah’ı birleyen dinine’ uyan kimseden, din bakımından daha güzel kim vardır? Allah, İbrahim’i dost edinmiştir.” (Nisa: 125)

İmanın gerçek yüzü ve teslimiyetin büyüklüğü için bir meşale olarak yükselen bu büyük olay vesilesiyle, kurban kesme geleneği devam etmektedir.

Mana büyüklerinin ifadesiyle kurban, “Allah’la kurbiyet kurmaktır.” Kurbiyet; Allah’la yakınlık kurma, Rabb’e yakınlıkla istikamet ve huzur bulma makamına kavuşmadır. Zaten kurban kesmenin temel amacı da, Allah’ın rızasını kazanmak ve O’na yaklaşmaktır.

Yüce Allah (c.c.) Hac suresinde şöyle buyurmaktadır;

O (kurban)ların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Fakat sizden O’na (yalnız) takvânız (saygı ve itaatiniz) ulaşır. Size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı tekbir edesiniz (büyüklüğünü anasınız) diye onları sizin fayda ve hizmetinize verdi. (Resûlüm!) Güzel hareket edenleri (cennetle) müjdele!” (Hac: 37)

Bu ayet-i kerimeyle, kurban ibadetinde temel ilkenin, et kesmek ya da kan akıtmak olmadığı, esas maksadın takvaya ulaşmak olduğu bildirilmektedir.

Takva, “haramlarından kaçma hususunda kulun Rabb’ine sığınması, O’nun yasaklarından sakınması ve O’nun himayesi altına girmesi” demektir.

Yavru kuşların, anne kuşun merhamet kanadının altına sığınması gibi, biz de Rabbimizin merhametine sığınırız. Böylece olumsuz duygu, düşünce ve arzularımızı Allah yolunda ve Allah için kurban etmiş oluruz.

İbn Arabi ve Mevlana’ya göre; “en büyük kurban nefistir, esas mesele olumsuz fikir ve fiilleri, Allah yolunda ve Allah için kurban etmektir.”

Cüneyd-i Bağdadi aynı manada; “Mina’da kurban kesen bir mü’min, eğer nefsinin bütün arzularını boğazlamazsa kurban kesmiş olmaz.” buyurur.

İnsanoğlu, nefsini kurban etmedikçe ve hakiki teslimiyeti yakalamadıkça, gerçek mutluluğa erişemez.

İmanın en önemli göstergelerinde birisi, kişinin Allah’a olan güveni ve teslimiyetidir. Kur’an-ı Kerim’de, teslimiyetin önemini ve bu vasfı taşıyan kullara verilen mükâfatları dile getiren, pek çok ayet-i kerime mevcuttur.

Ey Rabbimiz! İkimizi de sana teslim olanlardan kıl; soyumuzdan da sana boyun eğen (müslüman) bir ümmet meydana getir; bize ibadet yer (ve usul)lerini göster, (kusurlarımızı affedip) tevbemizi kabul buyur. Çünkü sen, tevbeleri çokça kabul eden ve çok merhamet edensin.” (Bakara: 128)

“Rabbi ona: “(Hakka) teslim ol!” buyurduğunda o da: “Âlemlerin Rabbine teslim oldum.” dedi.” (Bakara: 131)
 
(Ey mü’minler!) Onlara deyin ki: “Biz Allah’a ve bize indirilen (Kur’ân-ı Kerîm’)e, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirilene; Musa ve İsa’ya verilenlere, diğer peygamberlere Rableri tarafından verilen (kitap ve sayfa)lara iman ettik. Biz onların hiçbiri arasında (inanç yönünden) asla ayırım yapmayız. Biz ancak O’na teslim olan (Müslüman)larız.” (Bakara: 136)


“…De ki: “Şüphesiz Allah’ın yolu (İslâm) tek doğru yoldur. Biz, âlemlerin Rabbine teslim olmakla emredildik.” (En’am: 71)

Peygamber Efendimiz’in (SAS.)  dilinden, şu mübarek dualar dökülmüştür;

“Ya Rab! Yalnız senin hükmüne teslim oldum, yalnız sana iman ettim, yalnız sana tevekkül ettim, yalnız sana döndüm, yalnız senin için mücadeleye girdim. Ya Rab! Dalâlete düşmekten izzetine sığınırım, senden başka ilâh yok. Sen ölümsüz, daimâ diri olansın. Oysa cinler ve insanlar ölümlüdür.” (Buhari- Müslim)

Hz. Ömer (r.a.) demiştir ki: Allah Rasulü’nün şöyle dediğini işittim:

Eğer siz Allah’a nasıl tevekkül etmek lazımsa öyle tevekkül etseniz; açlıktan karınları çekilmiş olduğu halde, sabahleyin yuvalarından çıkan ve akşamları karınları doymuş olarak yuvalarına dönen kuşlara rızık verdiği gibi, hiç şüphesiz size de rızık verirdi.” (Tirmizî)

Başka bir hadis-i şerifi de, Ebû Umâre el-Berâ b. Azib (r.a.) rivayet eder;

Ey filanca, yatağına girdiğinde: “Allah’ım kendimi sana teslim ettim, yüzümü sana yönelttim, işimi sana bıraktım, senden ümitvâr olarak, azabından korkarak sırtımı sana dayadım. Senden sığınacak ve korunacak yer yine sanadır. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere iman ettim.'” de. Eğer o gece ölürsen, iman üzere ölürsün. Eğer sabaha çıkarsan hayra ulaşırsın.” (Buhari - Müslim)

Ümmü Seleme (r.a.) anlatıyor;

“Rasulullah (SAS.) evinden çıkarken şöyle derdi: “Bismillah. Allah’a tevekkül ettim. Allah’ım! Sapmaktan, saptırılmaktan; (senin yolundan) kaymaktan, kaydırılmaktan; zulüm yapmaktan, zulme uğramaktan; saygısızlık etmekten, bana karşı saygısızlık edilmesinden sana sığınırım.” (Ebû Dâvud - Tirmîzî)

Efendimiz (SAS.), tevekkül ve teslimiyet sahibi olmayı her fırsatta tavsiye etmiş ve bir hadis-i şerifte de, ümmetine şu cümlelerle seslenmiştir;

“Kim insanların en şereflisi olmak isterse Allah’tan korksun. Kim insanların en güçlüsü olmak isterse, Allah’a tevekkül etsin. Kim de insanların en zengini olmak isterse, kendi elindekinden çok, Allah’ın nezdindekine bel bağlasın.”

Bir şey istediğin zaman yalnız Allah’tan iste. Yardım dilediğin zaman Allah’tan dile. Şunu iyi bil ki, bütün yaratılmışlar elbirliği ile sana bir menfaat bahşetmek isteseler, Allah’ın sana yazdığından daha fazlasını bağışlayamazlar. Yine yaratılmışların tümü elbirliği ile sana bir zarar vermek isteseler, Allah’ın sana takdir ettiğinden fazlasını yapamazlar.

Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretlerinin mısraları da teslimiyetin zarif bir örneğidir;

“Hakk şerleri hayreyler
Zannetme ki gayreyler
Arif anı seyreyler
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Sen Hakk’a tevekkül kıl
Teslim ol da rahat bul
Her işine razı ol
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Deme niçin şu şöyle
Yerindedir ol öyle
Bak sonunu seyreyle
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Bir işi murad etme
Olduysa inat etme
Hak’tandır o, redetme
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Hiç kimseye hor bakma
incitme, gönül yıkma
Sen, nefsine yan çıkma
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler­

­

­

 

 

 

 

© İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

Canlı Yayın
Canlı Yayın
AKRA CANLI
 / 
AKRA CANLI
Canlı Yayın
 / 
Canlı Yayın
Playlist
Bu özelliği kullanabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir
  
Fikrini Paylaş
TAAHHÜTNAME

Hazırlamış olduğum ve sitenize gönderdiğim/ teslim ettiğim, tamamen orjinal ve bana ait olan, projemin/görüntü veya kaydımın, AKRA MEDİA tarafından kendisine ait kablolu/karasal/uydu, şifreli/şifresiz, free/paralı TV, video, DVD, VCD,VHS ,radyo, kaset, sinema ve sair mevcut yada ortaya çıkacak her türlü İşaret, ses ve /veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı ve tüm internet siteleri ve sosyal medya platformlarında yayınlamasına, çoğaltma hakkı, yayma hakkı, işleme hakkı ve temsil hakkının kullanılmasına süresiz olarak müsaade ediyorum.

Projemin/görüntü veya kaydımın, bant, CD, VCD, DVD, GSM, MP3 Player, dijital kayıt vb. tüm yollarla kayıt, çoğaltma ve dağıtım haklarını, bilişim veya iletişim ortamında görüntülenmesini, iletilmesini, okunmasını, izlenmesini, dinlenmesini vb. interaktif veya normal CD, VCD, DVD, GSM, MP3 Player vb. şekilde basılarak veya ses kayıtlarının metin haline getirilip kitap olarak piyasaya sunulmasını sağlayacak her türlü materyal üzerine kaydı ile çoğaltılması, kullanılması, işlenmesi, yeniden ve genişletilmiş şekilde sesli, yazılı ya da görüntülü yayın haklarını, bu suretle de çoğaltılarak kullanılması, dağıtılması, pazarlanması vb. fikri, mali ve manevi haklarımın tamamını, programda gerekli görülen değişiklikleri yapma haklarımı bila bedel olacak şekilde, AKRA.MEDİA sitesine ve bu site'nin yetkilisi ve sahiplerine devir ve temlik ettiğimi, beyan, kabul ve taahhüt ederim.

Şehir Seçin