İlke ve Değerlerinden Ödün Vermeden
Özgür Yayın Platformu Olarak Kalsın Diye
Güneş07:10 İşrak07:48 Öğle12:55 İkindi15:58 Akşam18:29 Yatsı19:48 İmsak05:45
Hava - Hafif Yağmurlu 18°C Nem %88
Türkçe
10 Rebi'ül-evvel 1443 16 Ekim 2021 Cumartesi
Giriş Yap

Hicrî Yıl ve Aşure Günü Orucu

Özel Haber
Özel Haber
13.08.2021    |

Hocamız, Gönül Dostumuz, Mürebbi'miz Mahmud Es’ad Coşan'ın, "Hicrî Yıl, Hicrî Takvim, Eyyâm-ı Biyz, İlim ve Aşure Günü Orucu" konularındaki Cuma Sohbetinin metnini istifadenize sunuyoruz.

Es-selâmü aleyküm ve rahmetu'llàhi ve berekâtühû!

Aziz ve sevgili Akra dinleyicilerim!

Allah-u Teàlâ Hazretleri hem dünyada, hem ahirette her türlü hayırlara, mutluluklara, güzelliklere nâil eylesin, vâsıl eylesin, sahib eylesin. Cennetiyle, cemâliyle cümlenizi müşerref eylesin.

Hicrî Yılınız hayırlı olsun, uğurlu olsun, sevaplı olsun, fâideli olsun, gönlünüzce olsun. Allah-u Teàlâ Hazretleri bu yılınızı ve bundan sonraki mütebâkî bütün yaşantılarınızı, ömürlerinizi hayırlı eylesin, mutlu eylesin. İki cihanda aziz ve bahtiyar olun.

Takvimler

Biliyorsunuz, bizimle ilgili iki çeşit takvim var. Tabii takvim meselesine ansiklopedik bilgi olarak girecek olursak, çok çeşitli takvimler var. Türklerin kullandığı 12 hayvan yıllı takvim var; tavşan yılı vs. İranlıların kullandığı takvimler var. Avrupalıların kullandığı takvimler var. Onların da çeşitleri, alt dalları var. Ama kısaca söylemek gerekirse, insanoğlu bu yaşantısında zamanı ölçmek için iki ölçü kullanmış: 1. Güneş. 2. Ay.

Bazıları, Dünyamız Güneş'in etrafında dönüyor ya, işte bir dönüşün tamamlandığı zamana bir yıl demişler. Bu 365 gün tutuyor. Biz şimdi bunu kullanıyoruz. Ama daha önceleri bunu Avrupalılar kullanıyorlardı. Biz kamer, Ay yılını kullanıyorduk.

Kamer yılında esas Ay'dır. Ay'ın batı tarafından, Güneş battıktan sonra ilk defa yeni hilâl, nev hilâl olarak göründüğü zamandan, tekrar yeni hilâl olarak görününceye kadar geçen zamana bir ay demişler. Tabii zaman geçerken, ne oluyor arada? Hilâl gittikçe büyüyor, kalınlaşıyor, yükseliyor; iki hafta geçtikten sonra kocaman tepsi gibi dolunay oluyor. Ondan sonra, dolunay olduktan sonra da tekrar azalıyor, azalıyor... Sabahları doğu tarafında ince olarak görüyoruz. Derken bir iki gün görmüyoruz. Sonra batı ufkunda tekrar yeni hilâl görüyoruz.

İşte bir yeni hilâlden, bir sonraki yeni hilâle kadar geçen zamana, kamerî ay deniliyor. Kamerî aylar bizim için dînî bakımdan önemli. Onun için biz, kamerî aylara dînî bakımdan bağlıyız. Bir kere Ramazan ayımız kamerî bir ay. Ramazanı kollamak, takip etmek için, kamerî ayları kullanmış dedelerimiz. Ramazan'dan evvel Üçaylar, Receb, Şa'ban var. Sonra Peygamber Efendimiz'in doğumu kandili, Regaib kandili, Berat kandili, Mi'rac kandilimiz var. Kadir gecesi var. Sonra hac var. Hac da kamerî aylara bağlı. Zilhicce ayının onunda Kurban Bayramı oluyor. Zilhicce'nin dokuzunda Arafat'a çıkması lâzım hacıların. Binâen aleyh, bizim dînî yaşamımız kamerî yıla göre, kamerî aylara göre oluyor.

Kamerî ayların günlerine bağlı ibadetlerimiz var. Meselâ, kamerî ayların dolunay geceleri, yâni kamerî ayın 13'ü, 14'ü, 15'i. Ayın ondördü gibi diyoruz ya, ayın böyle yusyuvarlak dolunay olduğu, tepsi gibi olduğu zaman. O günlerde, daha doğrusu o gecelerin gündüzlerine eyyâm-ı biyz deniliyor. Biyz, beyaz kelimesinin çoğulu. Eyyâm-ı Biyz ne demek? Beyaz günler demek. Yâni, gecelerinde mehtap olduğu için beyaz denmiş.

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, o mehtaplı gecelerin gündüzlerinde, eyyâm-ı biyz'da hep oruç tutmuş, mutlaka oruç tutmuş. E ne yapmamız lâzım? Bizim de, bir Arabî ayı takip etmemiz lâzım! "Arabî ayın biri, bak hilâl göründü... İşte ikisi, üçü, dördü... İşte ayın yedisi oldu, bak ay yarımay şeklinde görülüyor. İşte dolunay oluyor, bak ay yusyuvarlak çıkıyor." diye o zaman, dolunay zamanlarında, ertesi sabahları oruca niyet etmek lâzım! Onüçü, ondördü, onbeşi Peygamber Efendimiz hep oruç tutmuş.

Bayramlarımız öyle. Kurban Bayramımız, Ramazan Bayramımız kamerî takvime göre hesaplanıyor. O halde kamerî ayları takip etmemiz lâzım!

Ben bunun bir kolaylığını size söyleyeyim, sevgili Akra dinleyicileri! Ne yapabilirsiniz kamerî takvimi takip etmek için?

Takvimi alırsınız. Takvimde kamerî ayın birinci günü oldu mu, Kur'an-ı Kerim'in birinci cüzünü okursunuz. O gün hep birinci cüzle ilgili konuşmalar yaparsınız, çalışmalar yaparsınız, okumalar yaparsınız. Kültürünüzü o birinci cüze yoğunlaştırırsınız. Birinci cüzle ilgili ayetleri okursunuz, tefsir kitaplarını okursunuz. Böylece okuduğunuz kitaplardan ve takvime bakmış olduğunuzdan, zihninizde kesin çizgiler halinde, "Tamam bugün ayın biri!" diye kocaman belirmiş olur.

Ertesi günü ikisi olunca, Kur'an'dan hangi cüze geldik? İkinci cüze geldik. "Dur şunu okuyayım bugün, buradan ezberimi tazeleyeyim! Unuttuklarımı tekrar ezberleyeyim, hafızamı kuvvetlendireyim!" filân diye ikinci cüzü okursunuz. Kur'an-ı Kerim otuz cüzdür. Arabî aylar da bazan 29, bazen 30 oluyor. Binâen aleyh, Kur'an-ı Kerim'i ayda bir okumaya kendinizi ayarlarsanız, bu bir pratik çare size...

Ayda bir hatmetmeye ayarlarsanız kendinizi, her gün hangi cüzü okuyacaksınız? Arabî ayın kaçıysa, onu... "Arabî ayın 14'ü; tamam, 14. cüzü okuyacaksınız. Arabî ayın 27'isi; tamam 27. cüzü okuyacaksınız." diye, böyle Kur'an-ı Kerim okuyuşunuza bağlarsanız, dînî kitap okuma çalışmanıza bağlarsanız, o zaman gün gibi bilirsiniz. Bir de biraz merakınız olur da, akşamleyin camiye giderken, güneşin battığı tarafa bakarak; sabahleyin camiye giderken, gözünüzü kaldırıp gökyüzüne bakarak kameri takip ederseniz; işte hilâl, işte yarımay, işte dolunay... İşte ikinci yarımay, işte eski hilâl, köhne hilâl... Sabahleyin görünür o, sabahleyin namaza giderken. Bir nev hilâl var, yeni hilâl var, ay başında görülür. Bir de köhne hilâl var. Birisi yeni doğmuş, gittikçe büyüyecek; ötekisi dolunaydan sonra gittikçe küçülen, yok olan ayın son hilâli oluyor. Ona köhne hilâl deniliyor. Bunları da bilmiş olursunuz.

Böylece, Ramazanın başlangıcı ile ilgili gözlemler de yapmak gerekir, onlar da sevap. Onlara da âşinâ olmuş olursunuz. Her gününüzü de bilirsiniz, eyyâm-ı biyz oruçlarını da tutarsanız. Böylece kamerî takvim ile ilgili bilginiz olur.

Biz yeni kamerî bir yıla girdik. Yeni bir yıl bu, taptaze bir defter önümüzde… İslâm insanın hem ruhuna sıhhat vermek için, hem bedenine sıhhat vermek için, hem dünyasını mâmur etmek için, hem ahiretini mâmur etmek için bir hazinedir. İslâm'a uyan sıhhatli olur. İslâm'a uyan ruhen rahat olur. İslâm'a göre yaşayan uzun ömürlü olur. İslâm'a göre yaşayan insanlar topluluğu, toplumlar mutlu olur; kavga olmaz, çekişme olmaz, hırsızlık olmaz... Dükkânını, tezgâhını bırakır, namaza gider insan. Neden? Hırsızlık yok, gayet rahat. Kimse kimseye yan bakmıyor, herkes herkesin hakkını kolluyor, zenginler fakirlere yardımcı oluyor. Mutlu bir toplum olur. Çünkü İslâm, iki cihanın saadetini insana sağlıyor.

Sevgili kardeşlerim, yeni bir yılın başındayız, yeni bir defter elimizde. Aman bu güzel defterimize, yepyeni deftere, ciltli, yeni kaplanmış, sayfaları pırıl pırıl, köşeleri kıvrılmamış deftere, bu yıl güzel yazılar yazalım! Defterimiz karalanmasın, sayfaları yırtılmasın.

Ahirette insanın ömründen sorgu sual olacak; neler yaptığı ortaya dökülecek, göz önüne serilecek mahşer gününde. Allah yüzünüzü ak eylesin. Defter-i a'mâlimize güzel ameller işleyerek, sevaplar yazalım inşâallah. Bu defterimiz, bu yeni defterimiz hayırlarla dolsun.

Muhterem kardeşlerim, tabii geçen geçti. Diyor ki İslâm büyüklerinden birisi: "Geçen geçmiştir, yapılacak bir şey yok..." Doğru, hakikaten geçti. Ne yapayım artık, ne yapabilirim, yapmadım zamanında, geçti, mazi oldu. "İstikbal, gelecek zaman, onu da bilemiyoruz." Yâni, yaşayacak mıyız, istikbâle ulaşabilecek miyiz; onu da bilemiyoruz. Geçmiş geçti, elimizde bir şey yok. İstikbal henüz gelmedi, getirmek için bir şey yok. O zamana çıkmak için de garantimiz yok. O halde nedir bizim için önemli olan? İçinde bulunduğumuz andır."

Onun için demişler ki: Mâ madà fâte, ve'l-yüemmelü gaybün, feleke sâatü'lletî ente fîhâ. "Geçen elden kaçmıştır, gelecek gayıbdır, belli olmaz ne olacağı; senin ancak işte içinde bulunduğun an vardır, onu güzel değerlendirmeye bak!" demişler.

Muhterem kardeşlerim! Zamanın kıymetini bilmek ve zamanı iyi değerlendirmek çok önemli. Onun için aman zamanınızı bir hazine gibi bilin, bir sermaye gibi bilin. Bakın geçen senenizi nasıl geçirdiyseniz geçirdiniz, bu yeni seneyi güzel geçirmeye gayret edin, boşa geçirmeyin; bir.

Ayrıca harama, gühana harcamamak daha önemli; iki. Yâni harama dalmaktansa, boşa geçirmek biraz daha ehven, hiç olmazsa boşa geçiyor. Öbür tarafta haram ve günah başkalarına zararlı, kendisine zararlı, ceza çekmeye sebep olacak. Binâenaleyh, harama ve günaha harcamamaya çok daha fazla dikkat edeceğiz. Boşa harcamamaya da çok dikkat edeceğiz; iki.

Muhterem kardeşlerim onun için biz Başarının Prensipleri diye bir küçük kitap yazdık, lütfen o kitabı okuyun! Buna benzer tabii kitaplar var İngilizce yazılmış, Almanca yazılmış, batı dillerinde böyle, kütüphaneleri severseniz, kitapları okursanız, karıştırırsanız göreceksiniz çok güzel kitaplar vardır. Tabii İngilizce biliyorsanız onları okuyabilirsiniz. Çalışmanın prensiplerini öğrenmelisiniz, çalışmalısınız. Çalışmadan olmaz. Çalışmayana hayırlı sonuçlar gelmez ve sevaplar verilmez. Çalışmayana öylece ceza da gelir.

Kur'an-ı Kerim'de buyruluyor ki:

Ve en leyse li'l-insâni illâ mâ saà "İnsanoğlu neye sa'y u gayret ettiyse, çalıştıysa onun karşılığını görecek, başka bir şey değil." (Necm: 39) Yâni ahiret için de böyle.

Felyevme lâ tuzlemü nefsün şey'en ve lâ tüczevne illâ mâ küntüm ta'melûn. Bu da Yâsîn Sûresi'nin dördüncü sayfasının sonundaki ayet-i kerime. Hepiniz belki ezbere biliyorsunuz. Felyevme "Bu mahşer gününde, ahiret gününde, lâ tuzlemü nefsün şey'en hiç bir kişi haksız bir muameleye uğramayacak, zulme uğramayacak. Hakkı verilmeme durumu yok, hakkını alamama durumu yok. Hiç kimse zulme, haksızlığa uğramayacak. Allah haksızlık etmeyecek. Ve lâ tüczevne illâ mâ küntüm ta'melûn Ey insanlar, o zaman işlediklerinizden gayri bir karşılık görmeyeceksiniz." Yâni, neyi işlemişseniz onun karşılığını göreceksiniz, işlediğinizin dışında bir karşılık görmeyeceksiniz. Genel hüküm olarak, hayır işlemişseniz, hayırla karşılaşacaksınız; şer işlemişseniz, şerle karşılaşacaksınız. Bir de:

Femen ya'mel miskàle zerretin hayran yerehû, ve men ya'mel miskàle zerretin şerren yerehû. Güneş bir koridora vurduğu zaman, görüyorsunuz zerreler uçuşuyor güneşin şuâında, hüzmeleri arasında. İşte ona zerre derler. "O zerre kadar hayrı olan, o hayrın karşılığını görecek. O zerre gibi hafif, küçük bir şey kadar bile şerri olan, şer işlemiş olan, onun da cezasını çekecek." (Zilzâl: 7-8) buyruluyor.

Yâni genel bir değerlendirme var. İyilik yapan iyilik bulacak ama, bu genel değerlendirmede inceden inceye, zerre kadar hayırlar, zerre kadar şerler ölçülüp, onun birikimi olan amel terazisindeki sonuç neyse, ona göre onun karşılığını görecek insanlar. O zerre gözünüzün önünden gitmesin muhterem kardeşlerim! Hani damlaya damlaya göl olduğu gibi, bu zerreler birleşiyor birleşiyor büyük sevaplar oluyor. Zerre zerre küçük şerler de birleşiyor birleşiyor, ahirette insanın cehenneme girmesine sebep oluyor.

Onun için, bir anınızı boş geçirmemeye, bir zerre hayrı küçümsememeye, bir zerre şerri de önemsemeyip aldırmamaya kapılmayın, o duruma düşmeyin ve ciddî olun! Ahiretteki hesabı unutmayın! Ahiretteki o hesaba göre zamanınızı iyi değerlendirin! Zamanımız bizim sermayemiz. Bu bir.

Zamanımızı değerlendirmek için formül nedir muhterem kardeşlerim? Diyor ki, Peygamber Efendimiz'den gelen hadis-i şerîfleri bize nakletmiş olan alimler ve dinimizin, sünnet-i seniyyemizin, Kur'an-ı Kerim'in ana mânâsını anlatan kitaplar: İnsan bilecek, alim olacak, hayrı şeri bilecek, ilim öğrenecek. İlim olmayınca kurtuluş olmaz. Onun için, bilmeye çalışacak, ilim sahibi olmaya çalışacak.

İlim; ilim bilmektir.

İlim; kendin bilmektir.

diye Yunus Emre'nin dediği gibi ilmi öğrenecek ama bir de ilmi hayra kullanmak için öğrenecek, ilmini, bildiği güzel şeyleri uygulayacak, kötü olarak bildiği şeyleri de yapmamaya dikkat edecek.

Buna da ne deniyor? İlmini uygulamak, ilmiyle âmil olmak deniliyor, bu da lâzım. Bilgi lâzım; ilim... Bilgisini uygulamak lâzım; icraat, amel... Sonra, o da yetmez, icraatını ihlâslı yapmak lâzım, temiz bir niyetle, hàlis bir niyetle, dindârâne bir duyguyla yapmak lâzım! İhlâs olmazsa, Allah amelleri kabul etmiyor. Niyeti güzel olacak, üç. Yâni kötü niyetli insan, karşısındakini aldatmak için iyi bir şey yaparsa, ona sevap verilir mi? Verilmez. Çünkü niyet kötü olunca, yapılan iyi şey niyete göre değerlendiğinden sevap alamıyor. "Maksadı kandırmaktı, karşı tarafa şirin görünüp, ondan sonra şu fesadı yapmaktı." derler, sevabı vermezler. İhlâs olacak, iyi niyet olacak.

Bir de dördüncü bir incelik vardır sevgili kardeşlerim: Yaptığın şeyleri ihlâslı da yapsan, yaptığın şey Peygamber Efendimiz'in tavsiyesine, sünnetine uygun olacak! Sünnetine uygun olmadığı zaman bid'at deniliyor. Bid'atları Allah kabul etmiyor, bid'atlardan kaçınmak lâzım! Bid'atların çeşitleri çoktur, her çeşidinden kaçınmak lâzım; sünnet-i seniyye-i nebeviyyeye sarılmak lâzım! Rasûlüllah gibi olmaya çalışmak lâzım! Rasûlüllah Efendimiz'in sünnetini tam tutmak lâzım!

Ahmed-i Yesevî Efendimiz kaddesallahu sırrahu'l aziz ile ilgili konferans vereceğiz diye, kitaplarını evirdik çevirdik, araştırmaları okuduk. En bariz vasfı nedir Ahmed-i Yesevî Efendimiz'in? Yâni bizim bu bütün Türkistan'a ve bütün Türkiye'ye ve bütün tarihimize tesir etmiş en büyük evliyâullahtan, tarihimizin en büyük sîmalarından birisi, ne diyor: "İlim, sünnet-i seniyyeye sarılmak ve aşk." diyor. Yâni sarılacaksın, aşk ile, şevk ile aşık olacaksın.

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz Hıra mağarasına girip de orada ibadet edince, Kureyşliler tabii duydular, bildiler, gördüler; Muhammed-i Mustafâ, Ebü'l-Kàsım Muhammed-i Mustafâ aralarına gelmiyor. Nerede? Hıra mağarasına çekilmiş. Ne dediler? Aşıka muhammedün rabbehû "Muhammed Rabbine aşık oldu." dediler. Evet, bu aşk, aşık olmak, aşıklık Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'den bize gelmiştir. Hakîkî dindar olan Allah'ın aşıkıdır. Allah'ı sever, Allah için aşk ile, şevk ile, ihlâs ile, sünnet-i seniyyeye uygun olarak çalışır, çabalar. Çalışmamak yok, tembel durmak yok. Tembeli sevmiyor ve çok büyük sorumluluğu, vebâli var. Vazifesini yapmayan insanlara, tembel duran insanlara çok cezalar var.

Onun için bilgimizi arttıracağız bu sene. Ana prensibimiz: Her gün bilgimizi arttırmak, bilgimizi uygulamak ve bildiğimizi ihlâsla yapmak ve bilgimizi sünnet-i seniyyeye uygun olarak yapmak ve insanlara faydalı olmaya, ümmet-i Muhammed'e faydalı olmaya çalışmak esasına göre zamanımızı geçirelim!

Niye söylüyoruz? Daha yeni yılın başındayız. Sizlere hatırlatma olsun, şevk olsun, teşvik olsun. Bunu bu niyetle, bu teşvikle, bu şevkle yaparsanız, bütün seneniz sevap olur, ibadet olur, çok sevap kazanırsınız diye düşünüyoruz. 

Aşure Günü

İkinci bir husus sevgili kardeşlerim: Aşûrâ günü. Bu Aşûrâ sözünün her hecesi uzun: À-şû-râ'. Sonunda da hemze var.

Bu bir dînî gündür. Aşûre günü de çok önemlidir. Tabii tarihî bir değeri var, dînî bir değeri var. Aşûre günü nedir? Àşûrâ günü, biz Aşûre diyoruz, kısa söylüyoruz, Muharrem'in 10'udur. Muharrem'in 10'u önemli. Dînî önemi var. Hazret-i Aişe-i Sıddîka Vâlidemiz  radıya'llahu anhâ bildiriyor ki:

"Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz Mekke'deyken Aşûre gününde oruç tutardı. Yâni Muharrem'in 10'unda oruç tutardı."

Kureyş de, Aşûre gününe hürmet ederdi. Tabii Kureyş netice itibariyle kim? Hazret-i İsmail aleyhisselamın, İbrahim aleyhisselamın nesli. Yâni İsmail aleyhisselam vasıtasıyla İbrahim aleyhisselamın Hicâz'da neşv ü nemâ bulan, gelişen mübarek nesli. Arkasından o nesilden, o soydan Peygamber-i Zîşânımız geliyor. Şimdi tabii bu Kureyş peygamber soyu olduğu için, netice itibariyle peygamberlerin hayatlarında, tarihinde mühim olan olayları az çok an'anevî olarak kulaktan dolma da olsa biliyorlardı.

O Kâbe'ye de hürmet ediyorlardı, Kâbe de tabii, İbrâhim aleyhisselamın binâsı, İsmâil aleyhisselamın binası. Kâbe'ye de hürmet ediyorlardı da tabii şaşırdılar, sapıttılar da, Kâbe'yi putlarla doldurdular. Yâni Hazret-i İsmâil aleyhisselam, İbrahim aaleyhisselam putları emretmedi onlara. Ama onlar şaşırdılar. İbrahim aleyhisselam putları kırdı, sonra İbrahim aleyhisselamın İsmail aleyhisselamdan gelen nesli Kâbe'yi putlarla doldurdu. Bu neyi gösteriyor? İyi yolda olan topluluklar dikkat etmezlerse, ayakları kayıp kötü yola düşebilirler.

İbrahim aleyhisselam Nemrud'un zamanında onların puthanesine giriyor, putları parçalıyor, parça parça ediyor... Sonra onun neslinden gelen Kureyş kavmi, Kâbe'yi üç yüz altmış tane putla doldurmuşlar. Lât, Uzzâ, Menât, Hübel vs... çeşitli putlarla Kâbe'yi doldurmuşlar. Bu ibretli bir şeydir.

İsâ aleyhisselam, insanları Allah'ın varlığına birliğine çağırmış; bugün puta tapınıyorlar. Bu bir yanılmadır. Demek ki insanlar yanılabilir.

"E onlar yanılıyor, biz yanılamaz mıyız?"

Aziz ve sevgili kardeşlerim! Yeni bir senede bu sözün üzerinde, sorunun üzerinde durun.

Şaşırmamaya dikkat edelim!

Şaşırmamanın çaresi nedir? Öze dönmektir, Kur'an'a dönmektir, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin sünnet-i seniyyesine yapışmaktır.

Kureyş tutarmış Muharrem'in 10'unda orucu, Peygamber Efendimiz de tutarmış. Peygamber Efendimiz Medine-i Münevvere'ye geldiği zaman bakmış ki, orada yahudiler de tutuyorlar. Kureyş tutuyordu, Kureyşliler yahudi değil. Medine'ye geldiği zaman yahudi kabileler vardı Medine'de. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem baktı ki, onlar da tutuyorlar Muharrem orucunu. Sordu onlara, dedi ki:

"Niye tutuyorsunuz?" Onlar da dediler ki:

Fekàlû "Yahudiler dediler ki: Hàze'l-yevm, ellezî azhara'llàhu fîhi azze ve celle mûsâ aleyhisselam Bu Mûsâ aleyhisselamı Allah'ın galip getirdiği, zuhura getirdiği gündür. Ve benî isrâil Benî İsrâil'i kurtardığı gündür." Kime karşı? Alâ kavmi fir'avn Firavun kavmine karşı galip eylediği, Firavun'u helâk eylediği, Mûsâ aleyhiseelam'ın etrafındaki mü'minleri kurtardığı gündür. Biz de bu güne hürmeten böyle oruç tutuyoruz." deyince; bakın, Peygamber Efendimiz çok mühim bir söz söylemiş cevabında. Buyurdu ki:

Nahnü ehabbü min mûsâ minküm "Mûsâ'yı biz sizden daha lâyık, daha yakın, daha sevgili ve onu daha çok benimseyen kimseleriz." dedi.

Biz Mûsâ aleyhisselama daha yakınız. Neden? Mûsâ aleyhisselam Allah'ın peygamberidir, Allah'ın emrettiklerini yerine getirmiştir. Peygamber Efendimiz de Allah'ın gönderdiği son peygamberdir, Allah'ın emirlerini yerine getirmiştir. Biz müslümanlar Hazret-i İsâ'ya daha yakınız, biz müslümanlar Hazret-i Mûsâ'ya daha yakınız. Onun için Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz: "Biz sizden daha yakınız Mûsâ aleyhisselama, tabii biz de tutarız." dedi ve bu Aşûre gününde oruç tutmayı emretti.

Yalnız bir incelik vardır: Biz eski hak dinlerden, hak peygamberlerden gelen bazı güzel şeyleri devam ettirebiliriz ama, yine de biz herhangi birisinin taklidi değiliz, onlardan yine farklıyız. Onun için, Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz onlara benzemeyelim diye emretti ki:

"Ya dokuzu ve onunu tutun, ikisini birden; yahut da onunu ve onbirini tutun! Böylece tam onlar gibi olmasın, bizim onlardan farklı olduğumuz belli olsun.

Onun için, Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz böyle bir gün fazlasıyla Aşûre orucu tutmayı emretmiş. Hadis-i şerîflerde böyle tavsiye ediliyor.

Evet, Aşûre gününde oruç tutulabilir. Tabii bir hafta sonra olduğu için, biz şimdiden size onun hatırlatmasını yapıyoruz.

10 Muharrem

Şimdi bir husus daha var sevgili kardeşlerim: Bu Aşûre günü, 10 Muharrem bir başka tarihi olayı da bizim kalbimize getiriyor, hatırımıza getiriyor. Acı bir olay da var. İslâm tarihi içinde maalesef. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz'in sevgili torunu, kucağına alıp, öpüp bağrına bastığı Hazret-i Hüseyin Efendimiz; Hazret-i Fâtımatü'z-Zehrâ ile Hazret-i Ali Efendimiz'in mübarek oğlu Hazret-i Hüseyin Efendimizi, Kûfe ahâlisi, "Gel, seni halife yapmak istiyoruz, müslümanların başına sen halife ol Hazret-i Ali Efendimiz gibi." diye, onu halife seçmek için davet ettiler.

O da davete icabet etmek üzere giderken Kerbelâ denilen yerde Emevîler, Yezîd ibn-i Muaviye'nin komutanları emriyle onun yolunu kestiler ve Hazret-i Hüseyin radıyallahu anh Efendimiz'i mübarek hanımlarıyla, mâsum evlatlarıyla, fedâkâr, vefâkâr arkadaşlarıyla, kafilesindeki mücahid taraftarlarıyla orada, Kerbelâ'da şehid ettiler 10 Muharrem günü. Tabii bu da Allah'ın bir hikmeti.

Tabii Peygamber Efendimiz'in mübarek torunu Hazret-i Hüseyin'in, o günde şehid olması da Allah'ın hikmeti. Yâni başka bir günde değil de, böyle bir mübarek günde şehid etmişler onu. Tabii, çok seviyoruz Hazret-i Hüseyin Efendimiz'i... Bu Aşûre günündeki mâtem merasimleri yoktur. Biz şehid olanlardan şefaat isteriz. Ruhlarına Fatihalar okuruz, hatimler indiririz, severiz, gözyaşı dökeriz ama, onun bir ölçüsü vardır, o ölçü içindedir. Ve onu bir mâtem günü olarak düşünülmez.

Eğer mâtem günü olarak düşünülmesi gerekseydi her pazartesi günü mâtem günü olması lazımdı. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, pazartesi günü vefat etmişti. Ebûbekir-i Sıddîk Efendimiz de temennî edermiş, dermiş ki:

"Ne zaman vefat etti Peygamber Efendimiz? Pazartesi günü. Ben de temennî ediyorum ki, pazartesi günü vefat edeyim!"

Hazret-i Ebûbekir-i Sıddîk hem pazartesi günü vefat etmiş, hem de Peygamber Efendimiz'in yaşı gibi altmış üç yaşında vefat etmiş. Yâni hem yaş bakımından, hem ölüm günü bakımından Efendimiz'e, her bakımdan uymak istiyor, tabii çok mübarek insan, pazartesi vefat etmiş.

Binâenaleyh, yâni sevdiğimiz insanların şehid edilmesi, vefat etmesi günlerini matem günü alacak olursak başta tabii pazartesi gününü matem günü edinmemiz gerekirdi. Halbuki dinimizde Peygamber Efendimiz'in tavsiyesi vardır: Pazartesi perşembe oruçları çok sevaplı diye oruç tutuyoruz, öyle değerlendiriyoruz.

Aşure Günü Orucu

Hazret-i Ali Efendimiz radıyallahu anh'den rivâyet edilmiş, rivayetler de Abdülkàdir-i Geylânî Efendimiz, o da Hazret-i Ali Efendimiz'in evladındandır, sülâle-i tahiredendir, âl-i Rasûldür.

Kâne aliyyün radıya'llàhu anhu ye'müru bi-siyâmihî diyor kitabında. "Hazret-i Ali Efendimiz Muharrem ayında, Aşûre gününde oruç tutmayı emrederdi. Ve kàlet lehüm àişete radıya'llàhu anhâ: Men ye'mürüküm bi-savmi yevmi âşûrâ? Bunun üzerine, Hazret-i Aişe sormuş oruç tutanlara: 'Size bu Aşûre gününde oruç tutmayı kim söyledi bakalım?' diye.

Kàlû: Aliyyun radıya'llàhu anh Hazret-i Ali Efendimiz söyledi demişler. Kàlet: İnnehû a'lemü bi-men bakıye bi's-seneh. Buyurmuş ki: "O senenin öteki aylarını, günlerini en iyi bilen insandır. Yâni hangi ayları, hangi günleri mühimdir, hangi günleri sevaplıdır, hangi günleri oruç tutulacak, bilir."

Demek ki, onların içinden Aşûre gününde oruç tutmayı tavsiye ettiğine göre ve biz de Muharremin Aşûre günü oruç tutmayı Peygamber Efendimiz'in tavsiyesi olarak, ayrıca Hazret-i Ali Efendimiz'in tavsiyesi olarak tutarız. Tabii seferde oruç tutmak mecburiyet değil ama, kim bilir belki o Kerbelâ şehidleri içinde de, oruçluyken böyle şehid olmuş olanlar vardır.

Ve an aliyyin radıya'llàhu anh Yine Hazret-i Ali Efendimiz radıyallahu anh ve kerremallahu vecheh'den rivâyet edilmiş. Ennehû kàle Buyurdu ki Hazret-i Ali Efendimiz: Kàle rasûlü'llàh sallallahu aleyhi vesellem Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlar: Men ahyâ leyletü âşûrâe ahyâhu'llàhu teàlâ mâ şâe. "Kim Aşûre gecesini ibadetle ihyâ ederse, Allah da onun hoşuna gidecek şekilde, onu ihyâ edecek ihsanlarda bulunur." diye Hazret-i Ali Efendimiz rivâyet etmiş.

Demek ki, Hazret-i Ali Efendimiz'in tavsiyesini tutarak, Ca'fer-i Sàdık Efendimiz'in yolundan yürüyerek, bu Aşûre gününün orucunu tutmaya da gayret edelim! Cuma mü'minlerin güzel günüdür, haftanın bayramıdır diye, cuma günü doğrudan doğruya oruç tutmak doğru değildir ama, perşembeden oruç tutulursa cuma günü de eklenebilir. Cuma günü oruç tutulursa, cumartesi de eklenebilir. O zaman, devamlı bir orucun bir günündeki parçası olmuş olduğundan, bir mahzur da olmaz.

Demek ki oruç tutmayı, tutarsanız sevaplı olacağını hatırlatmış olduk. 9 Muharrem'de oruç tutun, 10 Muharrem'de oruç tutun! Veyahut 10 Muharrem'de, 11 Muharrem'de, oruç tutun!" demiş oluyoruz. " Gafil olmayın, gecenizi ibadetle değerlendirin!" diyoruz.

Tabii Hazret-i Hüseyin Efendimiz'e, o şehid-i Kerbelâ büyüğümüze de dualar edin, onun şefaatini isteyin, ruhuna hatimler indirin! Allah nasib ederse, sağ olursak, burada olursak; veyahut siz nerede olursanız olun, Hazret-i Hüseyin Efendimiz'le ilgili konuşmalar yapılsın camilerde, toplantılar yapılsın! Hatimler indirilsin, zikirler yapılsın, ruhaniyetine istimdâd edilsin!

Allah-u Teàlâ Hazretleri o büyüklerimizin sevgisine, şefaatine, iltifatına, teveccühüne sevgili kardeşlerim, cümlemizi nail eylesin. Onlarla beraber bizleri de cennetiyle, cemâliyle müşerref eylesin.

Biliyorsunuz Fâtıma Anamız cennetliktir. Peygamber Efendimiz müjdelemiştir. Allah Fâtıma Anamızla cennette bizi buluştursun. Hazret-i Ali Efendimiz şehiddir, cennetliktir, Aşere-i Mübeşşere'dendir; cennette buluştursun. Hazret-i Hüseyin Efendimiz şehiddir, cennetliktir; cennette bizi onlarla beraber eylesin, buluştursun. Ebûb Bekr-i Sıddîk Efendimiz, tabii hulefâ-i râşidînimiz, evliyâullah büyüklerimiz tabii, şehidler, alimler, fâzıllar, başımızın tâcıdır. Allah-u Teàlâ Hazretleri bizi onların yolundan ayırmasın. Onların sevgisini kalbimizden eksik etmesin.

Hazret-i Ali Efendimiz nasıl yaşadıysa, Ca'fer-i Sàdık Efendimiz nasıl yaşadıysa; Hazret-i Hüseyin, Hasan Efendilerimiz, Fâtımatü'z-Zehrâ Anamız nasıl yaşadılarsa biz de onlar gibi Kur'an üzere, sünnet üzere, takvâ üzere, Allah'ın rızası yolunda, bid'atlardan uzak, ibadet ve taatle ömrümüzü geçirelim!

Allah-u Teàlâ Hazretleri bizi iki cihanda bahtiyâr eylesin. Ahirette de o mübarek büyüklerimize kavuştursun. Onlara cennette komşu eylesin. Cümlemizi cennetiyle, cemâliyle taltif eylesin, müşerref eylesin. Mükâfâtlarına gark eylesin. İki cihanda saadete nâil eylesin.

Es-selâmü aleyküm ve rahmetu'llàhi ve berekâtühû!

Mahmud Es’ad Coşan - Cuma Sohbetleri / 02.06.1995

 

­

 

 

 

 

 

 

© İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

Canlı Yayın
Canlı Yayın
AKRA CANLI
 / 
AKRA CANLI
Canlı Yayın
 / 
Canlı Yayın
Playlist
Bu özelliği kullanabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir
  
Fikrini Paylaş
TAAHHÜTNAME

Hazırlamış olduğum ve sitenize gönderdiğim/ teslim ettiğim, tamamen orjinal ve bana ait olan, projemin/görüntü veya kaydımın, AKRA MEDİA tarafından kendisine ait kablolu/karasal/uydu, şifreli/şifresiz, free/paralı TV, video, DVD, VCD,VHS ,radyo, kaset, sinema ve sair mevcut yada ortaya çıkacak her türlü İşaret, ses ve /veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı ve tüm internet siteleri ve sosyal medya platformlarında yayınlamasına, çoğaltma hakkı, yayma hakkı, işleme hakkı ve temsil hakkının kullanılmasına süresiz olarak müsaade ediyorum.

Projemin/görüntü veya kaydımın, bant, CD, VCD, DVD, GSM, MP3 Player, dijital kayıt vb. tüm yollarla kayıt, çoğaltma ve dağıtım haklarını, bilişim veya iletişim ortamında görüntülenmesini, iletilmesini, okunmasını, izlenmesini, dinlenmesini vb. interaktif veya normal CD, VCD, DVD, GSM, MP3 Player vb. şekilde basılarak veya ses kayıtlarının metin haline getirilip kitap olarak piyasaya sunulmasını sağlayacak her türlü materyal üzerine kaydı ile çoğaltılması, kullanılması, işlenmesi, yeniden ve genişletilmiş şekilde sesli, yazılı ya da görüntülü yayın haklarını, bu suretle de çoğaltılarak kullanılması, dağıtılması, pazarlanması vb. fikri, mali ve manevi haklarımın tamamını, programda gerekli görülen değişiklikleri yapma haklarımı bila bedel olacak şekilde, AKRA.MEDİA sitesine ve bu site'nin yetkilisi ve sahiplerine devir ve temlik ettiğimi, beyan, kabul ve taahhüt ederim.

Şehir Seçin