Men eddâ zekâte mâlihî fe-kad zehebe anhü şerrüh.
Câbir ibni Abdullah hazretlerinden rivayet edilmiş. Bu hadîs-i şerîfte zekât hakkında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki:
Kim malının zekâtını öderse müstahak olanlara verirse Fe-kad zehebe anhü şerrüh. "Muhakkak o malın şerri onun üzerinden gider."
Biraz açıklayalım. Demek ki malımızın üzerinde fukaranın hakkı var.
Neyle belli?
Çok âyetlerle belli.
Ve fî emvâlihim hakkun li's-sâili ve'l-mahrûm.
Zekât hakkında çok âyetler var. Malımızda fukaranın hakkı var. Peygamber Efendimiz onun için "öderse" diyor. Bu hakkı ödeyeceğiz, boynumuzun borcu; "istersem veririm istemesem vermem" tarzında değil. Paramızla, malımızla üzerimize terettüp eden bu mâlî vecibemizi yerine getireceğiz, fakire vereceğiz, yerine vereceğiz. nerelere verilmesi gerekiyorsa vereceğiz. Böyle yaparsak malımızın şerrinden kurtulmuş oluruz veyahut üzerimize gelecek şerden yakayı sıyırmış oluruz.
Nedir? Eğer bir insan malının zekâtını vermezse;
Dünyada malı âfetlere uğrar. Birisini anlattılar; Kapalıçarşı yangını çıkmış, demişler ki; "Kapalı çarşı yanıyor duymadın mı? Senin dükkânın da Kapalıçarşı'da."
Demiş ki; "Bildiğim kadarıyla malımın zekâtını muntazam verdim. Umarım ki Mevlâ benim dükkânımı yakmaz." yangının ortasında tek kalmış dükkanı. O zaman ismini söylemişlerdi şimdi aklımda değil.
Yine bir başka ihvanımızdan kardeşimiz, ağabeyimiz, büyüğümüz baba dostumuz bir kimse vardı. Onun da dükkânının yanına kadar olan bütün dükkânlar yandı, tam orada durdu, onun dükkânına bir zarar gelmedi. Dünyada afetleri olur. Zekatı verilmedi mi malın insanın başına çeşitli felaketler gelir. âhirette de Allah'a âsi olmanın, zekât vermemenin cezası ayrıca çekilir.
Zekâtı ne zaman olursa vermek lazım. "Ramazan geçti." Demeyin, ne zaman olursa verilir. Ramazan'da verilir, Ramazan'dan sonra verilir. Malın üzerinden tam bir sene geçince onun zekâtı verilir. Koyunlar için başkadır, sığır için başkadır, her şeyin bir ölçüsü vardır; ilmihâl kitaplarında genişçe yazılmıştır. Malınızın zekâtını verin.
Allahu Teâlâ hazretleri zekâtı verilen malı bereketlendirir, zekâtı verilmediği zaman insanın başına çok çeşitli sıkıntılar, dertler gelir. O insan cimrilikten kurtulmuş olmaz; bir insanın cimrilikten kurtulmasının ilk şartı, ilk emaresi onun zekât vermesidir. Zekâtı vermezse cömert değil, kendisinin olmayan malın üzerinde duruyor; fukaranın malı, malının arasına karışıyor.
Zekât Arapça'da "temizlemek" demektir.
Neden o paraya zekât ismi verilmiştir?
Onu çıkarıp verdiğin zaman malın temiz oluyor; aksi takdirde malın şaibeli kalıyor. Üzerinde başkasına ait mal var. "Senin kasanda, kesende, senin elinin altında. Başkasının malını tasarruf etmeye, vermemeye utanmıyor musun?" gibi kirli oluyor. Onu bilerek malınızın zekâtını vermekten çekinmeyin. Allahu Teâlâ hazretleri zekât verirsen malı artırır. Peygamber Efendimiz yeminle söylüyor:
"Vallahi verilen sadakadan mal azalmaz."
Sadaka hem "nafile sadaka" hem de "zekât" mânasına gelir. Verilen şeyden mal azalmaz; Allah başka bir yerden bereket verir, artırır.
Bunu iyice bilin. Çok misaller var. Günümüzden hakikî misaller var.
Birisi gelmiş. Bir dükkandan para almak için. Tanıdığımız bir hacı kardeşimiz anlattı. "Filancanın dükkanına gittim."
Dükkân sahibi; 'Siz piyasayı dolaşın, alacağınız yerlerden alın, bana akşam gelin.' dedi. Akşamüstü gittik, o zamanın parası ile 'üç beş bin lira verir' diye düşündük, Piyasayı da gezdiler gördüler kimin ne kadar para verdiğini. Küçücük dükkan. Çıkartmış elli bin lira verdi; bizim umduğumuzun on misli fazlasını verdi. Hangi zamanda? Mesela bundan yedi, sekiz sene önce. O zaman elli bin lira vermiş. Verirken de; 'İnşaallah önümüzdeki sene daha çok vereceğim, bu sene bu kadarcık verdik, kusuruma bakmayın.' dedi. Bu da güzel bir şeydir. Hayırlı şeylere şimdiden niyet edin. Zekatımı bu ramazanda vermiştim ama önümüzdeki ramazanda inşallah gene vereceğim daha çok vereceğim filan diye. İyi şeylere niyet etmekte fayda vardır çünkü insan bir hayra niyet edip de yapmasa bile Allah ona ecir verir. Bunu bilin, iyi şeylere niyet edin önceden. Bir dahaki sene gittik; o şahıs iki yüz elli bin lira verdi." dedi. Bir senede iki yüz elli bin lira vermiş ikinci gidişlerinde Bir daha ki sene bir dahaki sene derken, bana anlattıkları senede yirmi milyon bir yere vermiş. Bir iki milyonda bizim tanıdığımız bir başka yere vermiş. Başka yerlere vermese bile yirmi iki milyon vermiş. Yirmi iki milyon zekat verince kendisinin malı ne kadar demek? Allah daha çok vermiş.
Demek ki evvelki senelerde hulûs-i kalp ile beş bin lira, elli bin lira verirken Allah işini geliştirmiş geliştirmiş milyonlar verecek hâle getirmiş. İşte canlı misali... İsterseniz gelin adını söyleyeyim, isterseniz adresini vereyim gidin kendisine sorun. Menkibeleri hep kitaplardan nakledecek değiliz ya. Zamanımızda da Allahu Teâlâ hazretleri iyi kullara mükâfat verir eskiden de. Zamanımızda da Allahu Teâlâ hazretlerinin çeşitli kerametleri, ikramları kullar üzerinde görülür eskiden de görülmüş.
Hep kitaplarda değil ki. Allahın iyi kulları eskiden de yaşamış şimdi de var. Sen bilmezsin ben bilmem ama Allah'ın has kulları vardır. Senin gafil gafil yatıp uyuduğun zamanda geceleyin gözyaşı döküp ibadet eden, nice hayırlar peşinde koşan, nice Allah'a has halis ibadet eden kullar vardır. Sen kendini düzeltmeye bak, hüsn-ü zan eyle.