Her gün yaklaşık 20 bin kez nefes alıyoruz. Çoğu zaman aldığımız nefesin farkında bile değiliz. Oysa bazı şehirlerde insanlar için nefes almak, görünmez bir tehlikeyle karşılaşmak anlamına geliyor. Yapılan araştırmalardan elde edilen verilere göre; hava kirliliği, her yıl 7 milyon insanın erken ölümüne yol açıyor.
Hava kirliliği, özellikle büyük şehirlerde hızla büyüyen bir sorun. Sanayi tesisleri, yoğun trafik, kömürle çalışan enerji santralleri ve kontrolsüz kentleşme… Bunların hepsi gökyüzünü kirleten görünmez parçacıklar oluşturuyor.
2024 yılında yayımlanan Dünya Hava Kalitesi Raporu, 138 ülkede yaklaşık 40 bin hava ölçüm istasyonunun verilerini analiz etti. Sonuçlar oldukça çarpıcı: Dünya şehirlerinin sadece %17’si temiz hava sınırlarını karşılayabiliyor. Sadece 7 ülke (Avustralya, Yeni Zelanda, İzlanda, Estonya, Bahama Adaları, Barbados, Grenada), güvenli kabul edilen hava kalitesi sınırlarını yakalayabiliyor. Bu veriler, milyonlarca insanın sağlıksız hava soluduğunu gösteriyor.
Dünyanın en kirli havasına sahip şehirlerinin büyük bölümü Güney Asya’da bulunuyor. Bu şehirlerin başında da Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi geliyor. Yaklaşık 32 milyon insanın yaşadığı şehirde hava kirliliğinin başlıca nedenleri:

📌Araç egzozları, kömürle çalışan enerji santralleri, çevrede yakılan tarım atıkları ve inşaat tozları.
📌Kış aylarında şehir yoğun bir kirli hava tabakası altında kalıyor.
📌Bazı günlerde hava kirliliği o kadar yükseliyor ki; okullar kapatılıyor, trafik sınırlandırılıyor, inşaat faaliyetleri durduruluyor ve milyonlarca insan evlerinden dışarı çıkamıyor.
Benzer bir tablo Pakistan’ın kültür başkenti Lahor için de geçerli. Yaklaşık 14 milyon kişinin yaşadığı şehirde kirliliğin en önemli kaynakları: Araç emisyonları, tuğla fabrikaları, kömür kullanımı ve çevrede yakılan tarımsal atıklar.
Araştırmalar, şehirdeki hava kirliliğinin yaklaşık %83’ünün araçlardan kaynaklandığını gösteriyor. Son yıllarda Lahor’da yoğun hava kirliliği nedeniyle acil durum ilan edildiği günler de yaşandı. Sabah saatlerinde gökyüzü çoğu zaman gri bir perdeyle kaplı oluyor, görüş mesafesi düşüyor, insanlar dışarı maskeyle çıkıyor. Bazı günlerde hava kirliliği seviyesi, önerilen sınırın onlarca kat üzerine çıkabiliyor.
Benzer bir tablo Bangladeş’te de görülüyor. Ülkenin başkenti Dakka, yoğun nüfus, eski araçlar ve plansız sanayileşme nedeniyle dünyanın en kirli havasına sahip şehirleri arasında gösteriliyor. Şehirdeki kirliliğin önemli bir nedeni tuğla üretimi. Bangladeş’te yaklaşık 1200 tuğla fırını bulunuyor ve yüzlercesi yasal izin olmadan faaliyet gösteriyor. Bu tesislerde yakılan kömür ve odun, atmosfere büyük miktarda zararlı gaz salıyor. Buna ek olarak; eski araçlar, plastik yakılması ve endüstriyel üretim kirliliği daha da artırıyor.
Ancak hava kirliliği sadece Asya’nın sorunu değil. Afrika ve Orta Doğu’daki bazı şehirlerde de ciddi kirlilik görülüyor.
Araştırmalar, hızlı kentleşme ve kontrolsüz ulaşımın özellikle büyük şehirlerde PM2.5 seviyelerini yükselttiğini gösteriyor. Uzmanlara göre, kirli hava yalnızca çevreyi değil insan sağlığını da doğrudan etkiliyor. Uzun süre kirli havaya maruz kalmak; astım, kalp hastalıkları, felç ve akciğer kanseri riskini önemli ölçüde artırıyor.
Afrika kıtasında da bazı şehirler ciddi bir kirlilik problemi yaşıyor. Örneğin Kahire, yoğun trafik ve çöl tozunun birleşmesiyle zaman zaman kalın bir sis tabakası altında kalıyor. Milyonlarca aracın bulunduğu şehirde egzoz gazları havayı ağırlaştırıyor. Çöl rüzgârlarıyla gelen ince kum parçacıkları da kirliliği artırıyor.
Uzmanlar, hava kirliliğinin sadece çevre değil aynı zamanda büyük bir ekonomik sorun olduğunu söylüyor. Sağlık harcamalarının artması, iş gücü kaybı ve üretim düşüşü… Tüm bunlar ülkelerin ekonomisini de etkiliyor.
Ancak bazı şehirler bu soruna karşı mücadele ederek önemli adımlar atmaya başladı. Örneğin Çin’in başkenti Pekin, 2010’lu yıllarda dünyanın en kirli şehirlerinden biri olarak biliniyordu. Ancak son yıllarda kömür kullanımının azaltılması, elektrikli araçların yaygınlaşması ve sanayi tesislerinin şehir dışına taşınmasıyla hava kalitesinde belirli bir iyileşme sağlandı. Araştırmalar, bu politikanın bazı bölgelerde PM2.5 seviyelerinde ciddi düşüşler sağladığını gösteriyor.
Bu değişim, hava kirliliğiyle mücadelede doğru politikaların etkili olabileceğini gösteriyor. ABD nüfusunun neredeyse yarısı hava kirliliğine maruz kalıyor. Amerikan Akciğer Derneği'nin (ALA) hava kirliliğine ilişkin raporu, ABD nüfusunun yüzde 46'sının hava kirliliği olan yerlerde yaşadığını ortaya koydu.
Raporda, ABD'nin söz konusu dönemdeki nüfusunun yüzde 46'sını oluşturan 156,1 milyon kişinin, sağlıksız seviyelerde ozon veya partikül kirliliği olan bölgelerde yaşadığı ortaya kondu. Hava kirliliğinden etkilenen kişi sayısının son 10 yılın en yüksek seviyesine ulaştığı belirtilen raporda, aşırı sıcaklar, orman yangınları ve kuraklığın ülke genelinde hava kalitesini düşürdüğüne işaret edildi.
Raporda, ozon kirliliğinden en muzdarip yerin California eyaletinin Los Angeles kenti, en yüksek hava kalitesine sahip yerin ise Maine eyaletinin Bangor bölgesi olduğu kaydedildi. ALA yetkililerinden Katherine Pruitt, konuyla ilgili basına yaptığı açıklamada, "Şu açık ki hayatımızı tehlikeye atan kirleticileri kontrol altına almak için daha fazla aksiyon almalıyız." ifadesini kullandı.
Uzmanlara göre çözüm aslında belli. Temiz hava için şu adımlar büyük önem taşıyor: Fosil yakıtların azaltılması, yenilenebilir enerjiye geçiş, toplu taşımanın geliştirilmesi, şehirlerde yeşil alanların artırılması, sanayi ve trafik emisyonlarının kontrol edilmesi.
Hava kirliliği sınır tanımıyor. Bir şehirde oluşan kirli hava, rüzgârlarla yüzlerce kilometre uzağa taşınabiliyor. Bu nedenle bilim insanları temiz havanın küresel bir ortak değer olduğunu vurguluyor.
Bugün dünyanın birçok şehrinde insanlar temiz hava için mücadele ediyor, çevre hareketleri, kurumları, STKları artıyor. Nefes almak, yalnızca bir refleks değil, insanın en temel hakkı. Ve temiz hava sadece bir çevre meselesi değil, aynı zamanda yaşam meselesidir.