İslam öncesi Arap toplumunda “cehalet” (cehil) kavramı, modern dönemdeki enformasyon eksikliğinin aksine hilm duygusunun, yani aklıselimin, duygusal olgunluğun ve içsel dengenin zıddı olarak kullanılıyordu.
Kavramsal düzeyde cehil, insanın heva ve hevesine, anlık dürtülerine, dizginlenemez arzularına ve kontrolsüz hırslarına yenik düşerek kendisini amansız bir öfke seline kaptırması halidir. Bu ruh hali içerisindeki bir birey, öz denetim mekanizmalarını tamamen yitirir, zihinsel muhakeme yeteneğini devre dışı bırakır ve en küçük bir tahrik veya anlaşmazlık karşısında bir anda parlar. Önünü arkasını düşünmeden sergilenen bu tür iradesiz eylemler, fevri davranışlar ve kontrolsüz ihtiraslar; netice itibarıyla hem bireyin kendi iç dünyasında hem de toplumsal bağlarında telafisi imkânsız yıkımlara ve sonu derin pişmanlıklara varan trajedilere zemin hazırlar.
Öfke yerine "Hilm"
Bu yıkıcı durumun tam karşısında yer alan “hilm” sözcüğü ise, öfkenin zirveye tırmandığı ve kişinin gücü yettiği bir anda, duygusal patlamalarını bastırması, heyecanını kontrol altına alması ve intikam duygusundan kendi iradesiyle vazgeçmesidir. Dolayısıyla hilm, cehil patlamasını dizginleyebilen yüksek bir ahlaki olgunluk halidir. Hilm sahibi bir kimse; duygusal dünyasına sınır çizmeyi, kör ihtiraslarını hezimete uğratmayı ve muhatabı ne kadar kışkırtıcı olursa olsun soğukkanlılığını yitirmeyerek sükûnetle hareket etmeyi başarır. Türkçedeki “Öfkeyle kalkan zararla oturur” atasözü, mezkûr ahlaki hakikatin en yalın özetidir. Toplumsal yaşamda insanların karşı karşıya kaldığı felaketlerin, yıkılan yuvaların ve kan davasına dönüşen husumetlerin kök kaynağında; bireylerin kriz anlarında kendilerini kontrol edememeleri ve öfkeyi yönetememeleri yatmaktadır.
Allah'ın İsimlerinden, El-Halim C.C.
El-Halîm, aynı zamanda Yüce Allah’ın en güzel isimlerinden biridir. İmam-ı Gazâlî’nin derinlikli okumasıyla El-Halîm; kendisine açıkça isyan eden, emir ve yasaklarını ihlal eden kullarını gördüğü halde ilahi öfkesine kapılıp onları anında helak etmeyen, aksine kulla Yaratıcı arasındaki bağın yeniden kurulabilmesi adına cezada acele etmeyip fırsat tanıyan Yüce Yaratan’ın mutlak ahlakını simgeler. Kur’an-ı Kerîm’de sonsuz güç sahibi olan Rabbimizin isyankâr kullara mühlet tanıması hususunda şöyle buyrulmaktadır: “Eğer Allah insanları işlediklerine karşılık hemen yakalayıverseydi, yeryüzünde bir canlı bırakmaması gerekirdi. Ama onları belli bir süreye kadar erteler. Süreleri gelince gereğini yapar. Doğrusu Allah kullarını görmektedir.” (Fâtır, 45)
Öfke anında nefse hakim olmak
Soyut bir normatif ilke olmanın ötesinde ahlakî bir değer olan hilm, ancak sosyal ilişkilerin çetin zemininde ortaya çıkar. İnsanın kendi kabuğuna çekilerek münzevi bir yaşam sürerken hilm sahibi olduğunu iddia etmesi pratik bir karşılık üretmez. Sorumluluk makamında bulunan kişilerin, kendilerine yöneltilen en sert eleştiriler karşısında dahi tepki verirken ölçülü olmaları şarttır. Anlık heyecanlara kapılarak muhatabı kırıp döken sert üsluplar yerine; karşı tarafı derin bir vicdan muhasebesine sevk edecek, yaptığından pişman kılacak düzeyde kuşatıcı ve yumuşak bir söylem benimsenmelidir. Nitekim erdemli bir insandan beklenen; ezme gücünü elinde bulundurduğu anlarda dahi affetme büyüklüğünü sergileyebilmesidir. Ancak burada hassas bir ayrımın altını çizmek icap eder. İslam ahlak teorisi, insandaki öfke duygusunu biyolojik ya da psikolojik olarak tamamen söküp atmayı hedeflemez. Zira insan fıtratına yerleştirilmiş olan öfke potansiyeli; kişinin kendi hukukunu, canını, malını, namusunu, vatanını ve mazlumları savunması için gerekli olan koruyucu bir savunma mekanizmasıdır (şecaat). Kendi temel hakları gasbedilirken veya bir masuma zulüm edilirken hiç öfkelenmemek bir erdem değil; pısırıklık, duyarsızlık ve ahlaki bir zillet, yani rezalettir.

Öfkenin yönetilmesi gereken durumlar
Bu noktada öfkenin İslam ahlakındaki yeri iki temel katmanda tefrik edilmelidir:
Öfkenin bastırılması gereken alanlar: Kişisel hırslar, ego çatışmaları, gurur meseleleri, aile içi önemsiz tartışmalar, sosyal mecralardaki polemikler ve gündelik yaşamın stresiyle tetiklenen durumlardır. Bu alanlarda öfkelenmek cehil patlamasıdır ve mutlak surette hilm ile dizginlenmelidir.
Öfkenin onurlu bir duruşa dönüştürülmesi gereken alanlar: Adaletsizlik, sistematik zulüm, kul hakkı gaspları, mazlumların ezilmesi ve mukaddes değerlere yönelik tecavüzlerdir. Burada öfke kişisel nefret değil; adaletin tecellisi için sergilenen meşru bir tepki ve haksızlığa karşı duruş biçimidir.
Modern dünyanın hızı, dijitalleşme ve stres ortamı; çağdaş insanı öfke kontrolü konusunda kırılgan hale getirmiştir. Günümüz toplumlarında yaşanan şiddet sarmalında hilm ahlakının eksikliği net bir şekilde görülür: Gündelik yaşamda, trafikte küçük bir yol verme tartışması yüzünden çıkan ve ölümcül kavgalara dönüşen vakalar; cehil halinin somut göstergesidir. Birkaç saniyelik gecikmeye tahammül edemeyip aracından elinde kesici araçlarla inen zihniyet, duygularına yenik düşmüş cehil insanının güncel örneğidir. Oysa hilm sahibi bir sürücü, kural ihlali karşısında derin bir nefes alarak soğukkanlılığını koruyan, “Cana geleceğine mala gelsin” diyerek tebessümle yoluna devam eden kimsedir.

Egonun emrinden çıkarılmalı
Netice olarak; öfkeyi büsbütün yok etmek imkânsız ve fıtrata aykırıdır. Esas olan, öfkeyi egonun emrinden çıkarıp; aklın, vicdanın, adaletin ve hilmin denetimine sunabilmektir. Şahsi meselelerde ve gündelik gerilimlerde müsamaha, af ve hilm ilkesi; adalet, masumiyet ve kutsallar söz konusu olduğunda ise hukuk çerçevesinde kararlı bir duruş sergilenmelidir. Şiddetten arınmış bir yaşamın yegâne yolu; Allah’ın El-Halîm isminden ilham alarak hilm ahlakını hayatın her alanında ihya etmekten geçmektedir.
Y. Şafak - Prof. Dr. Ramazan Altıntaş