Men karae külle leyletin izâ vaka'ati'l-vâkıa lem yusibhu fakrun ebeden ve men karae külle leyletin lâ uksimu bi-yevmi'l-kıyâmeh lekıya'llâhe yevme'l-kıyâmetive vechuhû ke'l-kameri leylete'l-bedri.
İki sûrenin sevabına dair bir hadîs-i şerîf nakledilmiş.
İbn Asâkir'de kaydedilmiş. Buyurmuş ki Peygamber Efendimiz;
Men karae külle leyletin. "Her bir gece her kim izâ vaka'ati'l-vâkıa sûresini okursa ona asla fakirlik uğramaz. Her gece bir kimse lâ uksimu bi-yevmi'l-kıyâmeh sûresini okursa kıyamet gününde Allah'a yüzü ayın on dördü gibi pırıl pırıl parlak bir şekilde kavuşur."
Bu iki sureyi ezberlemek lazım değil mi?
Bu hadisleri neden okuyoruz?
Hak bellediğimiz şeyi tatbik edeceğiz.
İzâ vaka'a sûresini ezberlemek lazım; insan fakirlik çekmeyecek. Okumak lazım. İlk önce yüzünden okursunuz okursunuz, sonra ezberlenir. Sonra lâ uksimu bi-yevmi'l-kıyâmeh sûresini de okumak lazım ki çünkü bazı yüzler o gün kapkara olacak...
Yevme tebyaddu vücûhun ve tesveddü vücûh... "Kıyamet gününde bazı yüzler kapkara olacak, bazı yüzler pırıl pırıl nurânî olacak."
O yüzü ak olanlardan, hem de ayın on dördü gibi pırıl pırıl olanlardan olmak için o sûreyi okumak lazım.
Bunun bir hikâyesini de mecmuamızda yazmıştık.
İbn Mes'ûd radıyallahu anh ki İmâm-ı Âzam Efendimiz'in de feyiz aldığı kimsedir. Müfessirlerin pîri sayılır. Abdullah b. Mes'ûd radıyallahu anh ölüm döşeğine yatmış. Ağır hasta, ölecek, belli, tamam. Ne yapalım, ölüm hak. Hz. Osman-ı Zinnûreyn yanına ziyarete gitmiş ve diyor ki;
"Ey İbn Mes'ûd!"
Birisi Hz. Osman, dört halifeden üçüncüsü, meşhur Hz. Osman; Kur'ân-ı Kerîm'i toplayan, Peygamber Efendimiz'in iki tane kerîmesine -peşpeşe yani vefat edince ötekisi olmak üzere- sahip olmuş olan bahtiyar, aşere-i mübeşşereden kimse. Gelmiş, İbn Mes'ûd radıyallahu anh'a diyor ki;
Mâ teştekî? "Şikâyetin ne, hastalığın ne?"
O mübarek de... İnsanlar ne kadar haddini bilip yükseldikçe ne kadar mütevazı oluyorlar... Yüksek insanlar ne kadar mahviyetkarâne hareket ediyorlar.
"Şikâyetin nedir?" diyor, latife olarak cevap veriyor;
Zünûbî diyor; "Günahlarım."
Miden mi ağrıyor, başın mı ağrıyor, dizinde mi ağrı var, derdin nedir, sıkıntın nedir?
Onu söyleyip de sevabını kaçırtır mı; söylemiyor. "Şuram ağrıyor, buram ağrıyor, öldüm, bittim, ah, vah..." demiyor da " Nedir şikâyetin?" deyince lafı çevirttiriyor; "Günahlarım." diyor. "Günahlarımdan şikâyetçiyim, derdim o."
Şaka yapıyor. Bir çeşit latife ile cevap veriyor.
Ve mâ teştehî? "Ne arzu ediyorsun? Arzu ettiğini alayım."
Helva, börek, çörek, neyse, o zamanın imkânlarıyla... Hastanın canı hani bir meyve çeker; "Ah bir nar olsa da... Canım ekşi nar istedi..."
Hastaların canı böyle bir şeyler çeker.
"Ne canın çekiyor? Ne istiyorsun? Neye iştiha duyuyorsun?"
Ona da yine latifeli cevap veriyor, diyor ki;
Rahmete rabbî.
Verebilir misin?
"Rabbimin rahmetini canım çekiyor. Onu istiyorum." diyor.
Meyve sebze, yiyecek içeçek, tatlı tuzlu demiyor da "Rabbimin rahmetini..."
Bakıyor o cevap da öyle, bu sefer Hz. Osman başka bir soru soruyor, diyor ki;
Hel âmuru leke bi-tabîb? "Sana emredeyim mi bir tabip, bir doktor gelsin mi?"
Diyor ki;
Lâ hâcete lî fîhi. "Benim doktora ihtiyacım yok." Ve't-tabîbu emradanî. "Beni doktor hasta etti."
Hangi doktor hasta etti? Yanlış ilaç mı verdi?
Hayır. Doktorların doktorları Allahu Teâlâ hazretleri o hastalığı ona nasip etmiş;
"Bana asıl şifayı verecek olan Zât bu hastalığı nasip etmiş. Allahu Teâlâ bana hastalığı nasip etmiş. Doktor filan istemem." diyor.
Her cevap böyle nükteli geliyor.
"Sana biraz para pul, altın para, dinar, dirhem vereyim mi?"
"Ona da ihtiyacım yok." diyor.
Para teklif ediyor; "İhtiyacım yok." diyor, " İşte görüyorsun, hastayım, öleceğim, ne yapayım parayı?" diyor.
Gözü tok.
Yekûnu min ba'dike li-benâtike... "Sana lazım olmasa senden sonra kız çocuklarına lazım olur."
Demek ki İbn Mes'ûd'un geride kız çocukları kalmış. Babaları ölecek, kız çocukları geride kalacak. Hz. Osman "Onlara kalır." diyor.
E tahşâ li-benâtiye fakran? "Sen benim kız çocuklarımın fakirliğe düşmesinden mi korkuyorsun?" diyor Hz. Osman'a.
"Ben onlara izâ vaka'a sûresini öğrettim." diyor. Ve "Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden duydum ki;
'Kim izâ vaka'a sûresini her gece okursa asla ona fakirlik, yoksulluk bulaşmaz, gelmez.' dedi." diyor.
Râvi bunu duyduktan sonra her gece okumaya başlamış.
Biz de her gece okuyalım dedik de seyahatti, şunuydu bunuydu, aksatıyoruz. Siz aksatmayın inşaallah. İzâ vaka'a sûresini her gece okuyun.
İşte bak, burada o hadîs-i şerîf çıktı. İza vaka'a'yı ve lâ uksimu bi-yevmi'l-kıyâmeh sûresini...